
Bir Aşk Destanı: Kerem ile Aslı’nın Yakıcı Hikâyesi
Eski devirlerin nakkaşları aşkı anlatmak için ya mürekkep ya da kan kullanmıştır. Kimi satırlara dökmüş, kimi de türkülerle dağlara taşlara haykırmıştır. İşte onlardan biri de yüzyıllardır dillerden düşmeyen, âşıkların dilinde yanık bir türkü olarak yaşayan Kerem ile Aslı’nın hikâyesidir. Gelin, bu kadim destanın sayfalarına birlikte göz atalım.
Halep’te Bir Bey ve Bir Keşiş
Kerem ile Aslı hikâyesine göre olaylar Halep’te geçer. Hazinesi altınla dolu ancak ocağı evlat hasretiyle soğuk kalmış çok zengin bir Bey yaşardı. Bey, derdine derman aramak için diyar diyar gezerken bir gün yolu ıssız bir ize düşer. Orada, ak sakallı, bakışları sanki asırları görmüşçesine derin bir Keşiş’e rastlar.
Bey, yaşlı adama içini döker: “Ey pir, bunca servetim var ama ardımdan bir ses verecek evladım yok!” der. Keşiş, Bey’in gözlerinin içine bakarak heybesinden parıldayan kırmızı bir elma çıkarır ve şöyle der: “Bu elma, göklerin bir ihsanıdır Beyim. Onu al, Ayazma Çeşmesi’nin başına git. Hanımınla birlikte o suyun huzurunda bu elmayı paylaşın. Lakin unutma; bu elmanın bir yarısı senin, bir yarısı da kaderin diğer ortağınındır.”
Keşiş elmayı Bey’in avucuna bırakır ve rüzgâr gibi gözden kaybolur. Bey, avucundaki elmanın sıcaklığıyla oracıkta donakalır.
Çeşme Başındaki Kader Sözü
Bey, hanımını bulup Keşiş’in sözlerini anlatır. Hanımı, parlayan kırmızı elmayı görünce gözlerine inanamaz. Ertesi gün Halep tellâlların sesleriyle çınlar. Halk, Ayazma Çeşmesi’nin başında toplanır. Kalabalığın arasında, tıpkı Bey gibi evlat hasretiyle yanan sarayın hazinedarı olan diğer Keşiş ve karısı da vardır. Suyun huzurunda gizlice sözleşirler: “Eğer çocuklarımız farklı cinsiyetten olursa, onları birbirine eş edelim.” Kaderin ilk düğümü, elmanın ikiye bölünmesiyle atılır.
Dokuz ay sonra Halep’te iki müjde yankılanır: Bey’in bir oğlu, Keşiş’in bir kızı olur. Oğlana Mirza Bey, kıza Han Sultan adı verilir.
Gül Bahçesinde Doğan Aşk: Kerem ve Aslı
Yıllar geçer, Mirza Bey yiğit bir delikanlı olur. Bir gece rüyasında eşsiz güzellikte bir kızın elinden aşk dolusunu içer. Bir gün sadık dostu Sofu ile çıktıkları avda, şahini gizli bir bahçeye kaçar. Mirza bahçeye adım atınca rüyasındaki o kızla, Han Sultan ile yüz yüze gelir.
Han Sultan, mahcubiyetle: “Kerem eyle, beni rüsvâ etme…” diye fısıldar. Bu söz, kaderin yeni adıdır. Mirza’nın adı o andan sonra Kerem olur. Han Sultan ise bu yakıcı sevdanın tek aslı, tek gerçeğidir; onun adı da Aslı kalır. Kerem o an sazına sarılır:
Başı yastık göre mi?
Gözü dilber görenin?
Gözüne uyku girer mi?
Zülfüne berdar olanın?
Firar ve Hasret Yolculuğu
Kerem’in babası Keşiş’i çağırıp kızını ister. Keşiş, Bey’in heybeti karşısında boyun eğer, “evet” der. Lakin Aslı’nın annesi, kızını bir Müslüman beyin oğluna vermeyi reddeder. Bir gece vakti, kimseye haber vermeden Halep’ten gizlice, at sırtında kaçarlar. Kerem uyandığında dünyası başına yıkılır. Sazını omuzlar, yanına Sofu’yu alır ve yollara düşer.
Artık o, “Âşık Kerem”dir. Hoy, Revan, Gence, Kars, Van, Tiflis, Ahlat, Erzurum, Erzincan, Sivas, Kayseri, Halep… diyar diyar gezer. Her yerde aynı soruyu sorar: “Keşiş’i gördünüz mü?” Rivayete göre sözleri öyle ilâhî bir güç kazanır ki, dağlar ve ırmaklar ona cevap verir:
“Keşiş bahçesinde bir güzel gördüm,
Aklım başımdan aldı ne çare?
Taramış zülfünü, dökmüş yüzüne,
Serimi sevdaya saldı ne çare?”
Kayseri’de Acı Randevu: Otuz İki Diş
Uzun arayıştan sonra Kerem, Kayseri’de Keşiş’in izine rastlar. Keşiş’in karısı dişçilik yapmaktadır. Kerem, Aslı’ya yakın olabilmek için dişini çektirmek bahanesiyle eve girer. Aslı’nın dizine başını koyar ve orada biraz daha kalabilmek için otuz iki dişini acımadan çektirir. Bu eşsiz fedakârlık karşısında Aslı’nın da yüreğine aşk ateşi düşer.
Ancak Keşiş yine oyun oynar; onları Kayseri Valisine şikâyet eder. Kerem tam idama götürülürken, valinin kız kardeşinin yardımıyla kurtulur. Çift, zorluklara rağmen nihayet evlenir.
Sihirli Elbise ve Trajik Final
Fakat Keşiş’in son hilesi vuslatı bir felakete çevirir. Aslı’ya sihirli bir elbise giydirir. Gerdek gecesi Kerem sabaha kadar düğmeleri çözmeye uğraşır, fakat her çözülen düğme sihirle yeniden iliklenir. Tan yeri ağarırken Kerem, derinden bir “Ah!” çeker. O an yüreğinden kopan aşk ateşiyle Kerem yanıp kül olur.
Aslı da onun küllerini toplarken tutuşarak yanar.
“Yanmıştı Kerem, yandı Aslı’sı da,
Kalmadı bu dünyada bir habbesi da,
Meğer aşk ateşiymiş her yaresi de,
Cennette buluşsun iki yâr ebedî.”
Kerem ile Aslı hikâyesi, yalnızca iki gencin kavuşamamasını değil; sözün kıymetini, kaderin cilvesini ve aşkın ilâhî bir kudrete dönüşmesini işler. Onlar dillerden düşmeyen türküleri sayesinde ölümsüzleştiler.
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
Kaynaklar
- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “Kerem ile Aslı” maddesi, Cilt 25, s. 283–284.
- Evliya Çelebi, Seyahatnâme
- Pertev Naili Boratav, Türk Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği
Dip Not: Şiirler, Kerem ile Aslı hikâyesinin farklı anlatımlarında ve varyantlarında geçen, halk edebiyatı geleneğine ait dizelerdir; belirli bir şaire ait olmayıp anonimdir.
Konunun Video Anlatımı
Bu konu YouTube kanalımda da hazırlanmıştır. Yazılı içeriğe ek olarak, video formatında da inceleyebilirsiniz.
👉 Video Linki: Bu videoyu YouTube’da izle
📺 YouTube Kanalım: KerimUsta®