
Edirneli Nazmî Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği ve Eserleri
Hayatı ve Askerî Kökeni
Edirneli Nazmî, 16. yüzyıl Divan edebiyatının özgün şairlerinden biridir. Asıl adı Mehmed (veya Muhammed) olup, “Nazmî” mahlasıyla şiirler yazmıştır. Tezkirelerde şairden Nazmî Mehmed Çelebi, Nazmî Beg, Nazmî Nizâmeddîn gibi farklı isimlerle de bahsedilir. 15. yüzyılın sonlarında Edirne’de doğduğu tahmin edilmektedir. Çaldıran Seferi’ne katıldığı bilindiğinden doğumunun 15. yüzyılın son çeyreğinde gerçekleştiği düşünülmektedir. Kaynaklarda ailesi ve çocukluğu hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Dönemin şair biyografilerinde (tezkirelerde) kuloğlu zümresinden gösterilmesi, bir yeniçerinin oğlu olduğunu düşündürmektedir.
Asker kökenli bir şairdir. Yeniçeri ocağında yetişmiş, ardından sipahi sınıfına geçmiştir. Divan’ında yer alan Arz-ı Hâl Be-Pâdişâh adlı mesnevisinden Yavuz Sultan Selim’in İran ve Mısır seferlerine (1514-1517) katıldığı, Kanûnî Sultan Süleyman döneminde de birçok sefere sipahi olarak iştirak ettiği anlaşılmaktadır. Bir dönem ahkâm kâtipliği yapmış, ardından silâhdar sınıfına dahil olmuştur. Âşık Çelebi Tezkiresi’nde belirtildiğine göre seferlerde çok sıkıntı çekmiş, topal olduğu için silâhdarlara serbölük olarak terfi ettirilmiştir. Hayatının ilerleyen yıllarında dönemin güçlü veziri Rüstem Paşa’nın çevresinde yer almış ve Nakşibendî şeyhi Filibeli Mahmud Baba Efendi’nin himayesini görmüştür.
Devlet Görevi Beklentisi ve Geçim Sıkıntısı
Şair, Divan’ında çeşitli alanlarda bilgi sahibi olmasına rağmen devlette kendisine layık bir görev verilmediğinden şikâyet eder ve bir makam talebinde bulunur. Ancak bu talebi karşılık görmediğinden geçim derdiyle sipahilik görevini sürdürmek zorunda kalır. Divan’ında sipahilik mesleği üzerine yazdığı bir murabba, dönemin sipahi sınıfının yaşadığı sıkıntıları ortaya koyması bakımından önemli bir belgedir.
Ölüm Tarihi Üzerine Tartışmalar
Nazmî’nin ölüm tarihi konusunda kaynaklarda farklı bilgiler bulunmaktadır. Kimi kaynaklar 1548 yılını, kimileri ise 1588 yılını vermektedir. Ancak şairin 1559 yılında tamamladığı Pend-i Attâr Tercümesi adlı eserinin bulunmasıyla bu tarihten sonra vefat ettiği kesinlik kazanmıştır. Nazmî’ye ait olduğu düşünülen Tevârih-i Antakiyye adlı eserdeki tarih kayıtlarından hareketle şairin 1585/86 yılından sonra vefat ettiği söylenebilir.
Edebî Kişiliği ve Şairlik Yönü
Şairlik yönü zayıf olarak değerlendirilen Nazmî, çok şiir yazmış ve edebî sanatların hemen hepsine örnek vermek amacıyla en basit ve en yaygın mazmunları sık sık tekrarlamıştır. Dönemin tezkire yazarları onun devrinde tanınmış bir şair olmadığını belirtirler. Nazmî, klasik Türk edebiyatı şairlerinin çoğunda görülen bir tavırla kendi şiirini över ve örnek aldığı şairler olarak Necâtî ile Zâtî’nin isimlerini zikreder.
Bazı kaynaklar onun İranlı âlim Vahîd-i Tebrîzî’nin aruz risalesindeki her bahre “elif” kafiyesinde bir gazel yazdığını ve yeni aruz kalıpları icat ettiğini söyler. Nazmî’nin şiirlerinde göze çarpan bir diğer özellik, hemen hepsine en az bir örnek teşkil edecek kadar edebî sanatı kullanmasıdır. Nazım şekilleri üzerinde de yeni denemelere girişmiş, kullanacağı vezin ve kafiye düzenini ayrıntılı olarak şiirinin başında belirtmiştir.
Türkî-i Basît Anlayışı ve Önemi
Edirneli Nazmî, edebiyat tarihindeki en önemli yerini “Türkî-i Basît” (Sade Türkçe) anlayışının öncü temsilcilerinden biri olarak almıştır. 16. yüzyılda Divan şiirinin dili Arapça ve Farsça tamlamalarla ağırlaşmıştı. Nazmî, Aydınlı Visâlî ve Tatavlalı Mahremî ile birlikte bu anlayışa tepki olarak, aruz veznini ve divan nazım şekillerini kullanmakla birlikte yabancı kelime ve tamlamalardan arınmış, yalın bir Türkçe ile şiir yazmayı amaçlamıştır. Şiirlerinde halkın dilindeki deyim, mecaz ve atasözlerine yer vermeye özen göstermiştir.
Ancak Nazmî’nin bu tercihinin, millî bir duyuştan ziyade üç dildeki vukufiyetini ortaya koyma amacı taşıdığı da düşünülmektedir. Nitekim klasik tarzda söylediği şiirlerinde de Arapça ve Farsçanın Türk edebiyatında çok az kullanılan veya hiç kullanılmayan kelimelerine yer vermiştir.
Türkî-i Basît’in Edebiyat Tarihindeki Yeri
Türkî-i Basît şiirleri sanat bakımından çok değerli görülmese de Eski Anadolu Türkçesi döneminin dil özelliklerini yansıtması açısından büyük önem taşımaktadır. Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte millî kimlik oluşturma çabası içinde edebiyatta öncü olarak Edirneli Nazmî seçilmiş, Fuad Köprülü onun Türkî-i Basît şiirlerini derleyerek yayımlamıştır. Daha sonraki edebiyat tarihlerinde bu şiirler arkaik Türkçe kelimeler açısından değerli bir hazine olarak nitelendirilmiştir.
Ancak Türkî-i Basît, ne millî hassasiyetlerden doğan bir Türkçü şiir ne de bir başkaldırıdır. Şairin Divan’ını oluştururken denediği şahsî ve edebî farklılıklardan biridir. Tamamen Nazmî’ye ait bu tarzın bir akım olması söz konusu değildir; takipçilerinin olmaması, kullanılan kelimelerin şiir diline uygun düşmemesinden kaynaklanmaktadır.
Eserleri
- Mecma’ü’n-nezâir: Nazmî’ye şöhret kazandıran en önemli eseridir. 357 şaire ait 5527 şiiri ihtiva eden bu antoloji, kafiyelerin son harflerine ve aruz bahirlerine göre düzenlenmiştir.
- Divanı: Türk edebiyatının en hacimli divanlarından biridir. 7002 gazel başta olmak üzere kaside, murabba, muhammes, tarih manzumesi gibi pek çok türden şiir içerir. Özellikle 1538-1555 yılları arasındaki olayları anlatan tarih manzumeleri dönemin siyasi ve sosyal hayatına ışık tutar.
- Pend-i Attâr Tercümesi: Ferîdüddin Attâr’a atfedilen Pendnâme’nin 3000 beyitlik genişletilmiş tercümesidir. 1559 yılında Halep’te tamamlanmıştır.
- Münşeat Mecmuası: Nazmî’ye atfedilen, mektup ve resmî yazıları içeren bir derlemedir.
- Tevârih-i Antâkiye: Nazmî’ye ait olduğu düşünülen tarihî bir eserdir. Mevlânâ Müzesi Kütüphanesi’ndeki bir mecmua içinde yer alır.
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
Kaynakça:
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Nazmî” maddesi.
- TEİS – Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, “Nazmî, Edirneli” maddesi.
📺 Aşağıda, bu konuyla ilgili hazırladığım bir tanıtım videosu yer almaktadır.