Dulkadiroğulları Devleti Üzerinde Osmanlı-Memluklu Rekabeti


Son Güncelleme Zamanı:

Prof. Dr. Remzi KILIÇ
Özet:

Dulkadiroğulları Devleti (1337-1522) Elbistan, Maraş merkezli önemli bir Türkmen devletidir. Dulkadiroğulları Devleti Orta Anadolu’da Tokat’tan Halep’e kadar uzanan sahada hâkimiyet kurmuş ve iki yüz yıla yakın yaşamıştır. Osmanlı ve Memluklu devletleri arasında özellikle XV. yüzyılın ikinci yarısında Dulkadiroğulları Devleti üzerinde kıyasıya bir rekabet söz konusu olmuştur. Bilhassa, Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) ile II. Bâyezit (1481-1512) devirlerinde, Dulkadiroğulları tahtına kimin “Bey” olarak geçeceği hususunda, Osmanlı-Memluklu sultanları arasında sürekli bir mücadele ve üstünlük yarışı meydana gelmiştir.

Osmanlılar, Alâuddevle Bozkurt Bey’in Dulkadiroğulları tahtına geçmesi için çaba sarf ederken, Memluklar Şah Budak Bey’i tahta geçirmek için uğraşmışlardır. Osmanlılar bu hususta üstünlüklerini kabul ettirmişlerdir. Ancak Memluklu sultanları da asla rekabetten geri kalmamışlardır. Bir biçimde ne yapıp yapıp Dulkadiroğulları Devleti üzerinde Osmanlı Devleti’ne karşı nüfuzunu kullanmaya devam etmek istemişlerdir. Hatırı sayılır orta ölçekli bir Türkmen devleti olan Dulkadiroğulları da siyasetleri gereği bazen Memluklu sultanlarına, bazen de Osmanlı sultanlarına yakın olarak, siyasî varlık ve hâkimiyetlerini sürdürmeyi başarmışlardır.

Osmanlı Devleti; Mısır, Suriye, El-Cezire, Güney Anadolu ve Hicaz’a sahip olan Memluklu Devleti ile XIV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dostâne münasebetler içerisinde olmuşlardı. Memluklu sultanları, Rumeli’de fetihler kazanan bu gâziler ocağını hep desteklemişlerdi. Osmanlılar’da devamlı başarılar kazandıkça hediyeler ile Memluklu sultanlarına iltifat etmekteydiler. I. Bâyezit (1389-1402) ve II. Murat (1421-1451) devirleri iki devlet arasında böyle müspet ilişkiler ile geçmişti.

Ancak, Fatih Sultan Mehmet ve II. Bâyezit devirlerinde durum değişmiştir. Dulkadiroğulları meselesi ve Hicaz Su Yolları meselesi ön plana çıkmıştır. Osmanlı Devleti ile Memluklu Devleti 1485-1491 yılları arasında altı defa savaşmışlardır. Çukurova, Tarsus, Adana ve havalisini ele geçirmek, Suriye topraklarına kadar hâkimiyetini genişletmek ve Hicaz bölgesine hizmet edebilmek için Osmanlılar, Memluklu sultanları ile mücadele içerisine girmişlerdir.

XVI. yüzyılda Osmanlı Devleti, iki yüz yılı aşmış bir Müslüman–Türk devleti idi. Fatih Sultan Mehmet ile başlayan ve II. Bâyezit ile devam eden Osmanlı-Memluklu ilişkileri, adetâ Sünnî İslam’ın bayraktarlığını el’de tutma mücadelesine dönüşmüştür. Osmanlılar, Türkler’de öteden beri var olan “İlây-ı Kelimetullah” ve “Nizâm-ı Alem” anlayışına dayanarak, Sünnîliği bir devlet siyaseti haline getirmişlerdi. Yavuz Sultan Selim (1512-1520) ve Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) aynı siyaseti takip etmişlerdir. 1514 yılında Çaldıran savaşı ile Şii-Safevîlere ağır bir darbe indiren Yavuz Sultan Selim, Sünnî Müslüman olan Dulkadiroğulları’na 1515’de bir sefer düzenleyerek Elbistan-Maraş ve havalisini Osmanlı Devleti hâkimiyeti altına almıştır.

* Niğde üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölüm Başkanı ve Öğretim üyesi, kilicremzi@gmail.com

Giriş:

Dulkadiroğulları Devleti’nin kurucusu Zeyneddin Karaca’ya Memluklu Sultanı tarafından Kahire’ye çağırılarak, Türkmenlerin Emîri olarak kabul edildiğine dair bir menşur verilmiştir. Böylece 1337 yılında Memlukların himayesi altında Maraş ve Elbistan havalisinde yaklaşık iki asır kadar devam edecek olan bir beyliğin temeli atılmış oluyordu. Karaca Bey’e Elbistan-Maraş bölgesine dönerken Kahire’de muhteşem bir tören yapıldı ve zamanın adetlerine göre maiyetini teşkil eden Türkmenlerin her birine kıymetli hediyelerle birer hil’at verilmiştir[1]. Kuruluşu bu şekilde gerçekleşen Dulkadiroğulları Devleti’nin Mısır ve Suriye’de hüküm süren Memluklar tarafından kendilere tâbi bir Türkmen devleti olduğunu görmekteyiz.

Osmanlı Devleti ile Memluklu Devleti arasındaki iyi münasebetlerin karşılıklı mücadeleye dönüşmesi Sultan II. Mehmet zamanında başlamıştır, diyebiliriz. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı Devleti’ni İslam Medeniyeti’nin en büyük siyasî kudreti yapmak istemiştir. Fatih Sultan Mehmet’in Hicaz güzergâhındaki su yollarının tamiri meselesiyle, Dulkadiroğulları arasındaki beylik mücadelesinden ve bir teşrifat meselesinden dolayı Memluklu sultanıyla araları açıktı. Fatih Sultan Mehmet, Hicaz’dan dönen ulemadan birinden, hacıların yollarda susuzluktan çok sıkıntı çektiklerini duymuş ve 1459’da Memluklu Sultanı Seyfeddin İnal’a bir mektup göndererek su yollarını tamir ile imkan nispetinde yeni havuzlar yapmasına müsade istemiştir. Seyfeddin İnal’da bu müracaatı müdahale ve Mekke emîrini tahrik sayarak yapılan teklifi reddetmiş ve bu hadise iki taraf arasında gerginliğe ve soğukluğa neden olmuştu[2].

Bununla beraber öteden beri, Osmanlılar ile Memluklar arasında bir anlaşmazlık konusu olan Dulkadirli toprakları meselesi gün geçtikçe kritik bir hal aldı. Fatih’in Osmanlı topraklarına katmayı düşündüğü Dulkadirli toprakları üzerinde Mısır Memlukları hassasiyetle duruyorlardı. Oysa, Fatih Sultan Mehmet, damat olduğu Dulkadirli topraklarına Memlukların el uzatmasına tahammül edemiyor, her şeyden önce kayınbabasına ve kayınlarına ait olan bu toprakların eğer bir tarafa bağlanması icap ediyorsa, o tarafın Osmanlı tarafı olmasını istiyordu. Çünkü güneye doğru yönelmek gerekirse, Osmanlı kuvvetlerinin Mısır’a gidebilmesi için önce Dulkadiroğulları topraklarının Osmanlıların hâkimiyeti altına alınması gerekiyordu. Fatih Sultan Mehmet’in Dulkadir Beyliği ile yakından ilgilenmesi bir bakıma Mısır yolunun güvenlik altına alınması anlamına geliyordu. Çünkü iki devletin Dulkadirli ülkesi toprakları üzerindeki iddiaları, kendi devletleri bakımından Osmanlı ve Memlukları Dulkadiroğulları’nı himayeye ve nihayet onlara fiilen yardımda bulunmaya sevk etti. Her iki tarafın fiilen Dulkadıroğulları’na müdahalesi aralarının rekabetle açılmasına sebep olmuştur[3].

Aslında Memluklu-Dulkadirli mücadelesi de başlangıçtan itibaren hep var olagelmişti. Dulkadiroğulları Devleti’nin kurucusu Zeyneddin Karaca Bey, Beyliği’ni büyütmek ve genişletmek için Memluklara karşı giriştiği mücadele sonucu esir edilmiştir. 1353 yılında Karaca Bey, Memluklu askerlerine karşı mağlup olmuş, götürüldüğü Kahire’de Bâbu Züveyle’de işkence ile idam edilmişti. Bu kapı da Şehsuvar Bey de 1472’de idam edilecektir[4].

Dulkadir Devleti, Fatih devrinde Osmanlı, Akkoyunlu ve Memluklu devletlerinin nüfuzlarının çarpıştığı bir yer idi. Bilhassa Fatih’in kayınbabası olan Dulkadir Beyi Süleyman Bey vefat ettikten sonra oğulları arasındaki anlaşmazlık, komşu devletlerin Dukadiroğulları üzerindeki iştahlarını artırdı. Süleyman Bey’den sonra Dulkadir Beyi olan oğlu Melik Arslan Bey (1454-1465), Dulkadir topraklarını bir müddet Uzun Hasan’a karşı müdafaa etmiş, neticede bir kısım yerleri ve bu arada Harput’u ona bırakmak zorunda kalmıştı. Bundan dolayı şikayet etmek ve yardım almak üzere Mısır’a gitmiş olan Arslan Bey, yine o sıralarda Kahire’de bulunan kardeşi Şah Budak Bey tarafından öldürülmüştü[5].

Dulkadiroğulları Devleti Üzerinde Fatih Devri (1451-1481) Osmanlı- Memluklu Rekabeti:

Osmanlı Devleti ile Memluklu Devleti arasındaki asıl münaferetin ve mücadelenin sebebi Dulkadiroğulları üzerindeki hâkimiyet-rekabet meselesidir. Kuruluşundan itibaren Memluklara tâbi olan Dulkadirli hanedanı arasındaki beylik ve saltanat davasına, akrabalık sebebiyle Osmanlıların müdahaleleri yüzünden olmuştur. Vaktiyle Fatih’in dedesi Çelebi Mehmet, Dulkadiroğlu Süli Bey’in küçük kızı ile evlenmişti. Fatih Sultan Mehmet’te Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı Sitti Mükrime Hanım’ı almıştı. 1465 senesinde Fatih Sultan Mehmet’in kayınbiraderi olan Melik Arslan Bey, Dulkadir Beyi idi. Melik Arslan’a karşı çıkan kardeşi Şah Budak, muhalefet bayrağını açarak Kahire’de bulunduğu sırada 1465’de kardeşi Melik Arslan’ı öldürtmüş ve Memluklu Sultanı tarafından Dulkadiroğlu beyliği kendisine verilmişti[6].

Şah Budak Bey, Maraş ve Elbistan’a geldiği zaman Dulkadirli Türkmen beyleri bunun emirliğini kabul etmeyerek Osmanlıların yanında bulunan diğer kardeşleri Şehsuvar Bey’i isteyerek bunun kendilerine Bey yapılmasını Fatih Sultan Mehmet’ten ricâ etmişlerdir[7]. Şehsuvar Bey, 1465’de Osmanlı Devleti himayesine iltica ederek, aynı yıl bir menşur ile Artukâbad, Bozok vesair yerler kendisine verilmiş, amcası Rüstem Bey yerine emir olması için Memluklu sultanına bir mektup yazılmıştı. Dulkadiroğulları işine müdahale eden Osmanlı hükümdarı bir menşurla Şehsuvar Bey’i Dulkadiroğulları Bey’i tayin ederek bir miktar kuvvetle Elbistan’a göndermiştir. Bu suretle Şehsuvar Bey Duldiroğulları Devleti başına geçmiş (1466) ve Şah Budak Bey Memluklu ülkesine kaçmıştır[8].

Fatih Sultan Mehmet, Dulkadir Devleti’ni Mısır’daki Memluklara karşı himayesine almak istiyordu. Bu fırsatı değerlendirerek Şehsuvar Bey’i Bozok ve Dulkadir Türkmenlerinin başına geçirdi. Dulkadir Devleti’nin başına geçen Şehsuvar Bey, Memluk Sultanı Hoşkadem’in tâbiiyet teklifini reddetti. Bunun üzerine Memluklar, Şehsuvar Bey’in karşısına amcası Rüstem Bey’i çıkardılar. Şehsuvar Bey, amcasını bertaraf ettiği gibi, Memlukların elindeki Besni, Gerger, Birecik ve Rumkale şehirlerini de zapt etti. Memluk Sultanı Hoşkadem Dulkadir beyini cezalandırmak için Şam valisi Berdi Bey kumandasında bir orduyu Elbistan’a gönderdi. Şah Budak Bey’in kılavuzluk ettiği Memluklu ordusu önce 1467 yılı sonbaharında Turna Dağı eteklerinde, 1468 ilkbaharında ise Antep yakınlarında Dulkadirli kuvvetlerine yenildi. Şehsuvar Bey, yeni Memluk Sultanı Kayıtbay’a barış teklifinde bulunmuş ise de, Sultan Kayıtbay bunu reddederek, Dulkadirliler üzerine yeni kuvvetler sevk etmiştir[9].

Şah Budak, Memluklu takviye kuvvetleri ile Maraş ve Elbistan’a gelmiş ise de Şehsuvar Bey’e karşı başarılı olamamış, Memluklu kuvvetleri defalarca mağlup edilmiştir. Bu durum karşısında Memluklu Sultanı Kayıtbay, Fatih Sultan Mehmet’e mektuplar göndererek Şehsuvar Bey’i korumamasını rica etmiştir. Osmanlı hükümdarı II. Mehmet, Şehsuvar Bey’e daha ileri hareketlerde bulunmamasını bildirmişse de, Şehsuvar Bey bunu dikkate almamıştır. Bunun üzerine Osmanlılar’da Dulkadiroğulları’na yardımı kesmiştir.

Bu tarihlerde Anadolu üç büyük devletin menfaatlerinin çatıştığı bir ülke haline gelmişti. Osmanlı, Memluklu ve Akkoyunlu devletleri Anadolu’da hâkimiyetlerini genişletmek için Türkmen beylerinin dostluğunu kazanma yarışına girmişlerdi. Türkmen beyleri de kaybettikleri beylik mücadelesini kazanmak için sık sık destek gördükleri güçlü hanedanların katkısı ile bir gün ülkelerini tekrar ele geçirme çabası içerisinde idiler. Osmanlıların müttefiki olan Şehsuvar Bey, Memluklulara karşı giriştiği faaliyetlerden, Şam ve Halep valilerinin kendisine gönderdiği Sultan Fatih’e duymuş oldukları saygı mektuplarından bahsediyordu. Şehsuvar Bey, bilhassa Dulkadirli-Memluklu ihtilafı üzerinde durarak, Memluklular ile bir anlaşmaya varmanın mümkün olmadığını Fatih Sultan Mehmet’e bildiriyordu. Osmanlı hükümdarı, Şehsuvar Bey’e verdiği cevapta onun yaptığı hizmetleri takdir etmekle beraber, Dulkadirlilerin Memluklara saldırısını tasvip etmiyordu. Şimdilik Memluklar ile uzlaşma yoluna gitmesinin daha uygun olacağını bildiriyordu. Çünkü Fatih, Uzun Hasan ile arasının açık olduğu bir sırada Şehsuvar Bey’in Memluklar ile ihtilafa girmesini pek uygun görmemektedir. Oysa Şehsuvar Bey, Halep üzerine akınlar yaptırıyor ve Memluklar elinde bulunan Darende’yi kuşatmıştı. Sultan Kayıtbay ise Mısır’da Şehsuvar Bey’e karşı yeni bir sefer hazırlığı içerisindeydi[10].

Şehsuvar Bey, Dukadiroğulları’nın da bağımsız büyük bir devlet olması için gayret gösteriyordu. Osmanlı, Akkoyunlu veya Memluklu devletleri gibi kuvvetli bir hanedanlık oluşturmak istiyordu. O, Türkmenlerin ileri gelenleri ile yaptığı bir görüşmede kendisinin de Osmanlı hükümdarı gibi, bir sultan olduğunu ileri sürdükten sonra Fatih’in kendisine vermiş olduğu Osmanlı bayrağını yırtarak isyan bayrağını kaldırmıştı. Gerçekten Dulkadir Beyi müstakil bir hükümdar gibi davranarak, kendi adına hutbe okutmaya ve para bastırmaya başladığı gibi, Melik’ül-Muzaffer imzası ile yazdığı mektuplarda Suriye halkını kendisine itaate davet etti[11]. Mısır askerlerinin yapılan savaşlarda mağlubiyeti üzerine, Memluklar Şehsuvar Bey’den intikam almak için ağır ve kıymetli hediyeler ile Sultan Fatih’e başvurdular. Mısır hükümetinin Dulkadir memleketine karşı katiyen istilâ fikri beslemediği, Şehsuvar Bey’in te’dibine Osmanlı Devleti’nin razı olması halinde Dulkadir memleketinin Osmanlı idaresine geçmesine rıza gösterileceği beyan olundu. Sultan Fatih, bu teklifi uygun buldu ve Memluklu elçisine uygundur cevabı verilmiştir[12].

Dulkadiroğlu Şehsuvar Bey, 1471’de Memluklu ordusuna karşı yaptığı Antep savaşında mağlup olarak kaçıp Zamantı Kalesi’ne sığındı. Zamantı Kalesi’nde Şehsuvar Bey, Memluklu komutanı Emîr Yeşbek Devadar tarafından kuşatma altına alındı. Teslim olduğu takdirde kendisine yeniden Dulkadirli ülkesinin verileceği vadi ile kandırılıp teslim alındı ve Mısır’a gönderilip orada asılarak öldürüldü[13]. Karaman seferine katılmadığı için Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet, Şehsuvar Bey’e kızgın olduğundan O’na yardım etmemiştir. Memluklu kuvvetleri tarafından yakalanan Şehsuvar Bey, Kahire’de Bâbü’z-Züveyle’de 1472’de asılarak idam edilmiştir[14].

Dulkadiroğulları tahtına Şehsuvar Bey yerine, tekrar Memluklu Sultanı tarafından Şah Budak Bey tayin olundu. Şah Budak Bey’in Memluklar tarafından ikinci defa tayini üzerine, Osmanlı Devleti de diğer kardeşi Alâuddevle Bozkurt Bey’i bir miktar askerle Dulkadirli ülkesine gönderdi. Alâuddevle Bozkurt Bey, 1471’den itibaren mücadeleye atıldı ve Osmanlı Sultanı Fatih’in yardım ve desteği ile 1479‘da Dulkadir Beyliği’ni elde etmiştir[15]. Aslında Fatih, Dulkadirli ülkesini Osmanlı nüfuz ve hâkimiyeti altına almak istiyordu. Fakat Akkoyunlu padişahı Uzun Hasan ile mücadele, Karaman’ın fethi ve Batı’ya yapılan seferler, O’nun Dulkadiroğulları Devleti işlerine müdahalesine engel olmuştu. Alâuddevle Bey’in Osmanlı sarayına sığınması, bu arzusunu gerçekleştirmek isteyen Fatih Sultan Mehmet’e bir fırsat vermişti[16].

Alâuddevle Bey’in Fatih Sultan Mehmet’in yardımı ile Dulkadirli tahtını ele geçirmesi, zaten bozuk olan Osmanlı-Memluklu münasebetlerini daha da gerginleştirdi. Belki de Fatih’in son seferi Mısır üzerine yapılmış olacaktı. Çünkü Fatih, 3 Mayıs 1481 tarihinde Gebze’de ansızın öldüğü vakit doğuya doğru sefere çıkmış bulunuyordu. Fatih’in vefatı üzerine Alâuddevle Bey, ustaca bir manevra ile Memluklu tehlikesini uzaklaştırmakta geç kalmadı. Mısır’a “kendisinin kardeşinden daha bağlı ve itaatkâr olduğunu” bildirerek Sultan Kayıtbay’ı sakinleştirmeyi başardı. Alâuddevle Bey’in itaatinden emin olan Memluklu Sultanı Kayıtbay, Şah Budak Bey’i Şam Kalesi’ne hapsettirdi. Bununla beraber Alâuddevle Bey, Memluklu sultanına karşı davranışının Osmanlılar tarafından yanlış anlaşılmaması için yeni Osmanlı padişahı II. Bâyezit’e karşı dostluk münasebetlerine girişmeyi de ihmal etmemiştir[17].

Dulkadiroğulları Devleti Üzerinde II. Bâyezit Devri (1481-1512) Osmanlı-Memluklu Rekabeti:

II. Bâyezit, kendisine muhalefet eden kardeşi Gıyaseddin Cem Çelebi’yi dostça karşılayarak, onu mücadeleye teşvik eden Memluklu Sultanı Kayıtbay’ın Çukurova’ya hâkim olan Üçoklar ile Maraş ve Elbistan’a sahip olan Bozokları daimi baskı altında tutması üzerine, Dulkadirli Alâuddevle Bozkurt Bey’i himayeye karar verdi. Esasen, Dulkadir Beyi, II. Bâyezit’i Memluklar aleyhine teşvik etmekte idi. Başlangıçta, Osmanlılar’dan himaye gören Alâuddevle Bozkurt Bey, Memlukların Halep ve Safed naiplerini Nisan 1484’de arka arkaya mağlup etmişti. Kayseri valisi Yakup Paşa kuvvetleri ile birleşerek, Elbistan sahrasında Osmanlı askerinin gayreti ile Halep naibini öldürüp Rumkale, Birecik ve Antep naipleri ile Halep Büyük Hâcibi başta olmak üzere birçok Memluklu beyini esir etmiştir[18].

II. Bâyezit devrinde Osmanlı Devleti, Mısır ve Suriye’nin hâkimi ve İslam dünyasının en saygın hükümdarı olan Memluklu sultanına karşı uzun ve yıpratıcı bir seferler dizisi (1485-1491) başlatmıştır. Memluklar, Güney Anadolu üzerinde egemenlik iddia ediyor, kendilerini yalnız Dulkadiroğulları Beyliği’nin değil, Karamanoğulları Devleti’nin de hamisi sayıyorlardı. Osmanlılar ile Memluklar arasında açık rekabet, 1468’de Osmanlıların Karaman’ı fethiyle başlamış, Osmanlılar etkilerini Dulkadir Beyliği’ne de yaymaya kalkınca çekişme yeniden alevlenmişti. Ayrıca, Fatih Sultan Mehmet, en büyük gazi sıfatıyla, İslam dünyasında öncelik iddia ediyor, dolayısıyla bu sınır beylikleri üzerinde üstün hakları olduğunu ileri sürmekteydi. Sultan Mehmet’in vefatıyla yarıda kalan son Anadolu seferinin de Memluklar üzerine olması mümkündü[19].

Osmanlılar’a karşı Memluklu Sultanı Kayıtbay büyük hazırlıklara girişti ve askerlerine pek çok para dağıttı. Atabek ül-Asâkir Emir Özbek komutanlığında birçok emirlerini büyük Memluklu kuvvetleri ile Halep’e gönderdi. Emir Özbek verilen görev üzerine maiyetindeki kuvvetler ile Bağraz Dağı’nı aşıp Ceyhan Suyu kıyısında Ayas Hisarı’na vasıl oldu. Bu kale de toplar döktüren Emir Özbek, yeniden hareket ederek Adana Köprüsü’nü de geçti. Seyhan Suyu’nda Memluklu ordusunu durdurma çabaları fayda vermedi. Adana savaşında Osmanlı Paşaları şehit oldukları gibi pek çok Osmanlı askeri de Halep, Şam üzerinden Kahire’ye esir olarak götürüldüler[20]. Bu son durum üzerine, Ereğli’de bulunan Anadolu Beylerbeyi Hersekoğlu Ahmet Paşa, esas Osmanlı kuvvetlerinin başına geçerek Memluklara karşı savaşmışsa da o da esir edilmiştir. 1486 yılı Kasım ayında Emir Özbek zincirlere vurulmuş Osmanlı askerlerini halka teşhir ederek Kahire’ye merasimle girmiştir. Aralık 1486’da Kayıtbay Kahire’ye getirilen Hersekoğlu Ahmet Paşa ve Osmanlı askerlerini İstanbul’a dönmek üzere serbest bırakmıştır. Bu durum Memluklu Kayıtbay’ın Osmanlı padişahı II. Bâyezit ile anlaşmaya bir vesile aramasından ileri geliyordu[21].

Buna rağmen Osmanlıların Memluklu sultanına karşı büyük bir savaş hazırlığı içerisinde olduğunu görmekteyiz. Osmanlılar ile Memluklar 1485’den 1491 senesine kadar altı defa savaşmışlardır. Osmanlılar 1486’da Karamanoğulları Devleti’ni tamamen ortadan kaldırdıktan sonra Memluklara karşı Adana havalisini ve Gülek Kalesi’ni ve boğazını zapt etmişlerdi. Osmanlıların himayesi ile Dulkadiroğlu Alâuddevle Bozkurt Bey, Memluklara karşı mücadele etmesine rağmen mağlup olmuştu. Ayrıca Hersekoğlu Ahmet Bey, birçok komutan ile Memluklara esir düşmüş ve daha sonra serbest bırakılmıştı[22]. 1487 ‘de Veziriazam Davut Paşa maiyetinde bir Osmanlı ordusu ile sefere çıkarak, Adana ve Tarsus şehirlerini ve havalisini tekrar Memluklu kuvvetlerinden alarak, Varsaklı ve Turgutlu Türkmenlerini itaat altına almıştır. 1488 yılında ise Osmanlı Devleti, Memluklara karşı Rumeli Beylerbeyi olan Hadım Ali Paşa’yı Veziriazam olarak büyük bir Osmanlı ordusu ile Çukurova’ya göndermiştir. Nisan-Mayıs 1488’de Osmanlı ordusu, pek çok top-tüfenk olduğu halde, Konya-Ereğlisi, Gülek Boğazı, Adana, Tarsus, Ayas hisarı başta olmak üzere Küvâre, Nemrun, Milvan ve Kozan hisarlarını biri biri ardından zapt ettiler[23].

Daha sonra 1489 yılında Memluklu kuvvetleri, Osmanlıları mağlup ederek tekrar birçok şehir ve kale ele geçirmişlerdir. Osmanlıların Çukurova’dan çekilmeleri üzerine henüz mukavemet eden kalelerin büyük bir müşkilat içerisinde kaldıkları anlaşılmaktadır. Bu son mağlubiyete rağmen, Sis (Kozan) ve Tarsus kalelerini yeniden takviye ederek, Memluk sultanlığını tehdit eden kilit noktaları tutan Osmanlılar, Şam Türkmenleri’nin gayretiyle Şam Kalesi’nden kaçan Şah Budak’a yardımcı olarak yeni anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır. Bu sırada Veziriazam Davut Paşa’nın bir memurunu Sultan Kayıtbay’a göndererek sulh talebinde bulunması da dikkat çekicidir. Osmanlı kuvvetlerinin Çukurova’da Memluklara yenilmeleri, Bozok ve Üçok Türkmenleri ile diğer boy ve ulusların Memluklar tarafına geçmelerine sebep olmuştur. Nitekim Osmanlılar’a taraftar olan Dulkadiroğlu Alâuddevle Bozkurt Bey, Memluklu Sultanı Kayıtbay ile anlaşarak, oğlunu rehine olarak Mısır’a gönderdiği gibi, kızını da Atabek’ül-Asâkir Emir Özbek’in oğluna vermiştir[24].

Alâuddevle Bozkurt Bey’in Memluklar ile anlaşması üzerine, Osmanlılar kendilerine iltica eden Şah Budak Bey’e yardım etmeye karar vermişlerdir. Bu maksatla Amasya sancak beyi Hızırbey oğlu Mahmut Paşa ile Kayseri sancak beyi Mihaloğlu İskender Bey’i, Karaman Beylerbeyi Mahmut Bey’i birlikte Memluklar üzerine sefere göndermişlerdir. Ancak, Alâuddevle Bey’in büyük oğlu Bâyezit’in menşuru ile Kırşehir hâkimliği yapmış olan Şahruh Bey’i yakalayarak gözlerine mil çekmesi, Şah Budak Bey’in Türkmen ümerası ile arasının açılmasına sebep olmuştu. Memluklara karşı Elbistan civarında meydana gelen savaşta Şah Budak ve onunla işbirliği yapmış olan Osmanlı kuvvetleri yeniden mağlup oldular. Alâuddevle’nin tertibi ile kurulan bir tuzağa düşen Kayseri beyi İskender esir, oğlu ise maktul düştü. İbn-i Kemal, Aşık Paşazâde ve İdris-i Bitlisî gibi Osmanlı kaynaklarına göre Şah Budak, kardeşi Alâuddevle Bey’e esir düşerek İskender Bey ile birlikte Mısır’a Sultan Kayıtbay’a gönderilmiştir[25].

Bu sert ve acımasız savaşların sebebi başlangıçta, Dulkadirli Alâuddevle Bozkurt Bey idi. Bu yüzden Osmanlı Devleti ile Memluklu Devleti arası iyice bozulmuştu. Her iki devlet arasında Çukurova’da başlayan savaş altı yıl sürmüş ve genellikle Osmanlı kuvvetlerinin mağlubiyeti ile sonuçlanmıştır. Alâuddevle Bey, Osmanlıların yardım çağrılarına rağmen her defasında bir bahane bularak sefere katılmamıştır. Zira O her iki devletin çatışmasını kendi menfaatine uygun bulmuştu. 1491 yılında Osmanlı- Memluklu savaşının sona ermesinden sonra, Dulkadir Bey’i her iki devletle dost geçinmeye çalışmıştır[26]. Böylece devletini güçlü kılmaya çalışmış ancak, bir müddet daha saltanatının ömrünü uzatmaktan öteye gidememiştir.

Bundan sonra Osmanlı Padişahı II. Bayezit ile Memluklu Sultanı Kayıtbay arasında sürdürülen müzakereler, karşılıklı gidip gelen elçiler ve barış görüşmeleri neticesini vermiştir. Gelirlerinin mukaddes yerlere tahsisi kabul edilen Adana ve Tarsus’un anahtarları, Sultan Kayıtbay tarafından hürmetle kabul edilen Osmanlı elçisine verilmiştir. Kahire’de tutuklu bulunan Osmanlı esirlerini serbest bırakan Kayıtbay, Emir Canbulatoğlu Yaşbek’i elçi olarak Osmanlı padişahına göndermiştir. Yapılan anlaşma gereği, Gülek Hisar’ı sınır kabul edilerek Çukurova eskiden olduğu gibi, Şam’a ilhak edilmiştir. Bu sebeple Osmanlı-Memluklu münasebetlerinin gittikçe düzelmiş olduğunu görmekteyiz. Nihayet, II. Bâyezit’in ortanca oğlu Korkut Çelebi’nin amcası Cem Çelebi gibi, Mısır’a gidip Şam veya Kudüs’e yerleşme teşebbüsü, bu iyi münasebetler yüzünden her hangi bir gerginliğe sebebiyet vermemiştir. Memluklu Sultanı Kansu Gavri, bir yıldan fazla Mısır’da kalan Şehzâde Korkut Çelebi’nin Mısır ülkesinde kalmasının münasip olmayacağını ifade ederek Antalya’ya dönüşünü sağlamıştır[27].

Bu arada XVI. yüzyıl başında Dulkadiroğulları yeni bir tehdit ile karşı karşıya gelmiştir. Tebriz’de Şah İsmail, Safevî Devleti’ni kurduktan bir zaman sonra, gücünü toplayarak, büyük bir ordu ile Erzurum, Erzincan, Sivas yolu ile Dulkadiroğulları Devleti’nin başkenti olan Elbistan üzerine 1507 yılında tahripkâr ve sonuçları ağır bir sefer yapmıştır[28]. Buna rağmen Alâuddevle Bey, Dulkadir Devleti’nin varlığını devam ettirebilmek için bölgenin büyük devletleri arasında bir bakıma denge politikası izleyerek, kendi menfaatini sağlamaya çalışmıştır. Osmanlı- Memluklu ve Safevî devletleri arasındaki rekabetten istifade etme siyasetini gütmüştür[29]. Dulkadir ülkesinin stratejik konumunu sonuna kadar kullanmaya çalışmıştır.

Sonuç:

Yaklaşık olarak iki yüz yıl boyunca varlığını devam ettiren Oğuzların Bozok koluna mensup Dulkadiroğulları Devleti, Maraş, Elbistan, Kayseri, Halfeti gibi bölgelerin Türkleşmesini sağlamıştır. Memlukların bir uç beyliği olmalarına rağmen sürekli onlar ile mücadele ederek Anadolu’da Memluklu hâkimiyetini önlemişlerdir. Anadolu’nun Türkleşmesine, Türk kültürünün yerleşmesine katkı sağlamışlardır[30].

XV. yüzyılın ikinci yarısında Dulkadiroğulları Devleti üzerinde Osmanlı Devleti ile Memluklu Devleti arasındaki rekabet, Fatih Sultan Mehmet ve II. Bayezit devirlerinde adeta zirveye çıkmıştır. Bunun sebepleri arasında, Dulkadiroğulları’nın büyük bir Türkmen devleti olarak yücelmek ve yükselmek gayesi ve bundan dolayı hem Memluklar ile hem Osmanlı Devleti ile devamlı dostane ilişkiler kurma çabası içerisinde olduklarını görmekteyiz. Osmanlı Devleti, İstanbul’un fethinden sonra büyük bir imparatorluk olmak, Roma’nın, Selçukluların, Abbasilerin toprakları üzerinde İslam Medeniyeti’nin yegane varisi ve temsilcisi olarak bütün Müslümanların hamisi sıfatıyla hareket ediyordu. Bu yüzden Memluklu ülkesine, Hicaz işleri bahanesi ile güneye Suriye ve Mısır topraklarına müdahale için Karamanoğulları ve Dukadiroğulları ülkelerine karşı Memlukları kendisine rakip görmekteydi. İslam Medeniyeti’nin egemen olduğu coğrafya ve devletler üzerinde en güçlü ve en büyük devlet olma iddiası ile hareket eden Sultan Fatih ve II. Bâyezit, Akkoyunlu, Karamanoğulları, Dulkadiroğulları, nihayet Memluklu Devleti üzerinde de kesin bir hâkimiyet kurmak istiyorlardı. Osmanlı Devleti bütün bunları XVI. yüzyıl başlarında Sultan Selim devrinde tamamlayacaklardır.

Gerek Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet, gerekse II. Bâyezit, Memluklu ülkesini tamamen Osmanlı hâkimiyetine almayı düşündükleri için öncelikle Dulkadiroğulları meselesinin halledilmesi gereğinden hareket ederek hem Dulkadıroğulları ülkesinin iç işlerine karışmışlar, hem de Memluklar ile mücadeleye önce dolaylı, sonra da doğrudan doruya girişmişlerdir. Dulkadiroğlu hükümdarı Alâuddevle Bozkurt Bey ise, izlediği ince siyaset marifetiyle iki güçlü Sünnî Müslüman devlet arasında ancak 1480-1515 yılları arasında saltanatını otuz yıl kadar devam ettirebilmiştir. Netice de Osmanlı hâkimiyeti kaçınılmaz olmuştur. Osmanlılar 1514’de yapılan Çaldıran savaşı sonrası, önce Dulkadiroğulları ülkesini 1515’de, sonra da Memluklu ülkesini, 1516 Mercidâbık, 1517 Ridaniye, 1518 Mısır seferi ile hâkimiyeti ve idaresi altına almıştır.

Kaynakça:

– ACAR, Abdurrahman; “Memlukler ile Dulkadirlilerin Maraş Üzerindeki Nüfuz Mücadelesi (Karaca Bey 1337-1353 Zamanı)”, I. Kahramanmaraş Sempozyumu, C. I, (6-8 Mayıs 2004), İstanbul, Mayıs 2005, ss. 375-383.

– ALPARSLAN, Yaşar- KARATAŞ, Mehmet- YAKAR, Serdar; Maraş Tarihinden Bir Kesit Dulkadir Beyliği Araştırmaları II, Ukde Yayınları, Kahramanmaraş, 2008.

– ALTINÖZ, İsmail; Dulkadir Eyâletinin Kuruluşu ve Gelişmesi, Ukde Yayınları, Kahramanmaraş, 2009.

– ATALAY, Besim; Maraş Tarihi ve Coğrafyası, Yayına Hazırlayanlar; İlyas Gökhan- Mehmet Karataş, Ukde Yayınları, Kahramanmaraş, 2008.

– BEDİRHAN, Yaşar; “Alauddevle Bozkurt Bey Devrinde Maraş’ın Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Durumu”, I. Kahramanmaraş Sempozyumu, C. I, (6-8 Mayıs 2004), İstanbul, Mayıs 2005, ss. 385-397.

– İNALCIK, Halil; Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), Çev. Ruşen Sezer, Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2003.

– KILIÇ, Remzi; “Şah İsmail’in Dulkadiroğulları Devleti Üzerine Yaptığı Orta Anadolu Seferi (1507) ve Sonuçları”, I. Kahramanmaraş Sempozyumu, C. I, (6-8 Mayıs 2004), İstanbul, Mayıs 2005, ss. 409-419.

– MİROĞLU, İsmet; “Fetret Devrinden II. Bâyezid’e Kadar Osmanlı Siyasi Tarihi”, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Editör: Hakkı Dursun Yıldız, Çağ Yayınları, İstanbul, 1989, C. X, ss. 167-279.

– TANSEL, Selahattin; Fatih Sultan Mehmet’in Siyasi ve Askeri Faaliyeti, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1999.

– UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı; Osmanlı Tarihi, TTK Basımevi, 5. Baskı, Ankara, 1988.

– YİNANÇ, Refet; Dulkadir Beyliği, TTK Basımevi, Ankara, 1989.

– _____________; “Dulkadiroğulları”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1994, C. 9, ss. 553- 555.

[1] Refet Yinanaç, Dulkadir Beyliği, TTK Basımevi, Ankara, 1989, s. 10.

[2] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, TTK Basımevi, 5. Baskı, Ankara, 1988, s. 141.

[3] Selahattin Tansel, Fatih Sultan Mehmet’in Siyasi ve Askeri Faaliyeti, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1999, s. 331.

[4] Abdurrahman Acar, “Memlukler ile Dulkadirlilerin Maraş Üzerindeki Nüfuz Mücadelesi (Karaca Bey 1337-1353 Zamanı)”, Kahramanmaraş Sempozyumu, C. I, (6-8 Mayıs 2004), İstanbul, Mayıs 2005, s. 383.

[5] Tansel, A.g.e., s. 332.

[6] Uzunçarşılı, A.g.e., s. 142.

[7] Yinanaç, Dulkadir Beyliği, s. 60.

[8] Uzunçarşılı, A.g.e., s. 142; Tansel, A.g.e., s. 333.

[9] Refet Yinanç, “Dulkadiroğulları”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 9, İstanbul, 1994, s. 555.

[10] Yinanaç, Dukadir Beyliği, s. 67.

[11] Yinanç, Dulkadir Beyliği, s. 68.

[12] Besim Atalay, Maraş Tarihi ve Coğrafyası, Yayına Hazırlayanlar; İlyas Gökhan- Mehmet Karataş, Ukde Yayınları, Kahramanmaraş, 2008, s. 81.

[13] Uzunçarşılı, A.g.e., s. 142-143.

[14] İsmail Altınöz, Dulkadir Eyâletinin Kuruluşu ve Gelişmesi, Ukde Yayınları, Kahramanmaraş, 2009, s. 33.

[15] Uzunçarşılı, A.g.e., s. 143; Altınöz, A.g.e., s. 33.

[16] Yinanç, Dulkadir Beyliği, s. 78.

[17] Yinanaç, Dulkadir Beyliği, s. 80.

[18] İsmet Miroğlu, “Fetret Devrinden II. Bâyezit’e Kadar Osmanlı Siyasi Tarihi”, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, C. X, Çağ Yayınları, İstanbul, 1989, s. 266-267.

[19] Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), Çev. Ruşen Sezer, Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2003, s. 35-36.

[20] Miroğlu, A.g.e., s. 268.

[21] Miroğlu, A.g.e., s. 269-270.

[22] Uzunçarşılı, A.g.e., s. 191.

[23] Uzunçarşılı, A.g.e., s. 192; Miroğlu, A.g.e., s. 271-272.

[24] Miroğlu, A.g.e., s. 274.

[25] Miroğlu, A.g.e., s. 274-275.

[26] Yinanç, “Dulkadiroğulları”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 9, s. 555.

[27] Miroğlu, A.g.e., s. 276-277.

[28] Remzi Kılıç, “Şah İsmail’in Dulkadiroğulları Devleti Üzerine Yaptığı Orta Anadolu Seferi (1507) ve Sonuçları”, I. Kahramanmaraş Sempozyumu, C. I, (6-8 Mayıs 2004), İstanbul, Mayıs 2005, s. 409.

[29] Yaşar Bedirhan, “Alauddevle Bozkurt Bey Devrinde Maraş’ın Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Durumu”, I. Kahramanmaraş Sempozyumu, C. I, (6-8 Mayıs 2004), İstanbul, Mayıs 2005, s. 389.

[30] Editörler: Yaşar Alparslan, Mehmet Karataş, Serdar Yakar, Maraş Tarihinden Bir Kesit Dulkadir Beyliği Araştırmaları II, Ukde Yayınları, Kahramanmaraş 2008, s. 41.

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir