Babil’in Asma Bahçeleri

Babil'in Asma Bahçeleri

Babil’in Asma Bahçeleri

Bahçenin, kralın sarayına yakın olduğu tahmin edilerek, antik Babil öreni yakınlarında kazılar yapıldı, bulunan su kanalları ve duvar yıkıntıları Bahçe’ye ait olabilir. Babil’in Asma Bahçelerini gören ve bilen yok ama görkemi hala sürüyor ve belki Irak’ta bir gün yeniden sağlıklı kazılar yapılabilirse daha güvenli veriler elde edilebilir.

Bahçenin yamacına yaklaştığınızda, yapının kat kat yükseldiğini görüyorsunuz… Dev bitki yığınları, büyük ve kalın ağaçlar öylesine cazibeli ki, bakanları büyülüyor. Nehirden gelen bol suyu aletler yükseltiyor ve dışarıdan bunları göremiyorsunuz.” )

Hicaz Demiryolu

Hicaz Demiryolu

Hicaz Demiryolu, II. Abdülhamit tarafından 1900-1908 yıllarında Şam ile Medine arasında inşa ettirilen, Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’dan başlayan demiryollarının bir bölümüdür. Demiryolunun teknik işlerinin başında Alman mühendis Meissner bulunuyordu.

Hicaz Demiryolu özellikle İstanbul ile Kutsal Topraklar arasındaki ulaşımı güçlendirmek için yapılmıştır, bu bölgelere taşınacak askerlerin ulaşımının kolaylaşması, hacıların daha güvenli bir şekilde hacca gidip gelmesi ve Arap ülkelerinin ekonomik gücünü yükseltmek öncelikli hedeflerdir. Ancak Alman mühendislerinin çalışması özellikle Almanya’nın Berlin şehrinde başlayıp İstanbul üzerinden geçerek Hicaz bölgesine ulaşımı kolaylaştırması istekleri üzerinedir.

Kalaşlar-Büyük İskender’in Torunları

Kalaşlar-Büyük İskenderin Torunları

Pakistan’ın kuzeyinde Afganistan sınırında yaşıyorlar. Mavi gözlü sarı saçlı bu insanların burada işi ne merak ettiniz mi…Pakistan’ın kuzeyinde, Afganistan sınırında yaşayan Kalaşlar ne fiziksel görünüşleri ne de gelenekleri ile komşularına benziyor. Çünkü onların geçmişi çok uzaktan, Makedonya’dan bu topraklara gelen büyük İskender’in ordusuna dayanıyor.

Büyük İskender, en büyük hayali olan Asya’nın fethi için ikinci adımı, bundan 2 bin 300 yıl önce atmıştı. Daha önce Persler’i yenen, Anadolu, Ortadoğu ve İran’ın fethini tamamlayan İskender’in yeni hedefi Hindistan’dı.

Şah İsmail ile Sultan Selim’in Mücadelesi

Şah İsmail ile Sultan Selim'in Doğuda MücadelesiProf. Dr. Remzi KILIÇ

Giriş:

XVI. Yüzyıl başlarında, Osmanlı Devleti’nin başında Sultan I. Selim (1512-1520) bulunmaktaydı. 23 Ağustos 1514’de Çaldıran’da Safevî Şah İsmail’i (1501-1524) mağlup ederek, önce Orta ve Doğu Anadolu’yu, sonra da Güneydoğu Anadolu’yu 1515-1517 yıllarında Osmanlı Devleti’ne katmayı başarmıştır. Diyarbakır ve çevresinin Osmanlı-Türkleri tarafından hakimiyet altına alınması, Sultan Selim’in takip ettiği doğu siyasetinin bir sonucudur. Sultan Selim, Anadolu’yu tamamen hakimiyeti altına almak ve Şiilik tehdidinden korumak istiyordu. Ayrıca, Anadolu’nun her bakımdan birlik ve beraberliğini, güvenlik ve asayişini sağlamak düşüncesinde olan Sultan Selim, Sünnî anlayışı benimseyen Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu halkının Safevî Devleti idaresine girmesini istememiştir.

I. Selim, Şah İsmail’i Çaldıran’da mağlup ettikten sonra Tebriz’e girmiş, Akkoyunlu Devleti’nin Diyarbakır’dan sonra ikinci başkenti olan bu şehirde bir müddet kalmıştı. Sultan Selim, Çaldıran seferinden sonra İstanbul’a hemen dönmeyerek, kış mevsimini Amasya’da geçirmiş ve ilkbaharda tekrar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya kuvvetler göndermişti. Sultan Selim, Amasya’dan Çaldıran seferinde yanında bulunan Şeyh Hüsamettin oğlu İdris-i Bitlîsî’yi, Urmiye Gölü’nden Malatya’ya ve Diyarbakır’a kadar uzanan bölgeyi Şah İsmail’e karşı, Osmanlı Devleti’ne bağlanmasını teşvik etmek için Doğu Anadolu’ya yollamıştı

Güneydoğu Anadolu, Akkoyunlu Türkmenleri elinden Safevîler yönetimine geçmiş bulunuyordu. Diyarbakır başta olmak üzere bölgenin nüfus çoğunluğu Türkler ’den oluşmaktaydı. Yüzyıllardan beri kuşaktan kuşağa Türkler ile meskun olan bu bölgede dağınık halde bulunan Sünnî Kürtler de vardı. Şah İsmail, kendisini Akkoyunlu Türkmenleri’nin vârisi sayarak bölge üzerindeki emellerinden vaz geçmemişti. Hakimiyet ve otoritesini göstermek için Güneydoğu Anadolu’daki Kürt beylerinin bir kısmını tutuklatarak varlıklarına son vermişti. Stratejik önemi olan Diyarbakır’a ise, Çaldıran’da kendisi uğruna savaşırken öldürülen Ustacalu Mehmed’in kardeşi Kara Han’ı göndermişti. Sultan Selim, bu gelişmelerden kendisi gibi rahatsız olan Sünnî Kürt beyleri ile Mevlanâ İdris-i Bitlîsî marifetiyle temasa geçerek görüşmüş ve Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu’nun Safevîler eline bırakılmayacağına karar vermiştir.

Aziziye Tabyaları ve Savunması

Aziziye Tabyaları ve Savunması

Doksanüç harbi diye tarihe geçen 1877-1878 Osmanlı-Rus muhârebesinde, Erzurum’daki Azîziye Tabyası’nda Ruslara karşı gerçekleştirilen müdâfaa.

24 Nisan 1877’de Ruslar Osmanlı Devleti’ne savaş ilân etmişler, batıda Tuna boyundan ve doğuda Kars cihetinden saldırıya geçmişlerdi. Doğu cephesinde ordumuzun başkumandanlığını Gâzi Ahmed Muhtar Paşa, yapıyordu. Kabiliyetli ve cesur bir asker olan Ahmed Muhtar Paşa, Kars’ı alan Rus ordusu karşısında askerini muhafaza ederek programlı bir şekilde Erzurum’a çekilmişti. Bu çekilme sırasında yaptığı Halyaz, Zivin, Gedikler ve Yapnîler meydan savaşlarında zafer kazanmış, hattâ sultan İkinci Abdülhamîd Han tarafından taltif görerek “Gâzi” ünvânını almıştı. Askerimiz kuvvet ve teçhizat yönüyle üstün Rus ordusu karşısında, silâh ve yiyecek bakımından iyi şartlarda olmaması sebebiyle Erzurum’a kadar çekilmeye mecbur kalmıştı.

Selçuklulardan Osmanlılara Medreseler ve Yönetim İlişkileri

Selçuklulardan Osmanlılara Medreseler ve Yönetim İlişkileri

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Özet: Türk Milleti’nin tarihi sürecinde devlet adamlarına rehberlik eden ve yönetimin hemen her aşamasında hizmet eden, saygın bir topluluk olan bilginleri görmek mümkündür. Bu aydınların verimliliğini ve faaliyetlerini ortaya koyabilmek için Türk Devlet Geleneği’nin iki önemli hanedanlığı olan Selçuklular ve Osmanlılar zamanında medreseleri, kuruluş ve işleyişleri bakımından ele almak gerekir. Gerek Çin Kaynakları, gerekse Göktürk Kitabeleri, Türklerin Müslümanlığı kabul etmeden önceki dönemlerde Türk Kültür hayatının çok ileri bir düzeyde bulunduğunu ve bilginlerin önemli bir konum ve nüfuz sahibi şahsiyetler olduklarını göstermektedir[1].

Hun İmparatorluğu Hakkında Bilgiler

Hun İmparatorluğu

Hun İmparatorluğu, Hunlar’ın Avrupa’da kurduğu bir imparatorluktur, Türk tarih literatüründe Avrupa Hun İmparatorluğu ya da Batı Hun İmparatorluğu olarak da adlandırılır. Hunlar, Avrasya kökenli bir boylar konfederasyonudur.350 yılında Asya bozkırlarından batı yönünde harekete geçmişler; dönemlerine göre çok gelişmiş silah ve donanımları, yüksek hızları ve üstün savaş taktikleriyle önlerine çıkan kavimleri sürerek ya da egemenlik altına alarak Avrupa’nın neredeyse tamamını işgal etmişlerdir. Hunların baskısıyla oluşan bu büyük hareketlilik Avrupa’nın sosyal, kültürel, demografik yapısını alt üst eden ve bugünkü yapının temellerini oluşturan Kavimler Göçü’nü başlatmıştır.

Avrupa Hun İmparatorluğu’nun kökeni olan Büyük Hun İmparatorluğu’nu Türk boyları kurmuş, yönetmiş; Türk kültürü devlete şeklini vermiştir.

Karamanoğulları Beyliği Hakkında Bilgi

Karamanoğulları Beyliği Hakkında Bilgi

SİYASİ TARİH

  • Beyliğin menşeî ve kuruluşu

Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıflaması ve yıkılması sırasında kurulan Türk beyliklerinin en uzun ömürlülerinden birisi olan Karamanoğulları Oğuzlar’ın Afşar boyuna mensuptur. Bu Afşar Türkmenleri, Xİİİ. yüzyılın ilk yarısından itibaren devam eden Moğol istilâsi sırasında ülkelerini terk ederek önce Azerbaycan ve Şirvan taraflarına gelmişler ve buradan Anadolu’ya geçerek Türkiye Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykübad (1220-1237) tarafından Ermenek vilâyetine yerleştirilmişlerdir (1228).

Bu Türkmenlerin başında Nûre Sûfî b. Sâdeddin isimli bir reis bulunuyordu. Nûre Sûfî bu sıralarda Anadolu’da yayılmakta olan Babaîler tarikatına girmiş ve böylelikle o bölgedeki Türkmenler üzerinde nüfuz kurmuştur. Nûre Sûfî’nin Babaî şeyhi olarak müridleriyle birlikte gazaya çıktığı, Ereğli ve Sılıfke taraflarında başarılı akınlar yaptığı bilinmektedir. Daha sonra Ereğli’yi Hristiyanların elinden alan Nûre Sûfî bu suretle arazisini genişletmeye başlamıştır.

Nûre Sûfî’nin ölüm tarihi kesin olarak belli değildir. Mezarının Mut kazasının Sinanlı bucağının Değirmenlik yaylasında olduğu bilinmektedir.

Otlukbeli Meydan Muharebesi

Otlukbeli Muharebesi

OTLUKBELİ MUHÂREBESİ

Fâtih Sultan Mehmed Han’ın Akkoyunlu sultanı Uzun Hasan ile 11 Ağustos 1473’de, Otlukbeli mevkiinde yaptığı büyük meydan muhârebesi.

Uzun Hasan hükümdarlık tahtına geçinceye kadar, Akkoyunlularla Osmanlı Devleti arasında herhangi bir problem yoktu. Fakat onun iş başına gelmesiyle birlikte durum değişti. Çünkü o, Karakoyunlu hükümdarı Cihânşâh ile, Mâverâünnehr hükümeti hükümdarı Ebû Saîd Mirânşâh’ı öldürmeye ve topraklarını da kendi arazisine katmaya muvaffak oldu. Daha sonra Horasan hükümdarı Hüseyin Baykara’yı yenerek topraklarından bir kısmını zapteden Uzun Hasan, bu suretle Fırat havalisinden Mâverâünnehr’e kadar uzanan büyük ve kuvvetli bir devlet kurmuş oldu. Topraklarının genişlediği nispette gururunun arttığı görülen Akkoyunlu hükümdarının ayrıca cihângir olmak sevdası da vardı. Nitekim o, Ebû Saîd’i mağlûb ettiği gün atını meydana sürerek; “Bu diyarın serdârları şecaatim âsârını gördüler. Fırsat elverirse, cür’et ve celâdetimi Hüdâvendigâr’a (Osmanlı hükümdarı) da gösterem” demişti.

Ancak Osmanlı Devleti’nin şimdiye kadar mağlup ettikleri ile kıyaslanmayacak kadar güçlü olduğunu bilen Uzun

Sakalar Dönemi, Alp Er Tunga Destanı

Alp-er Tunga Destanı

Alp Er Tunga Destanı

Sakalar dönemine ait Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tespit edilmiştir.

Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdarıdır.

Alp Er Tunga Orta Asya’daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır’ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur.