
Mirasyedinin Gördüğü Define Rüyası
Bağdat’ta büyük bir mirasa konmuş zengin bir adam vardı. Babasından kalan bu serveti hiç emek harcamadan, savurganca harcadı. Malını mülkünü kısa sürede tüketti ve elinde avucunda hiçbir şey kalmadı. Komşularının yüzüne bakamaz oldu, evine kapandı ve perişan bir halde yaşamaya başladı.
Mevlâna bu noktada şöyle der: “Miras malı vefasızdır, insan emek vermeden kazandığının kıymetini bilmez.” Mirasyedi, yoksulluğun şiddetiyle kıvranırken içinden gelen bir feryatla Allah’a yalvarmaya başladı. Gözyaşlarıyla dua etti, tövbe etti ve af diledi. Mevlâna, duaların neden bazen geç kabul edildiğini şöyle açıklar: “İhtiyacı onu gafletten ayılttı, bana çevirdi. Dileğini verirsem yine döner, o oyuncağa kapılır.”
Derken bir gece, rüyasında gizemli bir ses (hatif) ona şöyle seslendi:
“Kalk, Mısır’a git. Orada büyük bir define seni bekliyor. Falan mahallede, falan yerde gömülü. O ricaları kabul eden Tanrı’dır, niyazını kabul etti.”
Zorlu Yolculuk Ve Mısır’da Hayal Kırıklığı
Rüyaya tereddütsüz inanan adam, hemen Bağdat’tan yola çıktı. Uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından Mısır’a ulaştı. Ancak define için tarif edilen mahalleye ve eve vardığında, ne kadar kazıp didinse de hiçbir şey bulamadı. Üstelik yolculuk sırasında tüm parasını da tüketmişti. Açlıktan kıvranmaya başladı, karnı zil çalıyordu.
Adam, halktan dilenmeye niyet etti ama yüzü tutmuyor, utancından yerin dibine geçiyordu. Gündüz dilenmeye cesaret edemedi. Sonra kendi kendine dedi ki:
“Geceleyin yavaş yavaş çıkarım. Karanlıkta görünmem de öyle dilenirim. Gece kuşu gibi Tanrı’yı zikrederim, elbette bir kapıdan yarım dirhem bir şey elde ederim.”
Bir ayağını ileri atıyor, bir ayağını geri çekiyordu. Utanç ve açlık arasında gidip geliyordu. Sonunda açlık galip geldi. Gece yarısı sokağa çıktı ve dilenmeye karar verdi.
Bekçiyle Karşılaşma ve Dayak
Ancak o günlerde Mısır’da hırsızlık olayları had safhaya çıkmıştı. Halife, bekçilere sıkı emir vermişti: “Geceleyin sokakta kim dolaşırsa, benim adamım bile olsa, yakalayın ve elini kesin!” Bekçi, hırsızları yakalamak için gece gündüz sokakları arşınlıyordu.
İşte tam bu karanlık gecede, dilenmek için sokağa çıkan mirasyediyi bekçi yakaladı. Adamı hırsız sanarak bir hayli yumrukladı, sopayla dövdü, kötekten geçirdi. Adam dayak yedikçe bağırmaya başladı:
“Ben hırsız değilim! Ne ev yakan birisiyim, ne yankesici. Ne hırsızım, ne zalim. Ben Mısır’da garip bir Bağdatlıyım!”
Adamın yeminlerinden doğruluk kokusu geliyordu, sözü inandırıcıydı. Bekçi, onu dinlemeye karar verdi. Adam, gözyaşları içinde rüyasını ve defineyi aramak için Mısır’a kadar geldiğini anlattı.
Bekçinin Rüyası Ve Gerçeğin Ortaya Çıkışı
Adamın samimi hikâyesi bekçinin yüreğini yumuşattı. Gözleri yaşardı. Bunun üzerine bekçi, gülerek adama şöyle dedi:
“Sen ne hırsızsın, ne kötü bir adamsın. İyi adamsın ama aptalsın, ahmaksın! Bir rüyaya inanmış, bir hayale kapılmış, bu kadar yolu aşıp buralara gelmişsin. Aklın yok galiba! Ben yıllardır, sürekli rüyamda Bağdat’ta bir define olduğunu görüyorum. Falan mahallede, falan evin altında gömülüymüş. Ama ben hiçbir zaman bu hayale kapılıp yerimden kıpırdamadım.”
Adam bu sözleri duyunca adeta sarsıldı. Çünkü bekçi, Bağdat’ta oturduğu kendi mahallesini, kendi evini tarif ediyordu! Kendi kendine haykırdı:
“Define evimdeymiş de neden yoksulluktan feryat edermişim? Definemin başında yoksulluktan ölüyormuşum. Ne kadar gaflet içindeymişim, ne kadar perde ardındaymışım, gözüm örtülüymüş!”
Bu müjdeden sarhoş oldu, derdi kalmadı. Dilsiz, dudaksız yüz binlerce hamd okudu. İçinden dedi ki: “Meğer abıhayat (ölümsüzlük suyu) benim meyhanemdeymiş! Yürü, ben yüce bir nimete nail oldum. Kendimi müflis sanıyordum, o körlüğe rağmen bu nimeti buldum.”
Aradığın Kendinsin
Adam, define aramak için çıktığı bu zorlu ve acı dolu yolculuğun aslında onu kendi evine, kendi özüne yönlendiren bir vesile olduğunu anladı. Yıllardır aradığı define, Bağdat’taki kendi evinin altındaydı. O evine döndü, definenin yerini kazdı ve hazinesine kavuştu.
Mevlâna bu noktadan sonra yüzlerce beyit boyunca hikâyeden çıkarılan dersleri anlatır:
“Aradığın Sensin” – İnsan, aradığı mutluluğu, huzuru, bereketi, manevi hazineyi çoğu zaman dışarıda, uzak diyarlarda arar. Oysa bunların hepsi aslında kendi içinde, kendi evinde, kendi özünde saklıdır.
Mevlâna der ki:
“Adamın çektiği tüm zahmet, açlık, dayak ve utanç, sonunda hakikati bulmasına vesile olmuştur.”
“Bu, zehrin kalıbına panzehir yerleştirilmesi gibi bir gizli lütuftur.”
“Sen de defineyi dışarıda arıyorsun, oysa o senin içinde. Neden evini kazmıyorsun? Neden gönlüne bakmıyorsun?”
Mevlâna, hikâyenin sonunda uzunca dua eder, Allah’a hamd eder ve şükreder. Hikâye, insanın kendi içine yaptığı yolculuğun, dış dünyadaki en zorlu seferlerden daha değerli olduğu mesajıyla tamamlanır.
Bu hikâye, Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevi’sindeki özgün anlatıya sadık kalınarak hazırlanmış, baştan sona eksiksiz ve anlaşılır bir şekilde uyarlanmıştır. Beğeneceğinizi umuyoruum.
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
Kaynak: Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevi, 6. Cilt, 4201-4915. beyitler.
📺 Aşağıda, bu konuyla ilgili hazırladığım bir tanıtım videosu yer almaktadır.