Kur’an-ı Kerim’in İlk Türkçe Tercümeleri

Son Güncelleme Zamanı:

Türkler Müslüman olduktan sonra, yeni dinin öğretilerini ve esaslarını öğrenmek ve ana kaynak olan Kur’an-ı Kerim’i anlamak için onu Türkçeye tercüme etmişlerdir. Eldeki bilgilere göre Kur’an önce, Samanoğulları’ndan Mansûr b. Nuh (350-365/961-976) zamanında, Taberî Tefsiri’nden Farsçaya tercüme edilmiştir. Bu tercüme Horasanlı ve Maveraünnehirli bilginlerden kurulan bir heyet tarafından yapılmıştır. Bu heyette Türk üyelerin de bulunduğu bildirilmektedir.

Kur’an’ın ilk Türkçe tercümesi ise Zeki Velidi Togan’a göre, Farsçaya yapılan ilk tercümeyle aynı zamanda, belki de aynı heyetteki Türk üyeler tarafından meydana getirilmiştir. Bu tercüme “satır-arası” kelime kelime bir tercüme olup, Taberî Tefsiri’nden yapılan Farsça çeviriye dayanmaktaydı. Fuat Köprülü ve ona dayanan Abdülkadir İnan’a göre ise Kur’an’ın ilk Türkçe tercümesi, Farsça tercümeden yaklaşık yüz yıl sonra, yani XI. yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır. Bu ilk tercümeden sonra Kur’an’ın hem Doğu Türkçesiyle hem de Batı Türkçesiyle birçok tercümesi yapılmıştır.

Eski Anadolu Türkçesi’nin ilk devresi olan Selçuklular zamanında ortaya konan eserler arasında Kur’an tercümelerine rastlanmaz. Kur’an’ın Anadolu Türkçesi’ne tercümeleri Beylikler devrinde başlamıştır. Bu ilk tercümeler de tefsirli tercüme olup, genellikle bazı kısa surelerin ve bir kısım âyetlerin tefsirleridir. Bunlar da Fatiha Tefsiri, İhlas Tefsiri, Yasin Tefsiri, Tebareke Tefsiri,21 Amme Cüzü Tefsiridir. Bu tefsirlerin 1362-1368 yılları arasında Mustafa b. Muhammed el Ankaravî tarafından meydana getirildiği kabul edilmektedir.
Bu tefsirlerden İhlas Tefsiri ile Fatiha Tefsiri İnançoğullarından İshak Bey b. Murad Arslan’a sunulmuştur. Tebareke Tefsiri ile Amme Cüzü Tefsiri Gelibolu Fatihi Süleyman Paşa için meydana getirilmiştir.
Ahmed-i Dâî’nin Vesîleti’l-mülûk li-ehli’s-sülûk adlı eseri de Ayetü’l-kürsî Tefsiridir. Eserin kime sunulduğu belli değildir.

Sure tefsirleri içerisinde Hatiboğlu’nun kaleme aldığı Letayifnâme de önemli bir yere sahiptir. Letayifname Kadılkudat Musllihuddin Muhammed’in Arapça mensur Sûre-i Mülk Tefsiri’nin nazmen Türkçeye tercümesidir. Hatiboğlu bu tercümeyi 817 (1414) yılında tamlamıştır.

Kur’an’ın bir bütün hâlinde tefsir ve tercümeleri ise ancak XV. yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır. Bu büyük tercümeler de ya kelime kelime yapılan “satır-arası” tercümeler şeklinde, veya Kur’an’ın uzun tefsirlerle Türkçeye tercümesi biçmindedir. Satır arası Kur’an tercümelerinin pek çok nüshası bulunmaktadır. Bunlar arasında en dikkate değeri Muhammed b. Hamza tarafından 827(1424) yılında meydana getirilen Kur’an tercümesidir.

XV. yüzyılın ilk yarısında (1405 ?), satır-arası tercümeler ile geniş tefsir arası bir yol izlenerek ortaya konmuş olan önemli bir Kur’an tercümesi de Cevâhirü’l-Asdâf’tır. Eser, İsfendiyar bin Bayezid’in emriyle oğlu İbrahim Beg Çelebi için yazılmıştır.

Satır arası tercümeler, Arapça veya Farsça kelimelere tek tek karşılık verme esasına göre yazılmış eserlerdir. Bu tercümelerde âyetler cümleler hâlinde değil, kelime kelime Türkçeye tercüme edilmektedir. Bu bakımdan tercümelerin cümle yapıları Arapçanın veya Farsçanın etkisi altında kalmaktadır. Oysa açıklamalı tercümeler Türkçenin söz dizimine daha uygundur. Cevâhirü’l-Asdâf’ta her iki özelliğe de rastlanmaktadır.

Kur’an uzun tefsirlerle de Türkçeye çevrilmiştir. Bu tefsirlerin de çoğu Ebü’l-Leys es-Semrkandî’nin (ö.993) tefsiri esas alınarak yapılmış tefsirler, veya onun aynen tercümesidir. Semerkandî tefsirinin üç ayrı tercümesi bulunmaktadır. Bunlardan ilki Ahmed-i Dai’ye (ö.820/1421) atfedilen Timurtaş Paşaoğlu Umur Bey’in teşvikiyle Emir Süleyman adına kaleme alınan Tercüme-i Tefsir-i Ebü’l-Leys es- Semerkandî adlı büyük eserdir26. Bu eser Anadolu sahasında Türkçeye tercüme edilen ilk Kur’an tefsiri olarak kabul edilmektedir. Semerkandî tefsirinin diğer tercümeleri ise Musa b. Hacı Hüseyn el-İznikî (ö. 833/ 1429) ve İbn-i Arabşah (ö. 654/1450) tarafından yapılmıştır. Her üç tefsir de aynı kaynağa dayandığından birbirlerine çok benzemektedir. Esasen bunların üçünün de aynı tefsir olma ihtimali çok kuvvetlidir. Çünkü bu tefsirlerin sadece giriş kısımları biraz farklıdır, diğer kısımları hemen hemen aynıdır.

Bir başka tefsir de Tercümetü Tefsir-i Hâzin ’dir. Hâzin el-Bağdâdî’nin (ö. 741/1340) Lübâbü’t-te’vîl fî meânî’t-tenzîl adlı eserinin tercümesidir. Musa b. Hacı Hüseyin el-İznikî (ö. 833/1430) tarafından yapılmış olup Enfesü’l-cevâhir adıyla anılmaktadır.

Kur’an okuma ilmi olan tecvid konusunda da bazı eserler meydana getirilmiştir ki bunlardan manzum olarak kaleme alınmış en eski örnek Kavaid-i Teysir- i Kur’an’dır.28 Eser 800 (1397-98) yılında Ca’ber’nin (ö. 732/1331-32) Arapça tecvid kitabından tercüme edilmiştir.

Kaynak:

“Eski Anadolu Türkçesi” paneli

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir