İçeriğe geç

Türklerde Çocuk Kelimesinin Ortaya Çıkışı Nasıl Oldu?

Türklerde Çocuk Kelimesinin Ortaya Çıkışı Nasıl Oldu?

Türklerde Çocuk Anlamına Gelen Kelimeler Nasıl Değişti?

Bugün her gün kullandığımız “çocuk” kelimesinin, bin yıl önceki anlamını duyunca ne kadar şaşıracağınızı tahmin edebilir misiniz? Peki, Türkler çocukları için bu kelimeden önce hangi sözcükleri kullanıyordu? Dilimizdeki bu yolculuk, kelimelerin nasıl yaşayan varlıklar olduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir.

Bu sorular bizi Eski Türkçedeki zengin kelime hazinesine ve Kaşgarlı Mahmud’un ünlü sözlüğüne götürüyor. Tarih boyunca Türkler, çocuk için oğul, oğlan, urı, kız, bala, uşak gibi birçok kelime kullanmıştır. Ancak bugün en yaygın kullandığımız “çocuk”un hikâyesi, dilbilimcileri uzun süre meşgul etmiş ve hâlâ tartışılmaya devam etmektedir.

“Çocuk” Kelimesinin Kökeni ve Tarihsel Yolculuğu

“Çocuk” kelimesinin Türkçedeki bilinen ilk yazılı örneği, 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud’un kaleme aldığı Divânu Lugâti’t-Türk‘te karşımıza çıkar. Ancak buradaki anlamı bugünkünden çok farklıdır. Kaşgarlı, kelimeyi “domuz yavrusu” ve “her şeyin küçüğü” olarak açıklamıştır.

Peki, bir kelime nasıl olur da “domuz yavrusu” anlamından “insan yavrusu” anlamına evrilir? Bu soru, dil bilimcileri ikiye bölen bir tartışmanın da kaynağı olmuştur. Araştırmacılar bu değişimi açıklamak için farklı teoriler geliştirmiştir.

Ancak bu teorilere geçmeden önce, kulağa ne kadar mantıklı geliyor? Türk kültürü açısından bakıldığında, bir çocuğun “domuz yavrusu” anlamıyla ilişkilendirilmiş olması günümüz okuyucusuna oldukça şaşırtıcı gelebilir. Ancak etimolojide ilk bakışta mantıksız görünen anlam değişimlerinin zaman içinde gerçekleşebildiği de bilinmektedir. Bu nedenle birçok araştırmacı, Kaşgarlı Mahmud’un verdiği anlam ile bugünkü kullanım arasında doğrudan bir bağlantı kurmak yerine farklı açıklamalar geliştirmiştir.

Şimdi bu konuda öne sürülen başlıca teorilere bakalım:

1. “Kundak” Teorisi

Prof. Dr. Saadet Çağatay (1977), kelimenin kökeninin Eski Türkçedeki çoğ (“paket, bohça, kundak”) sözcüğü olduğunu savunur. Ona göre “çocuk”, bu köke küçültme eki olan -cuk eklenmesiyle oluşmuştur. Yani “kundakçık, bohçacık” anlamından “çocuk” anlamına gelmiştir. Bebeğin sarılı olduğu kundağa ithafen bu isim verilmiştir.

Bu teori, “çoğ” kökünün “paket, bohça, kundak” anlamına dayanır. Ancak bir çocuğa içine sarıldığı bir bez parçasının adını vermek, kültürel açıdan pek inandırıcı görünmemektedir. Ayrıca Türkçede çocuk için kullanılan diğer kelimelerin (oğul, oğlan, bala, uşak) hiçbiri böyle nesnel bir anlam taşımaz. Bu teori, “domuz yavrusu” ile bugünkü anlam arasında doğrudan bir bağlantı kurmayan alternatif açıklamalardan biridir, ancak çocuk kavramının kültürel ve duygusal boyutunu açıklamakta yetersiz kalmaktadır.

2. “Anadolu Ağızları” Teorisi

Prof. Dr. Milan Adamović (2008), bugün kullandığımız “çocuk” kelimesinin, Anadolu ağızlarında hâlâ yaşayan çağa (“çocuk”) sözcüğüne küçültme eki olan -cuk eklenmesiyle oluştuğunu iddia eder. Evrim zinciri şöyledir:

çağa + -cuk → çağacık → çağcık → çawcık → çowcuk → çōcuk → çocuk

Anadolu ağızlarında çağa, çoğa, çova gibi biçimlerin varlığı bu teoriyi güçlendirir. Ayrıca Adamović’in “domuz yavrusu” anlamını rastlantısal görmesi ve Müslüman toplumda böyle bir anlam değişiminin yaşanamayacağını savunması, dikkate değer bir yaklaşımdır. Ancak bu kadar uzun ve karmaşık bir fonetik değişimin yaşanmış olması, teorinin zayıf noktasıdır. Yine de mevcut teoriler arasında en sağlam dayanaklardan birine sahip olduğu söylenebilir.

3. “Küçüklük” Teorisi

Ord. Prof. Dr. Marek Stachowski (2009), kelimenin Ana Türkçedeki çōl’ (okunuşu: çol“küçük, ufak, genç”) kökünden türediğini savunur. Ona göre evrim şöyle gerçekleşmiştir:

çōl’ (çol) → çōş (çoş) → çōç (çoç) → çōçuk (çoçuk) → çocuk

Yani “küçüklük, ufaklık” kavramı zamanla “çocuk” anlamına evrilmiştir. Stachowski, “domuz yavrusu” anlamı ile bugünkü anlam arasında bir bağlantı olabileceğini kabul eder.

Anadolu’daki İzleri: Teoriyi destekleyen önemli bir kanıt, Anadolu’da hâlâ yaşayan bir ifadedir. Bugün birçok yörede “çol çocuğun nasıl?” sorusu duyulur. Bu ifade “aile, eş, dost” anlamında kullanılır. Kimi ağızlarda “çor çocuk” olarak da geçer. “Çoluk çocuk” ikilemesi de aynı kökün izlerini taşır. Bu kullanımlar, “çol” kökünün sadece tarihî bir kalıntı olmadığını, Türkçenin canlı dokusunda hâlâ varlığını sürdürdüğünü gösterir.

Bu teori, çocuk kavramını “küçüklük ve gençlik” üzerinden açıklamaya çalışır. Nitekim “küçük” anlamındaki kelimelerin zamanla “çocuk” anlamı kazandığı dünya dillerinde de görülen bir durumdur. Ancak tarihî Türkçede çocuk anlamında kullanılan diğer kelimelerin (oğul, oğlan, bala, uşak) doğrudan “küçüklük” anlamı taşımaması, bu yaklaşımın tek başına yeterli olup olmadığı konusunda soru işaretleri doğurmaktadır.

4. “Filizlenme” Teorisi

Dr. Öğr. Üyesi Hakan Aydemir (2018), kelimenin kökenini daha da eskiye, Ana Türkçedeki çāk- (okunuşu: çaak“yeşermek, filizlenmek, büyümek”) fiiline bağlar. Evrim zinciri şöyledir:

çāk- (çaak) + -ga → çāga (çaaga) → çāga + -çuk → çāğaçuk (çağaçuk) → çācuk (çaacuk) → çocuk

Yani “filizlenen, büyüyen” anlamından “yavru, çocuk” anlamına gelmiştir. Aydemir de Kaşgarlı’nın verdiği anlamı bir yanlış okuma olarak değerlendirir.

“Filizlenmek” metaforu, çocuğun büyümesini anlatmak açısından oldukça olumlu ve doğaldır. Almancadaki “Spross” (filiz / çocuk) örneği de bu teoriyi destekler. Bir çocuğun büyümesini bir bitkinin filizlenmesine benzetmek, Türk kültürüne ve insan düşüncesine çok uygundur. Ancak Ana Türkçeye dayanan ve yazılı kaynaklarda doğrudan tanıklanamayan bir kök önermesi, teorinin kanıtlanabilirliğini zorlaştırmaktadır.

5. “Anlam İyileşmesi” Teorisi

Uz. Gökçen Karakoç Altıntaş

 Gökçen Karakoç Altıntaş ise, konuya daha farklı bir açıdan yaklaşır. Ona göre, “çocuk” kelimesi 11. yüzyılda gerçekten “domuz yavrusu” anlamında kullanılıyordu. Karakoç Altıntaş bu konuda şöyle der:

“Araştırmamızda görüldüğü gibi çocuk kelimesi 11. yüzyılda yalnızca domuz yavrusu anlamında kullanılmaktaydı. Türklerin İslamiyet’i kabul etmesi sonrası domuzun olumsuz bir çağrışım yapması dolayısıyla çocuk kelimesi, artık domuz yavrusu anlamında değil küçük yaştaki oğlan ve kız anlamına gelecek şekilde kullanılmaya başlanmıştır.” (Karakoç Altıntaş, 2021, s. 34)

Bu teori, Kaşgarlı Mahmud’un verdiği anlamı reddetmeyip toplumsal bir sebeple açıklamaya çalışır. Kelimelerin toplumun değer yargılarıyla birlikte anlam değiştirebileceği fikri, dilbilimde kabul gören bir durumdur. Eski Türkçede “kötü, fena” anlamına gelen yavuz kelimesinin bugün “yiğit, kahraman” anlamında kullanılması, bu sürecin başka bir örneğidir.

Peki Hangi Teori Doğru?

Görüldüğü gibi, dil bilimciler “çocuk” kelimesinin nasıl oluştuğu konusunda birçok farklı görüş ileri sürmektedir. Kimi araştırmacılar “domuz yavrusu”ndan yola çıkarken, kimileri “kundak”a, kimileri “çağa”ya, kimileri “küçüklük”e, kimileri ise “filizlenme”ye bağlamıştır. Hatta bu teorilere, kelimenin ses yansımalı (onomatope) olduğunu savunanları da ekleyebiliriz. Yani konu o kadar geniş ve tartışmalıdır ki, her araştırmacı kendi bakış açısına göre bir yorum getirmiştir.

Ancak hepsinin ortak noktası, Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lugâti’t-Türk‘te verdiği “domuz yavrusu” anlamını ya reddetmeleri ya da farklı biçimlerde yeniden yorumlamalarıdır. Bu durum da kelimenin tarihsel gelişiminin hâlâ tartışmalı olduğunu göstermektedir.

Peki “Çocuk” Kelimesi Arapça mı, Türkçe mi?

Tüm bu teorilerin ortak yanı, kelimenin Türkçe kökenli olduğu konusunda hemfikir olmalarıdır. “Çocuk” için bir Arapça veya Farsça köken iddiası yoktur. Tartışmalar, tamamen kelimenin hangi Türkçe kökten ve nasıl bir anlam değişimiyle oluştuğu üzerinedir. Bu konuda “avrat”ta olduğu gibi bir yabancı köken tartışması yoktur.

Sonuç

Kesin olarak söyleyebileceğimiz nokta şudur: Türklerin tarihî dönemlerde “çocuk” için kullandıkları temel kelimeler oğul, oğlan, urı, kız, bala ve uşak gibi sözcüklerdi. Bugünkü “çocuk” kelimesi ise ilk kez 11. yüzyılda “domuz yavrusu” olarak kaydedilmiş, zamanla anlam değişimine uğrayarak günümüzdeki olumlu anlamını kazanmıştır.

Peki, tüm bu teoriler arasında hangileri daha ikna edici görünüyor? Bizim değerlendirmemize göre, Stachowski’nin “küçüklük” teorisi ile Çağatay’ın “kundak” teorisi bazı soru işaretleri barındırmaktadır. Adamović’in “çağa” teorisi daha sağlam dil verilerine dayanırken, Aydemir’in “filizlenme” yaklaşımı da dikkat çekici bir açıklama sunmaktadır. Altıntaş’ın “anlam iyileşmesi” teorisi ise toplumsal dönüşümü merkeze alan makul bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır.

Bu kelimenin tam olarak nereden geldiği hâlâ tartışılsa da, onun Türkçenin bin yıllık kelime hazinesindeki bu ilginç yolculuğu, dilimizin ne kadar canlı, değişken ve zengin olduğunu gösteren en güzel örneklerden biridir.

Son bir not: Bu konuda dil bilimciler arasında kesin bir görüş birliği bulunmamaktadır. Bu yazıda farklı araştırmacıların görüşleri bir araya getirilmiş, ayrıca konuya ilişkin kendi değerlendirmemiz de eklenmiştir. Amaç, kesin bir hüküm vermekten ziyade, Türkçenin ilginç bir kelime yolculuğunu anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktır.

Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com

Kaynaklar:

📺 Aşağıdaki videoda, bu konuyla ilgili tanıtım yer almaktadır.

📅 Güncellenme: 04.07.2026 (İlk yayın: 24.06.2026)
Beğendiyseniz Paylaşın

Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise "Sevda"…

Yorum yapmaya ne dersiniz?

Sitemiz, deneyimini geliştirmek için çerezleri kullanır. Gizlilik Politikamız ve Aydınlatma Metni hakkında daha fazla bilgi edinebilirsin.
KVKK ve GDPR kapsamında tercihlerinizi yönetebilirsiniz.
Çerez Tercihlerinizi Yönetin (KVKK & GDPR)
Zorunlu Çerezler Sitenin çalışması için gereklidir. KVKK madde 5/2-f kapsamında işlenmektedir.
Analitik Çerezler Site performansını anlamamızı sağlar. GDPR 6/1-a, KVKK 5/1-a kapsamında işlenir.
İşlevsel Çerezler Kullanıcı deneyimini iyileştirir. GDPR 6/1-a, KVKK 5/1-a kapsamında işlenir.