Ahmed-i Dai Hakkında Bilgi


Son Güncelleme Zamanı:

Kerim Usta -Yüzyıllara Göre Divan Edebiyatı
Germiyan bölgesi şairlerinden olan Ahmed-i Dâî Türk edebiyatının önde gelen şairlerindendir. 1350-1355 yıllarında doğduğu tahmin edilen şairin Süleyman Çelebi ile aynı zamanlarda yaşadığı, doğum ve ölüm tarihlerinin birbirlerine yakın olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Süleyman Çelebi Bursa’da, Ahmed-i Dâî ise Germiyan bölgesinde bulunmaktadır. Ailesi ve yaşayışı hakkında bilgi bulunmayan şairin asıl adı Ahmed, mahlası ise Dâî’dir. Çocukluk ve gençlik yıllarını Germiyanoğlu Süleyman Şah zamanında geçirmiştir. Sonra Yıldırım Bayezid’in Kütahya valiliği ve Germiyan Beyi II. Yakup Bey zamanlarını yaşayan şair, ayrıca Emir Süleyman’ın hizmetinde bulunmuştur (Alpay Tekin, 1992:18).

Süleyman Şah’ın ölümü üzerine oğlu II. Yakup Bey’e intisap etmiş, bu durum Yıldırım Bayezid’in Menteşe, Aydın, Saruhan ve Germiyan Beyliklerini aldığı 1390 yılına kadar sürmüştür. Ahmed-i Dâî bundan sonra hep bu bölgeye vali olan Yıldırım Han’ın oğlu Emir Süleyman’ın yanında bulunmuştur.

Çeng-nâme adlı eserini 1406 yılında bu şehzadeye sunan Ahmed-i Dâî, Emir Süleyman’ın şairi olarak da anılmıştır (Özmen, 2001: XXXI). Ahmed-i Dâî, Emir Süleyman’ın 1411 yılında ölümünden sonra Musa Çelebi’ye yönelmiş ve ona bir kaside sunmuşsa da, Çelebi Mehmed’in hükümdar olması ile padişaha yakınlaşma yolları aramıştır. Çelebi Mehmed şaire yakınlık göstermiş ve oğlu Murad’ın eğitim ve öğrenimi için görevlendirmiştir.

Dâî Şehzade Murad için Ukûdü’l-Cevâhir adlı eserini kaleme almıştır. Ayrıca I. Mehmed’e (1413-1421) övgü olarak altı şiir ile bir mersiye yazmıştır. II. Murad’ın saltanatının ilk yıllarında da yaşayan Ahmed-i Dâî, şiirlerinde ona bağlılığını bildirir ve onun için dua eder.

Ahmed-i Dâî’nin Edebî Kişiliği:
Ahmed-i Dâî, kaynaklarda yer alan bilgilere göre iyi bir öğrenim görmüş, devrinin bilgilerine sahip her alanda eser veren ve kendisine saygı duyulan bir şairdir. Dâî, şiirinin gücünü çok yönlü bir şair olmasına borçludur. Dili akıcı, açık, ifadesi tok ve gürdür. Mevlânâ, Yunus Emre ve Âşık Paşa’dan etkilendiği gibi, kendi devrinin ve sonrasının şairlerini de etkilem iştir. Üslubu sağlam olan şair, şiirin ve Türkçenin sırlarını da bilir. Hece ve aruzu birbirine yakınlaştırmış, özellikle tefilelerde kelimelerin bölünmesine çok az yer vermiştir. Arapça ve Farsçaya hâkim olan şair, bir beyti Farsça bir beyti Türkçe, iki beyti Arapça bir beyti Türkçe olan (=mülemma) kasideler de yazmıştır. Dâî, kafiye, şekil ve dil yönünden Türk şiirinin sırlarına vâkıf, vezne hâkimiyeti tam olan ve Türkçeyi iyi kullanan bir şairdir.

Eserleri:
Ahmed-i Dâî, devrinde manzum ve mensur eser yazan Erzurumlu Mustafa Darîr, Şeyhoğlu Mustafa ile birlikte üçüncü bir sanatkâr olarak karşımıza çıkar. İsmail Hikmet Ertaylan, Ahmed-i Daî’nin Hayatı ve Eserleri (1952) adlı monografisinde onun manzum ve mensur 17 eserini tespit etmiştir.

Eserlerinden manzum olanlar;
* Türkçe Divan,
* Farsça Divan,
* Çeng-nâme,1446 beyitten oluşan bir mesnevidir. Sadece bir parçası farklı vezinle yazılan eser, çengin 24 teli ve Doğu mûsikîsinin 24 makamından hareketle 24 bölüme ayrılmıştır.
* Camasb-nâme, (Farsça sözlük),
* Ebulleys-i Semerkandî Tefsirinin Mukaddimesinin Türkçe Çevirisi,
* Camasb-nâme,
* Vasiyyet-i Nûşinrevân-ı Âdil be-Püsereş Hürmüz-i Tâcdâr tercümesi’dir.

Dâî’nin Mu’tayebât’ı ise müstakil bir eser olmayıp Türkçe Divan’ından seçilmiş 12 mizahî kıt’adan oluşmaktadır. Camasb-nâme, İran şairlerinden Nasîrüddîn-i Tûsî’nin (öl. 1274) gizli ilimlerden bahseden “yıldız-nâme” türündeki otuz üç beyitlik aynı adlı mesnevisinin genişletilmiş tercümesidir. Dâî’nin bu eseri bugünkü bilgilere göre Camasb-nâme’nin Türkçe ilk tercümesidir. Farsça aslında olduğu gibi aruzun fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûl vezniyle yazılan mesneviyi İsmail Hikmet Ertaylan iki nüshadan yararlanarak yayımlamıştır (1952). Ukûdü’l-Cevâhir, şairin II. Murad’ın şehzadeliği sırasında yazdığı Farsça manzum bir sözlüktür.

Vasiyyet-i Nûşinrevân-ı Âdil be-Püsereş Hürmüz-i Tâcdâr ise, mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün vezniyle ve mesnevi nazım şekliyle yazılmış, 115 beyitlik didaktik bir eserdir. Mesnevinin başında yer alan dokuz beyitlik mukaddime ile hâtimedeki bir kısım beytin dışında kalan bölüm Farsçadan tercüme edilmiştir. Adaletiyle meşhur Nûşirevân’ın oğlu Hürmüz’e verdiği öğütlerden oluşan bu eser, aynı zamanda bir siyaset-nâme özelliğine de sahiptir. Dâî’nin ayet, hadis ve atasözlerinden yararlandığı ve baştan sona cinaslarla ördüğü bu mesnevi, çocuklar muhatap alınarak yazılmış ilk nasihat-nâme kabul edilir. Eseri önce İ. H. Ertaylan tıpkıbasım olarak yayımlamış (1952), daha sonra Mahmut Kaplan (1993) ve Emine Yeniterzi (2006) yeni harflere aktararak neşretmiştir.

Ahmed-i Dâî’nin bir gazeli

Sen var iken hüsn iline kimse sultân olmasun
Devrân senündür çün bu gün ayruk kişi hân olmasun

Cândan azîzsin sen bana cânlar fidî olsun sana
Sensin hayâtum hâsılı sensüz bana cân olmasun

İncü dişün la’l-i lebün genc-i sa’âdetdür yiter
Kân içre gevher bitmesün la’l-i Bedahşân olmasun

İy alnı ay yüzi güneş sensüz cihânda bir nefes
Şems ile Zühre dogmasun hem mâh-ı tâbân olmasun

Bin cân esîr olsun senün her dem perîşân zülfüne
Dek şol perîşân hâtırun bizden perîşân olmasun

Gül yanagun cennet güli ben karşusında bülbüli
Murg-ı seher-hân ötmesün hergiz gülistân olmasun

Korkaram ol hûnî gözün kasd eyleye bir gün bana
Dâ’î ölürse gam degül nâ-hak yire kan olmasun

Kaynak:
* Anadolu üniversitesi-XIV.-XV. Yüzyıllar Türk Edebiyatı

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir