Osmanlı Şairi Nedim: Bu Şehri İstanbul

Osmanlı Şairi Nedim: Bu Şehri İstanbul

Osmanlı Şairi Nedim: Bu Şehri İstanbul

Ahmed, daha çok bilinen adıyla Nedim, 1681 (Bazı kaynaklara göre 1673 veya 1675 ) yılında, İstanbul’un nefes kesen sokaklarında doğdu.  Şair Nedim, 1730’da yine bu görkemli şehirde hayata gözlerini yumdu. Osmanlı İmparatorluğu’nun yetenekli kalemlerinden biri olan Nedim, Lale Devri denilen o muhteşem çağın atmosferini kendi şiirlerinde canlandırdı. Babası Mehmet Efendi ise Sultan İbrahim’in hüküm sürdüğü dönemde önemli bir devlet adamı olarak kazaskerlik makamında bulundu.

Nedim, gençlik yıllarında medrese eğitimi alarak Arapça ve Farsça’yı öğrendi ve daha sonra fıkıh konusunda eğitim gördü. Şairliği ve eserleriyle tanınan Nedim, Lale Devri’nin en etkili isimlerinden biri olan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın himayesinde yer aldı ve bu dönemde büyük bir üne kavuştu. Eserlerinde, çağının estetik anlayışını, sanatı ve eğlenceyi yansıtan özgün bir tarz geliştirdi. Ölümüyle ilgili farklı rivayetler bulunmasına rağmen, en yaygın kabul gören görüş, Patrona Halil İsyanı sırasında evinin çatısından düşerek hayatını kaybettiği yönündedir. 30 Ekim 1730 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Son istirahatgahı, İstanbul’un sakin mezarlıklarından biri olan Üsküdar’daki Karacaahmet Mezarlığı’nda bulunmaktadır.

Nedim’in ustalıkla kullandığı dil ve şiirlerinin beste yapısına uygunluğu, onu çağının önde gelen şairlerinden biri yaptı. “Nedîmane” olarak adlandırılan tarzıyla, Türk edebiyatında şarkı denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri olarak kalıcı bir iz bıraktı.

Kerimusta.com/Kerim Yarınıneli

Bu şehri İstanbul

Bu şehri Stanbûl ki bî-misl ü bahâdır
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır.

(Bu şehir İstanbul ki benzersiz ve kahraman,
Bir taşına bütün İran ülkesi feda edilir.)

Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezadır.

(İki deniz arasında bir mücevher gibi parlayan,
Güneş bile onunla tartışılsa yeridir.)

Altında mı üstünde midir cennet-i âlâ
Elhâk bu ne halet bu ne höş ab u hevâdır.

(Altında mı, üstünde mi cennet âlâ,
Gerçekten bu nasıl bir hal, ne güzel bir hava.)

Her bağçesi bir çemenistan-ı letafet
Her gûşesi bir meclis-i pür-feyz ü âlâdır.

(Her bahçesi bir letafet cennet bahçesi,
Her köşesi feyiz ve yücelik dolu bir meclistir.)

İnsaf değildir anı dünyaya değişmek
Gülzarların cennete teşbih hatâdır.

(Onu dünyayla değiştirmek insafsızlık,
Gül bahçelerini cennete benzetmek hata)

Herkes irüşür anda muradına anınçün
Dergâhları melce-i erbab-ı recâdır.

(Herkes burada amacına ulaşır,
Dergahları yalvaranların sığınağıdır.)

Kâlây-ı maarif satıiur sûklarında
Bazar-ı hüner mâden-i Hm ü ulemadır.

(Maarif kalesi sokaklarında,
Hüner pazarı âlimler ve bilginlerin madenidir.)

Camilerinin her biri bir kûh-i tecelli
Ebrû-yı melek anlara mihrâb-ı duadır.

(Camilerinin her biri bir tecelli dağı,
Meleklerin kaşları onlara mihrap niyetinedir.)

Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi lebriz-i ziyadır.

(Mescidlerinin her biri bir nur incisi,
Kandil lambaları ay gibi ışıkla doludur.)

Hep halkının etvârı pesendtde vü makbul
Derler ki biraz dilber-i bî-mihr ü vefadır.

(Halkının tavırları hoş ve kabul edilebilir,
Bazılarının biraz vefasız ve merhametsiz olduğu söylenir.)

Şimdi yapılan âlem-i nev-resm-i safanın
Evsafı hele başka kitap olsa sezadır.

(Şu anda inşa edilen yeni ve temiz dünyanın,
Özellikleri başka bir kitapta yazılsa yeridir.)

Nâmı gibi olmuşdur o hem sâ’d,hem flbâd
İstanbul’a sermâye-i fahr olsa revadır.

(Adı gibi o da hem şanslı hem de talihsizdir,
İstanbul’a gurur kaynağı olması gerekir.)

Kühsârları, bağları kasrları hep
Güya ki bütün şevk u tarab zevk u safadır.

(Dağları, bahçeleri, sarayları hep,
Sanki tüm neşe, eğlence, zevk ve saflık.)

istanbul’un evsafını mümkün mü beyan hiç
Maksûd hemen Sadr-ı kerem-kâre senadır.

(İstanbul’un özelliklerini anlatmak mümkün mü peki?
Amacım Sadr-ı Kerem-kâr Hazretleri’sidir.)

Ey Sadrı cihan-bân ede Hak devletin efzûn
Kim devletin erbab-ı dile lûtf-ı H udadır.

(Ey cihan kurucu Sadrım, Allah devletinizi artırsın,
Kim devletin dileyenlerine Allah’ın lütfunu bahşeder.)

Ezcümle Nedîmâ kulun ey âsaf-ı devrân
Müstagrek-ı lûtf u kerem ü cûd u atadır.

(Sonuç olarak Nedim kulunuz ey zamanın asafı,
Lütuf, kerem, cömertlik ve atalarınızın izindeyim.)

Kaynak: 

 

Yorum yapın

Kerim Usta sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin