Menemen Olayı ve Kubilay’ın Şehit Edilmesi


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 13 Mayıs 2020 Kerim Usta

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulması aşamasında Mustafa Kemal’in arzu ettiği tek şey, “laik Cumhuriyet esaslarına sadık” kalınması idi. Ne var ki, 1929-1930 dünya ekonomik buhranının Ege bölgesinde yarattığı ekonomik sıkıntıdan yararlanan gerici çevreler, bu yeni partiyi fırsat bilmişler ve Cumhuriyetin laik esaslarının tehlikede olduğunu gören Mustafa Kemal, bu çok partili denemeden vazgeçmiştir. Fırsatı kaçırdığını gören irtica ise, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın dağılma kararı almasından otuz beş gün sonra tekbir sesleri ve “şeriat isteriz” sloganlarıyla 23 Aralık 1930’da İzmir’in Menemen kazasında bir kere daha ayaklanmıştır.

İslam dini fikri yargıya ve mantığa dayandığı halde, din adamları bilgi edinmek hususundaki tembellikleri yüzünden gittikçe kapkara bir cehalete düşmüş, dini kural ve görevleri, bir anlamsız şekiller yığını haline getirmişlerdir. Bu hale geldikten sonra yeniliklere yönelme hususunda açılacak gediklerin, verilecek tavizlerin, kurdukları bu gerici çıkar düzenini yıkabileceği korkusu onları birbirine kenetlemiş ve kenetlenmiş cahil sözde din adamı zümresi, yıllar boyu yeniliklere akıl erdirmenin ve onları benimsemenin değil, yeniliklerden doğrudan doğruya kaçmanın, halkı bu fikirlere düşman etmenin tekniğini geliştirmişlerdir. İşte daima bu telkinlerle beslenen kara ruhlu çıkarcı cahil zümre, sayıları az da olsa zehirlerini saçmak için daima fırsat gözetlemişlerdir. Gene cehaletleri yüzünden bir iki yerde kendileri gibi düşünen birkaç kişi buldular mı, bekledikleri günün geldiğini zannedip ayaklanmışlardır.

Olayın Çıkış Nedenleri ve Gelişimi
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte laik düzen ve dünya görüşü doğrultusunda gerçekleştirilen devrim hareketleri, dinsel kurallara bağlı çevrenin tepkilerine yol açmıştı. Halifeliğin kaldırılması, medreselerin, tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması, öğretimin birleştirilmesi ve Medeni Kanunu’nun kabul edilmesi gibi değişiklikler, eski düzeni savunan ve ilk fırsatta ona dönülmesini arzulayan çevreleri yeniden harekete geçirmişti. Ancak düşüncelerini açıkça söyleyerek ortaya çıkmak istemediklerinden gizliden gizliye hazırlanmaya koyulmuşlardır.

Menemen Olayı, Nakşibendi tarikatına mensup kişilerce hazırlanmıştır. Tarikatın lideri olan Şeyh Esat, tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra İstanbul Erenköy’deki köşküne çekilmiş, ancak etkinliğini halife ve müritleri aracılığı ile sürdürmüştü76. Kendisi, “Kutbilaktab” sanıyla anılmakta ve kutupların kutbu anlamına gelen bu unvan, tarikat tarafından her dönemde dini topluluğun maddi ve manevi başkanı olarak tanınan bir kişiye verilmektedir77. Şey Esat’ın en önemli ve çok güvendiği adamlarından birisi olan Laz İbrahim’i Manisa yöresine baş halife olarak ataması ile yörede tarikatın faaliyetlerinde büyük bir hareketlenme başlamıştır. Nakşibendiler gizli toplantılarla etkinliklerini sürdürürken, Muradiye Camii’nde hocalık yapmaya başlayan Laz İbrahim’in de delikanlılık çağındaki gençleri, esnaf ve çırakları etkilemeye çalıştığı görülmektedir. Özellikle ekonomik sıkıntılar nedeniyle iş bulamayan, geçimlerini sağlayamayan gençlerin tarikata girmeleri halinde büyük desteklere sahip olacakları fikri aşılanmakta ve Şeyh Esat’tan gelen ve çevreden yardım amacıyla toplanan paralar da tarikata girenlere dağıtılmakta idi78. İslamiyetin en tutucu tarikatlarından birisi olan Nakşibendilik, Şeyh Sait Ayaklanması’nda da etkili olmuş ve Şeyh Esat’ın Şeyh Sait ile ilişkisi bulunduğu anlaşılmıştır.

1930 yılı başlarında ülkede toplumsal, siyasal ve ekonomik nedenlerle başlayan sıkıntılar, Serbest Cumhuriyet Partisi’nin kuruluşu ile devrimlere karşı olan bazı kişi ve grupların, bu partiye girmelerine ya da ona yandaş görünüp kendi düşünceleri doğrultusunda çalışmalarına olanak hazırlamıştı. Yeni parti toplantılarında hükümetin açıkça suçlanması, hatta zaman zaman dinin elden gittiğinden, kadınların yüzlerinin açıldığından, zorla şapka giyildiğinden söz edilmesi, şeriat düzenine dönmek isteyenleri cesaretlendirmişti.

İşte hükümetin güçsüz göründüğü bu ortam içinde Nakşibendi tarikatı, kendine taraftar bularak Mehdi olduğunu öne süren Giritli Derviş Mehmet ile harekete geçmeye karar vermiştir. Halifeliğin geri geldiğini ve Cumhuriyet düzeninin sona erdiğini açıklamak için, İzmir ve Manisa gibi güvenlik güçlerinin hemen işe el koyabilecekleri büyük kentler değil, o yıllarda 4000 veya 5000 nüfuslu küçük bir kasaba olan Menemen seçilmişti.

Manisa’da, kendisini ölülerin dirileceği kıyamet günü ortaya çıkacak olan “Mehdi” ilan eden Giritli Mehmet, altı arkadaşı ile “din elden gidiyor” söylemi ile harekete geçmeye karar vermiştir81. 7 Aralık’ta Paşaköy’e gelerek bacanağının evinde misafir olan Giritli Mehmet ve adamları, burada silahlanmışlar ve yanlarına bir de köpek alarak, Bozalan Köyü’ne hareket etmişlerdir. Müritlerin birisinin köyü olan Bozalan, 1924’te Rumeli’den gelen göçmenlerin yerleştirildiği bir bölgedir. Köy halkı Müslüman olmasına rağmen çoğunun din bilgisi yok denecek kadar azdır. Bu durumdan yararlanmak isteyen Derviş Mehmet ve arkadaşları köyde konaklamaya karar vermişlerdir. Fakat köy içinde rahat hareket edemediklerinden, köy yakınlarında bulunan Sünbüller Dağı’nda bir kulübe yaptırarak 15 gün kadar zikirlerine burada devam etmişlerdir.

23 Aralık 1930 sabahı erkenden Menemen’e gelen Derviş Mehmet ve müritleri, tekbirler getirerek çarşı içindeki Müftü Camii’ne yönelmişlerdir. Silahlı olarak camiye giren Derviş Mehmet, sabah namazına gelmiş 8-10 yaşlı kişiye kendisini Mehdi olarak tanıtmış ve dini korumaya geldiğini, 70 bin kişilik halife ordusunun da yakında gelip kendisiyle birleşeceğini öne sürmüştür. Arkasından camideki “sancak-ı şerif” denilen üzerinde “La ilahe İllallah İnna Fetahneke” yazılı yeşil bayrağı84 alan Derviş, öğleye kadar bu sancağın altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceği tehdidini savurmuştur. Buradan Belediye Meydanı’na yönelen Derviş ve müritleri, şeriatın simgesi sayılan bu bayrağı bir çukura diktirerek etrafında zikredip tekbir getirmeye başlamışlardır. Bu arada sabah namazından çıkan ve dükkânlarını açmaya gelen halk da meydanda toplanmaya başlamıştır. Derviş Mehmet toplanan halka, “Ey Müslümanlar, ne duruyorsunuz? Halife Abdülmecit sınıra geldi, sancak-ı şerif çıktı, gelin altında toplanalım, şeriat isteyelim” şeklinde çağrılar yapıyor ve propagandasını devrimler üzerinde yoğunlaştırıyordu. Şapka giyenlerin kâfir olduğunu, yakında yine fes giyileceğini ileri sürüyordu. Meydana gelenlerin bir kısmı bu çağrı üzerine onlara katılıp zikre başlamış ve kısa süre içinde Derviş’in yanındakiler 100 kişiye kadar ulaşmıştır.

Bu arada bazı duyarlı vatandaşların olayı emniyet kuvvetlerine haber vermesi üzerine, olay yerine ilk olarak jandarma yazıcısı Ali Efendi  gelmiştir. Giritli Mehmet’ten ne yapmak istediğini soran Ali Efendi, “Sen git de komutanını yolla” cevabını alınca, durumu hemen Bölük Komutanı Fahri Bey’e bildirmiştir. Fahri Bey’in doğruca evinden olay mahalline gelerek Derviş Mehmet ile görüştüğü ve amacını öğrenmek istediği görülmektedir. Derviş Mehmet ise Bölük Komutanı Fahri Bey’e, kendisinin mehdi olduğunu, dini yaydığını ve kendisine karşı koyamayacağı tehditlerini savurarak hakaretler etmiştir. Bu gelişmeler üzerine Bölük Komutanı tedbir almak üzere olay yerinden geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu olaydan cesaret alan Derviş Mehmet’in halk üzerinde etkisi de her geçen saat hızla artmıştır.

Jandarma Bölük Komutanı, telefonla 43. Alay’dan askeri yardım istemiş ve Alay Komutanlığı da I. Tabur, 3. Bölük Komutanı İzmirli Hüseyin oğlu yedek subay Asteğmen Kubilay’ı bir müfreze ile olay yerine göndermiştir. Girit’ten göç eden bir ailenin çocuğu olan 1906 doğumlu Kubilay’ın asıl adı Mustafa Fehmi’dir. Terzi çıraklığı yaparken öğretmen olmayı istemiş, sınavları kazanarak 1926’da Bursa Öğretmen Okulu’ndan mezun olmuştu. Heyecanlı, atak bir genç olarak tanınmakta ve Atatürk’ün öncülük ettiği devrimlerin ateşli savunucularından birisi idi. Türk tarihinden de esinlenerek adına Kubilay’ı da eklemiş ve öylece anılmıştı. Alay Komutanlığı’ndan kendisine verilen görev üzerine, kışladan çıkarken silahını bile almayan ve emrindeki takımın erlerinde ise sadece manevra mermileri bulunan Kubilay, süratle olay yerine hareket etmiştir.

Olay yerine gelen Asteğmen Kubilay, erleri kalabalığın yanında bırakıp yalnız başına isyancıların yanına gitmiş ve Derviş Mehmet’in yakasından tutarak sert bir sesle hemen silahlarını bırakıp teslim olmalarını istemiştir. Bu kez işin sıkıya geldiğini gören Derviş Mehmet ise tabancasını ateşleyip genç Asteğmeni yaralamıştır88. Komutanlarının yaralandığını gören askerler manevra mermileri ile ateş açmışlar fakat mermilerin kendilerine bir şey yapmadığını gören Mehmet ve müritleri daha da cesaretlenmişlerdir. Bu kargaşa anında yaralanan Kubilay, yerden kalkıp yakındaki Gazez Camii avlusuna doğru koşmaya başlamış, ancak oraya ulaşınca tekrar yığılıp kalmıştır. Ne askerden ne de halktan bir yardım gelmediğini gören Derviş Mehmet müritleri, bunun üzerine yeşil bayrağın dibindeki torbasından testere ağızlı bir bağ bıçağı çıkararak Kubilay’ın üzerine saldırmışlar ve kısa bir mücadeleden sonra başını gövdesinden ayırmışlardır89. Bununla da yetinmeyen Derviş Mehmet, Kubilay’ın kanını avuçlarıyla içmiş ve kesik başını bir iple sancağın direğine bağlayarak Menemen’i dolaşmaya başlamıştır90. Kalabalığın tekbir sesleri arasında Derviş Mehmet, “Kalkın ahali, Müslümanlığı kurtaralım” diye bağırmaktadır.

Silah sesini duyurarak olaya müdahale etmek isteyenler yalnızca genç mahalle bekçileri Hasan ve Şevki Bey olmuştur. İsyancılarla Bekçilerin çatışmasında isyancılardan birisi öldürülmüş, fakat iki bekçi de isyancılar tarafından şehit edilmişlerdir92. Bu sırada Alay Komutanlığı, olayın bu boyuta erişmesinden endişelenerek daha güçlü bir birliği asilerin üzerine göndermiş ve komutanın “teslim ol” çağrısına, asiler “bize kurşun işlemez” diye ateşle karşılık vermişlerdir. Çıkan silahlı çatışmada Mehdi Giritli Derviş Mehmet, Sütçü Mehmet ve Şamdan Mehmet ölmüşler, yaralanan Emrullah oğlu Mehmet ile Hasan adında diğer iki kişi ise, sokak aralarına kaçarken yakalanmışlardır.

 

Kaynak:Yönetsel Alanda Değişimler ve Devrim Hareketlerine Karşı Gerici Tepkiler “Serbest Cumhuriyet Fırkası – Menemen Olayı”(Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 44, Güz 2009, s. 581-625)

Doç.Dr. Necdet AYSAL

 

Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir