
Aşure Kelimesinin Anlamı ve Kökeni
Aşure kelimesinin ne anlama geldiği ve nereden geldiği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Kimileri bu kelimenin Arapça’da “on” anlamına gelen “aşr” kökünden türediğini, kimileri develeri gütmek anlamındaki “ışr” ile bağlantılı olduğunu belirtir. Bazı araştırmacılar Arapça’da bu kelimenin yapısına uygun başka bir örnek bulunmadığını ileri sürerek Aşure’nin İbranice kökenli olduğunu iddia etse de, âlimlerin büyük çoğunluğu Aşure’nin Arapça asıllı bir kelime olduğunu kabul eder.
Kerbela Olayı ve Aşure Günü
Aşure günü, İslam tarihindeki en önemli olaylardan birine ev sahipliği yapar. Hz. Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin ve 72 yakını, 10 Muharrem 61’de (Miladi 680) Kerbelâ’da şehit edilmiştir. Bu olay, özellikle Şia ve Alevi inancı için bu günün bir yas ve matem günü olmasının temel sebebidir. Şia ve Aleviler bu günde Hz. Hüseyin’in acısını canlı tutmak amacıyla yas tutarlar. Bu uygulama, bu inançların canlı kalmasında önemli rol oynamıştır. Şia ve Aleviler bu günü yas günü olarak kabul ederken, Emevîler ise bu günü bayram olarak kabul etmiş ve şenlikler düzenlemişlerdir.
Aşure Gününün Dinî Kökeni
Aşure gününün bu tarihsel boyutunun dışında, çok daha eski bir dinî geçmişi de vardır. Günün kaynağı hakkında iki temel görüş bulunur. Birinci görüşe göre bu gün, Hz. Musa ve İsrailoğulları’nın Firavun’un zulmünden kurtulduğu gündür ve bu yüzden Yahudiler bu günde oruç tutmakla yükümlüdür. Batılı araştırmacıların çoğunun benimsediği bu görüş, Müslümanların bu günü Yahudilerden aldığını öne sürer. İkinci görüşe göre ise Aşure, sadece Yahudilere özgü değildir. Hz. Nuh’tan itibaren bütün Sâmî dinlerinde (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam öncesi Arap inançları) var olan çok eski bir gündür. Cahiliye dönemi Arapları da bu günü Hz. İbrahim’den beri önemli saymış ve oruç tutmuşlardır.
Bu görüşü sahabelerin sözleri destekler. Hz. Aişe, Kureyş kabilesinin Cahiliye’de bu günde oruç tuttuğunu, Hz. Muhammed’in de bu geleneğe uyduğunu anlatır. Abdullah bin Ömer de Resulullah’ın bu gün için “Allah’ın günlerinden bir gündür, dileyen tutar dileyen tutmaz” buyurduğunu nakleder. Hz. Aişe’nin Aşure gününde Kâbe örtülerinin değiştirildiğini söylemesi de Araplar’ın bu güne verdiği önemi gösterir. Hz. Muhammed’in, Yahudilerin anlattıklarını yalanlamayıp “Biz Musa’ya sizden daha layıkız” diyerek oruç tutmayı emretmesi, bu günün bütün ilahi dinlerde önemli olduğuna işaret eder.
Bazı batılı araştırmacılar Hz. Muhammed’in bu orucu Yahudilerden öğrendiğini iddia etse de bu görüş gerçeği yansıtmaz. Çünkü Araplar’ın Cahiliye’de bu güne önem verdiği sağlam kaynaklarla sabittir. Ayrıca Hz. Muhammed, Yahudileri taklit etmemek için Muharrem’in 9, 10 ve 11. günlerinde oruç tutmayı tavsiye etmiştir. Müslümanların takvimi aya göre olduğu için Aşure her yıl farklı mevsimlere denk gelirken, Yahudilerin takviminin sabit olması da önemli bir farktır.
Bazı kitaplarda Aşure günüyle ilgili başka olaylar da anlatılır. Hz. Adem’in tövbesinin kabul edildiği, Hz. Yunus’un balığın karnından çıkarıldığı, Hz. Musa ve Hz. İsa’nın doğduğu, Hz. Süleyman’a mülkün verildiği, Hz. Davud’un tövbesinin kabul edildiği ve Hz. Muhammed’e günahlarının affedileceğinin bildirildiği gün olarak söylenir. Ancak bu bilgilerin doğrulanma imkânı yoktur. Örneğin Hz. Muhammed’in Medine’ye göçü 10 Muharrem’de değil, 12 Rebiülevvel’de gerçekleşmiştir. Bu anlatımların Yahudi kaynaklarından geçen hikâyeler olduğu kabul edilir.
Aşure günü oruç tutmanın sevabıyla ilgili sağlam hadisler bulunmakla birlikte, bu günde yıkanmak, sürme çekmek, süslenmek, kına yakmak, bayramlaşmak, özel bir aş pişirip dağıtmak, sadaka vermek veya kurban kesmek gibi davranışlar hakkında hiçbir sağlam kaynak yoktur. Hadis olduğu söylenen bu uygulamaların çoğu Cahiliye âdetlerine veya Yahudi geleneklerine dayanır ve sonradan uydurulmuştur. İbn Teymiyye’nin belirttiğine göre, “Aşure günü sürme çeken helak olmaz” veya “o gün yıkanan hasta olmaz” gibi sözler Ehl-i beyte düşman olan Nasibîler tarafından uydurulmuştur.
Aşure Orucunun Tarihçesi ve Hükmü
Aşure orucu, Hz. Nuh zamanından beri Sâmî dinlerinde makbul sayılmış, Yahudilere ise zorunlu kılınmıştı. Cahiliye Arapları ve Hz. Muhammed de bu orucu peygamber olmadan önce tutuyordu. Hz. Muhammed Medine’ye göç edince bu orucu yeniden tutmaya başladı ve Ramazan zorunlu kılınıncaya kadar Müslümanlara da emretti. Ramazan’ın zorunlu olmasıyla Aşure orucu isteğe bağlı hale geldi.
Âlimler bu orucun Ramazan’dan önce zorunlu olup olmadığı konusunda görüş ayrılığına düşmüştür. Ebû Hanîfe ile bazı Şâfiîler önceleri zorunlu olduğunu, ancak bu hükmün Ramazan ile kaldırıldığını söyler. Hanbelîler ve diğer bazı Şâfiîler ise başından beri zorunlu değil, sadece tavsiye edilen bir ibadet olduğunu savunur.
Türk Kültüründe Aşure Geleneği
Türk halk geleneğinde Aşure, Muharrem’in onuncu günü başlayıp sonraki günlerde pişirilip dağıtılan tatlıya da ad olmuştur. Osmanlı döneminde bu gelenek, gerek Sünni gerekse diğer İslami gruplara ait tekkelerde ve halk nezdinde coşkuyla idrak edilmiştir. Tekkelerde pişirilen aşure, sivil-asker, fakir-zengin herkese ikram edilir; büyük tekkeler saraya bile aşure gönderirdi. Hatta devlet tarafından tekkelere aşure pişirmeleri için sübvansiyonlar yapılırdı. Osmanlı’da Muharrem aşuresi Kerbela vakası anısına, sefer aşuresi ise Hz. Zeynelabidin’in Kerbela’dan sağ kurtulması nedeniyle pişirilirdi. Tekke yaşantısında aşure pişirilmesi bir çeşit ibadet olarak görülmüş, içine konan her malzemenin Allah’ın isimlerine işaret ettiği düşünülmüştür. Bu gelenek, 1925’te tekkelerin kapatılmasına kadar sürdürülmüştür. Günümüzde de Aşure orucu tutmak ve aşure tatlısı pişirmek geleneği canlılığını korumaktadır.
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Âşûrâ” maddesi (Yusuf Şevki Yavuz), Cilt: 4, Sayfa: 24-26
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muharrem” maddesi (M. Kâmil Yaşaroğlu), Cilt: 31, Sayfa: 4-5
- Özlü, Zeynel (2011). “Osmanlı Devletinde Tekkelere Bir Bakış: Aşure Geleneği”. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Sayı: 57, s. 191-212.