Avrupa İdeali Bağlamında Türk-Alman İlişkileri


Son Güncelleme Zamanı:

Avrupa İdeali Bağlamında Türk-Alman İlişkileri]
Turkish-German Relations in Considering European Integration

Prolog
Özet:
Bu çalışma, Avrupa idealinin gerçekleştirilmeye çalışıldığı bir dönemde Almanya Federal Cumhuriyeti’nde bulunan Türk kökenli vatandaşlarımızın yaşadıkları ülkenin dilini öğrenme ve sosyal hayata uyum sağlama konusunda yaşadıklarından genel bir kesit sunmayı amaçlamaktadır. Her iki ulus tarafından son derece önemsenen ve tarihi dostluk temeline dayandırılarak geliştirilmeye çalışılan ikili ilişkilerde yaşanan, ama açıkça gündeme getirilemeyen kimi sorunlar Türk okuyucusunun bilgisine sunulmaya çalışılmaktadır.

Summary:
This study aims to present a cross-section of language and adaptation complications of Turkish origin citizens living in Federal Republic of Germany. Some problems encountered but not brought up during extremely heeded bilateral relations, which are attempted to be developed on the basis of historical amities and relationships, are tried to be presented to the attention of Turkish readers.

“…sağlam dostluklar ne solar, ne de kırılır”
(Friedrich W. Nietzsche, 1844-1900)
Prolog

Ülkemiz hem tarihî hem de coğrafî bakımdan Batı ve Doğu ülkeleriyle sürekli ilişki halinde olmuş, iki medeniyet arasında bir köprü olarak tanımlanmıştır. Osmanlı tarihine baktığımızda Müslüman Türkiye asırlar boyunca Hıristiyan Avrupa’da yönetici ve yönetilen tabakanın gündemini her zaman meşgul etmiştir (Bkz. Kumrular 2008). İkili ilişkiler daha çok halklar arasındaki ilişkilerle şekillenmiş, günümüzdeki bakış açılarını oluşturmuştur. Görülen çerçeve içindeki resimler de dışarıdan yapılan yönlendirmelerle zaman içinde şekil değiştirebilmektedir. Bu değişimde bireysel çabaların yanı sıra, siyasetçilerin de önemli etkileri olmaktadır.

Türk Alman ilişkileri diyakronik olarak incelendiğinde, ilişkilerin çok yönlü ve özel bir yapıya sahip olduğu görülür (Bkz. Bağcı 2002). Bu ilişkilerin eşzamanlı incelenmesi halinde her iki ülkenin medyalarında yer alan tasvirlerin, ülkelerin geleceğe yönelik karşılıklı ilişkilerini yönlendirici özelliğe sahip olduğu görülmektedir. Medyanın bu tutumunun pek çok nedeni olabilir. İnsanlar, her hangi bir nedenle (bu manipülatif dış etkiler, önyargı veya kalıp yargılar ile “ötekileştirme” çabasından kaynaklanıyor olabilir) dünyayı doğru algılama yetilerini kaybedebilir ve “ideolojik körleşme” içine girebilirler. Bu durumdaki insan dünyaya, olgulara, geleceğe kurduğu interpersonel ilişkilerin sınırlı penceresinden bakar ve perspektifleri, sadece o pencereyle (bunun bilimsel jargondaki adı “paradigma”dır) sınırlı kalır. Bütün bunlar, Avrupa ülkelerinde yaygın bir şekilde Türkler ve Türk devleti ile ilgili olarak görülen ve kaynağını tarihten alan yaygın olumsuz imgeyi pekiştirir. Bu durum Batılıların taşıdığı tek yanlı ve Hıristiyan kültürünü temel alan dünya görüşünü pekiştiren, farlı olanı, farkından dolayı “ötekileştiren” bir anlayışı beraberinde getirir ve IXX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişen Oryantalist kuruluşların ve resmi bilginin çıkar katmanları ile ne şekilde üst üste getirilerek kaynaştırıldığını anlatan birer göstergedirve konuşulan dil “öteki” olan gruplara karşı baş edilemez yanlışlar ve peşin hükümlerle doludur. Halbuki, günümüz her alanda işbirliğini gerektiriyor ve kazanmak veya kaybettirmek için birbirine karşı savaşmak değil, fakat ortak hedefleri belirlemek ve onları başarmak için birlikte çalışmak öncelikli ilke olmalıdır.

Almanların ülkelerinde yan yana yaşadığı Türkler hakkındaki olumsuz önyargı ve düşünceleri, bugüne kadar uygulanmış bulunan -kimi zaman iyi niyetli ama yanlış, kimi zaman da iyi planlanmamış- politikalar nedeniyle ortadan kalkmamakta, zamanla daha da pekişmektedir. Çünkü, uyum ve birlikte yaşamaya ilişkin politikaları hazırlayanlar, bir türlü ellerindeki kaleydoskopu bırakıp, yanı başlarındaki insanları görmemekte ve gerçekle örtüşmeyen soyut zihinsel tasarımların peşinden koşmak için –adeta- ısrar etmektedir.

Harold Lasswell (1934, s. 257’den aktaran Said 1998, 396),

“Gelenekleri ve kanaatleri köklü ve sürekli bir şekilde değiştirmek, büyük ölçüde, insanların ne tür seçenekler peşinde koştuklarını bilmeye bağlıdır. Bu, insanoğlunu ortaya koyan kumaşın hangi ilişkiler ağı ile örüldüğünün anlaşılması demektir. Böylece hiçbir kuşkuya yer kalmayacak şekilde seçeneklere dair işaretler ortaya çıkacak ve gerçeğe en uygun çözüme giden yollarda programlar düzenlenebilecektir”

diyerek bu durumu ortaya koyuyor.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir