
Mesnevî’den Arap Nahivcinin Gemiciyle İmtihanı
Bir zamanlar, kendini ilimde eşsiz gören, kibri gözlerinden akan bir nahiv âlimi vardı. Nahiv, Arapça dil bilgisi demektir. Bu âlim, o ilimde öylesine mahirdi ki, herkesi kendinden aşağı görür, kimseyi beğenmezdi.
Bir gün bir gemiye bindi. Gemideki basit görünümlü gemiciye dönüp onu sınamaya, ona akıl vermeye ve onu aşağılamaya karar verdi. Âlim, gemiciye sordu: “Söyle bakalım, sen hiç nahiv okudun mu? Arapça dil bilgisi öğrendin mi?” Gemici mahcubiyetle cevap verdi: “Hayır, efendim, ben nahiv bilmem.” Bunun üzerine âlim, burnundan kıl aldırmaz bir tavırla: “Yazık! Ömrünün yarısı boşa gitmiş demektir!” diyerek onu küçümsedi.
Gemici bu söze çok içerledi. İçinden öfke dalgaları yükseldi, gönlü derinden kırıldı. Fakat, olgun bir insan gibi davrandı, dilini tuttu ve hemen cevap vermedi. Şimdilik susmayı tercih etti.
Bir müddet sonra gemi yolu yarılamış denizin ortasına gelmişti. Derken birden hava değişti. Rüzgâr şiddetlendi, deniz azdı ve gemi korkunç bir girdabın içine düştü. Dalgalar gemiyi yutmaya başladı. Herkes panik içinde kıvranırken gemici, o kibirli nahiv âlimine dönüp bağırdı: “Söyle bana! Yüzmeyi biliyor musun?”
Nahiv âlimi, rengi sararmış, titreyen bir sesle cevap verdi: “Hayır… Bilmem. Bende yüzgeçlik arama, ben kara âlimiyim!”
Bunun üzerine gemici, o âlimin yüzüne karşı acı ama kesin gerçeği söyledi: “Ey nahiv âlimi! O hâlde bütün ömrün boşa gitmiş! Çünkü bu gemi batmak üzere. Burada nahiv, yani dil bilgisi değil, mahiv, yani yok olma, nefsi terk etme, benlikten sıyrılma bilgisi gerekir. Eğer mahiv bilgisini biliyorsan, hiç korkmadan denize dalar, kurtulursun.”
Gemici devam etti: “Bilmez misin ki deniz suyu, ölüyü başının üstünde taşır, yüzeye çıkarır. Ama denize düşen adam diri olursa, can havliyle çırpınır, boğulur gider. Kurtuluş, ölmekte gizlidir. Sen de eğer nefsin arzularından, yani kibirden, gururdan, bencillikten, makam sevdasından, dünyalık hırsından, şöhret tutkusundan, kendini beğenmişlikten öldüysen, işte o zaman hakikat sırları denizi seni başının üstünde taşır. Ama sen hâlâ bu nefsin arzularıyla diriysen, boğulursun.”
“Ey âlim! Sen halka eşek diye hakaret ederdin. Ama şimdi bak, buz üstünde kalmış, çaresiz bir eşek gibi orada öylece duruyorsun! İstersen dünyanın en büyük âlimi ol, bu girdabın karşısında ne dünyanın, ne zamanın hiçbir kıymeti yok. Şimdi sen, dünyanın da yokluğunu, zamanın da yokluğunu gör!”
Mevlânâ bu hikâyeyi anlatır ve ekler: “Bu nahivci hikâyesini, size mahiv, yani nefsi yok etme dersini öğretmek için anlattık. Bütün ilimlerin özü, aslında nefsi terbiye etmekte gizlidir. Çünkü bu kuru bilgiler, bir testi gibidir. Oysa gerçek ilim, engin bir deniz gibidir. Biz o dolu testileri o engin denize götürüyoruz. Ama eğer bizim aslında ne kadar aciz olduğumuzu bilmezsek, gerçekten eşekten farksız oluruz. O Arap nahivci, bu engin ilim denizini bilmediği için kusurluydu. Ama bu denizi gören kişi, testisini taşımaz, hemen kırar. Çünkü testi kırıldığında su dökülmez; asıl sağlamlık o kırılmadadır.”
Kaynak
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî – Mesnevî-i Şerîf
Çeviri: Veled Çelebi (İzbudak)
Cilt 1, Beyit No: 2835 – 2850
Not: Bu anlatım, orijinal beyit sırasına ve Veled Çelebi tercümesine birebir sadıktır. Hiçbir yorum eklenmemiş, anlamdan sapılmamış, sadece şiirsel ifade doğal bir düzyazı hikâye anlatımına dönüştürülmüştür. “Nahiv” ve “mahiv” terimleri aslına uygun olarak korunmuş, yanlarına Türkçe açıklamaları eklenmiştir.
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
📺 Aşağıda bu konuyla ilgili hazırladığım video yer almaktadır.