19. Yüzyılda Halep Vilayeti İdaresi


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 11 Ekim 2020 Kerim Usta

19. Yüzyılda Halep Vilayeti İdaresi
Prof. Dr. Remzi KILIÇ

1.Halep Adı, Halep Şehri ve Tarihî Coğrafyası:
Halep: Büyük, geniş ve hayrât-ı çok olan bir şehirdir. Eski bir sûr ve kalesi vardır. Halep adı rivayete göre; İbrahim (a.s.) koyunlarının sütünü sağdırır ve Cuma günleri fakirlere dağıtırdı. Onlar da ”haleb” derlerdi. Bu belde böylece bu adı aldı[1]. Halep, sağılmış “süt” dağıtılan süt anlamına gelir. Halep aslen İbranice bir kelimedir, Süryanice’de olabilir. Yahudiler, Süryaniler, Araplar, Kur’an’da geçen Amâlika kavminden çoğalmışlardır. Halep adı, her üç dilde de diğer şehirler gibi vardır[2].

Halep şehri, günümüzden 4000 küsur yıl önceden beri var olduğu bilinen bir şehirdir. Asurlular, Keldânîler, Persler, burada uzun süre hüküm sürmüşlerdir. Yunanlılar ve Romalılar zamanında Halep’e “Beroea” denirdi. Halep, Kuzey Suriye’nin en önemli şehir merkezi olup, Anadolu’dan Mezopotamya’ya ve Akdeniz’den İran’a giden ana yolların kavşak noktasında kurulmuştur.

Halep, bu dikkat çekici coğrafi konumu ile kervanların uğrak yeri olmuştur. Ticretle zenginleşip medeniyette yükselirken, sık sık aynı yollardan geçen orduların tahribatına ve yağmalarına maruz kalmıştır. İlk olarak milattan önce III. Bin yıl çivi yazılı Akad tabletlerinde Halaba ve Halman/Halwan şeklinde adına rastlanan Halep M.Ö. XVIII. yüzyılda Yamhad Krallığı’nın başşehri idi. Halep, daha sonra Anadolu’da kurulan Hitit Krallığı’nın imparatorluk döneminde en önemli eyalet merkezlerinden biri olmuştu. Hitit İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra ise, Halpa Krallığı adıyla müstakil bir Geç Hitit Devleti haline geldi. M.Ö. IX. yüzyılın ortalarında Asur İmparatorluğu topraklarına katılan Halep, Pers hâkimiyeti sırasında ise sadece Tanrı Adad sebebiyle hatırlanan küçük bir yerleşim merkezi durumuna düşmüştü[3].

Halep şehri; Halep vilayetinin merkez idaresidir. Osmanlı memleketlerinin büyük bir ticaret merkezi olup, İskenderun’a 135 km, Şam’a 200 km’dir. Halep 36o–14 dk, kuzey paraleli ile 34o–45 dk doğu meridyenleri arasındadır.[4] Halep; Suriye kıtasının kuzey kısmında bir vilayet merkezi olup, Fırat ile Asî nehirleri arasında geniş bir ovanın içinde, büyük bir kısmı sûr ile çevrili, 9 kapısı, 155 cami, 164 mescidi, 23 medrese, 90 ilkokulu olan büyük bir şehirdi[5]. Halep tarihin hiçbir devrinde Anadolu’dan ayrı kalmamış ve ayrı düşünülmemiştir.

Halep’in Amâlika kavmi tarafından kurulduğu, daha sonraları Yunanlılar ve Silifkeliler tarafından idare olunduğu ve imarının yapıldığı bilinmektedir. İç kale Silifkelilerce, dış kale ise İslâm Medeniyeti döneminde yapılmıştır[6]. Halep Kalesi etrafı su sanalı ile çevrili ve yüksek bir yerdedir. Abbasîlere bağlı Hamdanîler tarafından IX. asırda yaptırılmıştır.

Müslüman Araplar, 635 tarihinde Hz. Ömer (r.a.) zamanında, Ubeyde b. Cerrah’ın gönderdiği Iyaz b. Ganem, Halep şehrini, Doğu Bizans’tan (Rumlardan) sulh ile almıştır. Selahaddin Eyyubî şehri tamir ile yenilemiştir. Şehirde önemli pek çok büyük eserler vardır. Camii Kebir 964 yılında, Rûmlar tarafından yıkılmışsa da, Emir Seyfüd-Devle tekrar tamir ettirmiştir[7].

Moğol Hülagu, İslâm beldesi olduğu halde Bağdat’tan sonra 1260’da Halep şehrini yakmış ise de şehir yeniden tamir edilmiştir. Memluklar devrinde de Halep şehri hak ettiği yeri temsil etmiştir. 1516 yılında Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, Mercidâbık muharebesinden sonra Memluklardan Halep’i alarak Osmanlı memleketlerine katmıştır. Ardından Halep bir eyalet merkezi haline getirilmiştir[8].

Kanunî Sultan Süleyman, 3. İran (Nahçıvan) Seferi’ne çıktığı zaman askeriyle kışlamak için Antep üzerinden 8 Kasım 1553’te Halep’e gelmiştir. Kanunî Sultan Süleyman, Halep’te Kış mevsimi boyunca boş durmamış, 1534-1535 kışında Bağdat’ta yaptığı gibi, bu seferde Halep’te bir takım asâyiş ve vergi usûlünün sağlanması için çalışmıştır. Bazı zalim ve zorba insanların ellerinde olan vakıfları ve arâziyi tahkik edip, halktan aldıkları haksız kazanç ve ağır vergileri kaldırmış, adil ve dürüst, sevk ve idare için beyleri kontrol eylemiştir. Ulemâ, halk ve erdemli kişilerin görüşleri ve şikâyetleri üzerine Rumeli Kadıaskeri Müeyyed-zâde Abdurrahman Efendi, Şeriat kurallarına göre işleri düzene koymakla görevlendirilip, kanun ve hukuka aykırı uygulamalar kaldırılmıştır. Kanunî, bu süre içerisinde Hama ve civarında avlanmış ve eğlenceli zamanlarda geçirmiştir[9]. Hatta oğlu Cihangir burada vefat etmiştir.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.
Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir