Filozoflar Kimdir ve Ne Yapmak İstemişlerdir?


Son Güncelleme Zamanı:

Filozoflar Kimdir ve Ne Yapmak İstemişlerdir?İnsanlığın ilk atasından başlayarak toplumda “akıllı” insan-ların her dönemde ve her zamanda var olduğu bir gerçektir. Bu akıllı insanlar, yine tarihini bilemediğimiz zamanlardan başlayarak ayakkabı, tekerlek, ateş, balta, ok-yay kullanmaya, hayvanları evcilleştirmeye, toprağı sürüp-kazıp ekip biçmeye başlamışlardır. Sonra mağara resimleri ile iletişim sağlamayı uzun yıllar sürdürmüşler ve nihayet günümüzden 6 bin yıl önce yazıyı icat etmişlerdir.
Tabiidir ki bu buluş ve keşifler ayrı ayrı zamanda olmuştur. Fakat bir topluluk bu icat ve keşifleri bir bütün hâlinde değil, bu icat ve keşifler o toplum içinde yaşayan bir “akıllı adam” tarafından bulunmuş ve yaygınlaşmıştır. Tıpkı “ampul” denen aydınlatma âletinin Edison tarafından bulunduğu gibi.
Bir başka husus, bu toplumlardaki akıllı adamlar, toplumun bir düzen içinde yaşaması için örfler, adetler, gelenekler ve kanunlar yapmışlardır.

Hamurabi Kanunları gibi.
Akıllı adamlardan bazıları “Biz kimiz? Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Tanrı var mıdır, yok mudur?” gibi daha soyut şeyleri “akıl yoluyla” keşfetmeye/bulmaya, izah etmeye çalışmıştır. Tanımda da görüldüğü gibi bu akıllı adamlara “filozof” denilmiştir. Filozofların ortaya koyduğu fikirlere “felsefe” adı verilmiştir.

Bir kısım filozoflar, hocalarının veya kendinden öncekilerin görüşlerini ele alıp geliştirmeye çalışmış, bir kısmı da yeni görüşler ortaya koymuştur. Örneğin Plâton felsefenin konusunu “doğruyu bilmek”, Aristo “var olanın ilk temellerini bulmak” olarak belirtmiştir. Orta Çağ”a kadar giden bu anlayış yanında, sonra farklı farklı felsefe ortaya çıkmıştır. Bu arada Aristo”nun anladığı gibi felsefe olmaktan çıkmış, felsefeye psikoloji, antropoloji ve sosyoloji gibi bilimler de karışmaya başlamıştır.

Aşağıda kısa kısa söz ettiğimiz felsefe görüşleri bir arada düşünüldüğünde her felsefe görüşünün insanı kendi düşüncesi/felsefesi yönüne doğru sürüklemek istediği görülür.
Tabii pek söz edilmemekle birlikte peygamberler de bu anlamda birer filozoftur. İster vahiy yoluyla olsun, ister vahiy dışı düşünceleri olsun insanları, haliyle toplumu belirlenmiş bir amaca doğru hareket ettirmektir. Hatta onların düşüncelerinden başka bazı alanlarda buluşları da vardır.

Bir filozofun veya peygamberin ortaya koyduğu düşünce, onun toplumun nasıl olması isteğinin ifadesi, yani onun topluma yönelik amacı olmuştur.

Fakat toplumu etkilemek yönlendirmek isteyen bir de hem Avrupa”da hem de İslâm dünyasında yöneticiler yanında din kurumu vardır. Yeni Çağ başlarından itibaren Avrupa”da büyük bir kısmı teoloji/din eğitimi görmüş papazlar, eğitimi kilisenin baskısından kurtarmak için mücadele etmişler, natüralizm, realizm, hümanizm, idealizm gibi ortaya çıkan yeni fikirleri eğitim hayatına uygulamaya çalışmışlardır. Bu felsefî görüşlerden ilham alan bilim adamları, İslâm dünyasından ve Eski Yunandan aldıkları eserleri de tercüme ederek bir taraftan yeni kıtaların keşfi, bir taraftan da bilimsel alanda icat ve buluşlar gerçekleştirmeye başlamışlardır.
Buna karşılık İslâm âlemi Magna Carta, Matbaanın icadı ve yeni kıtaların keşfi gibi Avrupa”da ki gelişmeleri görememiştir..

Fakat şunu unutmamak gerekir: Yeni Çağ”a gelinceye ve her biri bağımsız bilim dalı oluncaya kadar matematik, fizik, kimya, tıp, astronomi gibi bilimler felsefenin bünyesinde yer almıştır. Hatta bu dönemde ve Yeni Çağ süresince filozofların çocukların eğitimine ilişkin hem uygulama yaptıkları hem de kuram belirledikleri dikkate alınırsa pedagoji de felsefenin bünyesinde yer almıştır.

Pek çok pedagog ya ortaya koyduğu felsefî görüş veya öncekilerden birinin veya bir kaçının görüşlerini kompoze ederek okullar açmıştır. Örneğin, natüralist görüşe dayanan Rousseau, bir çiftlikte, tabiat içinde çocukları eğitmeyi hayalî olarak tasavvur etmişse de daha sonra Pestalozzi fakir çocukların eğitimini sağlamak üzere çiftlik okulu açmıştır. Bunun gibi Flântrop akımının kurucusu olan Basedow, hem Rousseau”nun natüralist, hem Descartes”in rasyonalist görüşünden hareket etmiştir.

Bu felsefe akımlarının her biri ayrı ayrı bir insana veya bir topluma bir özellik kazandırmıştır.
Öyle ki özelliklerden birçoğu birbirine karşıttır ve bu karşıtlık hem kişilerde hem toplumlarda tartışılmıştır. Asırlarca süren bu felsefelerin varlığı toplumların karşıtlıklarıyla birlikte toplumun kültürüne âdeta kaynaşmıştır. Fakat bu akımlar, kişileri ve toplumları aynı derecede de etkilememiştir. Yani her insan, haliyle her toplum bu felsefe akımlarının ön gördüğü ana temalarının tamamını üzerinde taşımaktadır. Lâkin bunlardan biri veya bir kaçı daha ön plânda, diğer bazıları ise daha geri plânda görünmektedir.

Her filozof kendi düşüncelerini ve gereklerini yazmıştır, fakat her düşünce yalnız başına eksiktir.
Bu ifademizi açmak için bu akımların temel fikirlerine kısaca göz atmak faydalı olacaktır.

Dr.Nusret Alperen

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir