Lügat-i Tarihiyye ve Coğrafiyye’de Karaman Eyaleti

Lügat-i Tarihiyye ve Coğrafiyye'de Karaman Eyaleti
Karaman – Bugün Konya Vilâyeti dahilinde olup evvelce Pizidi kıt’a-sını teşkil eden ve sonra bir müddet emirlik halinde idare olunan Larende, Niğde, Ermenek, Konya, Kayseriyye, Akşehir, Beyşehri, Seydişehri ve Karahisar sancak ve kazalarını toplayan eyaletin ismidir.

Bu eyaletin çok yeri dağlık ise de güzel üzüm ve afyon ve tuzlaları vardır. Karaman Eyaleti Rum Selçukileri tasarrufunda iken 676 H.

Sultan Veled Hakkında Bilgi

Kerim Usta -Yüzyıllara Göre Divan Edebiyatı
Mevlâna Celâleddin-i Rûmî’nin büyük oğlu olan Sultan Veled, 24 Nisan 1226 (25 Rebîülâhir 623) tarihinde şimdiki Karaman vilayeti Larende’de dünyaya gelmiş ve 11 Kasım 1312 (10 Recep 712) yılında Konya’da vefat etmiştir.

Sultan Veled, Hüsâmeddin Çelebi’nin ölümünden sonra babasını temsil etmeye başlamış; henüz kurulmamış olan Mevleviliği babası adına kurup etrafa halifeler göndermiş; sema meclislerini idare etmiş ve semayı birtakım kurallara bağlamıştır.

Sultan Veled, babasını takip ederek, onun divanının yarısı kadar bir Divan, Mesnevi’sinin yarısı nisbetinde

Hoca Ahmet Fakih Kimdir?

Kerim Usta -Yüzyıllara Göre Divan Edebiyatı
Hoca Ahmed Fakîh veya Sultan Hoca Fakîh adları ile de tanınan sanatçının yaşamı hakkındaki bilgiler genellikle Bektaşi ve Mevlevi kayıtlarda geçmektedir. Yaşadığı yerler olarak  Horasan ve Konya gösterilmektedir. Mevlana’nın babasından fıkıh dersleri aldığı için kendisine “fakîh” dendiği söylenilmektedir. Doğum tarihi kayıtlarda tam olarak geçmemekle  birlikte  ölüm tarihi 618 (1221) ve 650 (1252) olarak tahmin edilmektedir.

Ahmet Faki olarak beş ayrı kişi kaynaklarda görülmektedir. Bunlar sırayla :

  1. Ahmed Fakih. Azerbaycanlıdır (?). Muhtemelen Tebriz’in Asbust köyündendir. Anadolu’da ahî teşkilâtının kurucusu Kırşehirli Ahî Evran Şeyh Nasîrüddin Mahmûd el-Hûyî’nin şeyhi ve kayınpederi olan Şeyh Evhadüddin Hâmid b. Ebü’l-Fahr el-Kirmânî’nin mürididir. Şeyh Kirmânî’nin Konya’yı ziyareti sırasında 602’de (1206) Anadolu’ya gelmiş

1905 Yılında Konya İnce Minare Medresesi Fotografları

1905 yılı’nın 5. ayında ünlü ingiliz gezgin Gertrude Bell Türkiye gezisinde Konya’ya da uğradı. Bir ajan diye hakkında söylentiler olsa da Türkiye’nin bir çok yerinde fotoğraflar çekerek tarihimize birer belge bıraktı. İnce Minare Medresesi Konya İlimizin, Selçuklu İlçesi’nde, Alaeddin Tepesi’nin batısında olan ve Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus Devrinde Vezir Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından, hadis ilmi öğretilmek üzere 663 H.(1264 M.) yılında inşa ettirilmiştir.

Günümüzde müze olarak her gün ziyaretçilere açık olarak hizmet vermekte olan İnce Minare Medresesi Fotoğraflarını görmek için okumaya devam edin. Fotoğraflarda o zaman kullanılan kadın ve erkek giyimlerini de göreceksiniz. Yıl 05/1905 ve Konya İnce Minare Medresesi…

1905 Yılında Konya İnce Minare Medresesi Fotografları

Aşkı Mevlana-Aşk’ın Merkezi

Aşkı Mevlana

Değerli arkadaşlar,
Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu…
Bu gün İnşallah sizlerle tasavvufun güneşi Hz. Mevlana’dan bahsetmek istiyorum. Geçtiğimiz hafta mübarekin bizce ölüm mevlanaca düğün gününü rahmetle andık. Aşk’ın merkezi, ışık kaynağı, yanmanın kor olmadan olmayacağını, sevginin, muhabbetin, teslimiyetin, İnanmanın, hamuşluğun tek kapısı olduğunu “hamdım, piştim ve yandım”düsturuyla  gönülleri feth eden kalbin bir gün seni sevgiliye götürecek. Ruhun bir gün seni sevgiliye taşıyacak. Sakın acında kaybolma. Bil ki çektiğin acı bir gün dermanın olacak. Muhabbetiyle ifade etmiştir büyük düşünür…

Otuz eylül 1207’yi gösteriyordu takvimler.adeta bir güneş, doğdu horasanın belh şehrine, dünyaya bir derya doğdu. İnsanlığa sanki maneviyatın, sevgi ve hoşgörünün temsilcisi, maşuğunu arayan aşkla rahmetle geldi. Babası “bilginlerin sultanı” unvanını almış olan Hüseyin Hatibi oğlu Bahâeddin Veled’tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur.

Edep onda, haya onda, samimiyet onda sanki küçücük kalbi ile tüm dünyaya mürşid olacağının müjdesini veriyordu. ”Konuşmak bir “mana” ise susmak binbir mana… “herkes” konuşmasına konuşur lakin sükut “yürekli” olanda yeşerir”. Kendi deyimiyle

Yıllar geçtikçe babasından zahiri ve batıni ilimleri alarak, büyük bir deryaya ulaşmanın sırrı ile günden güne ilmini genişletiyordu. Moğol zulmünden mevlana ailesi ile büyük bir göçe başladılar anadoluya doğru. Sultânü’i-ulemâ’nın ilk durağı nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf ferîdüddin attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen ferîdüddin attar’ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır. Sultânü’i ulemâ nişabur’dan bağdat’a ve daha sonra kûfe yolu ile kâbe’ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra, dönüşte şam’a uğradı. Şam’dan sonra malatya, erzincan, sivas, kayseri, niğde yolu ile Lârende’ye (Karaman) geldiler. Karaman’da Subaşı Emir Mûsâ’nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

Artık sona doğru bir başlangıca gebeydi larende. Son duraktaydılar. Selçuklu Devleti Hükümdarı Alaaddin Keykubad davet etti Şehri Konya’ya ve menzil varış. Konya bir başka güzel o gün, alimlerin sultanı gelmişti, mevlana gelmişti, kimbilir nelere gebe olacaktı. Konya’da, ne aşklar yaşanacaktı. Dostlar duası vardır mevlananın konya’ya. Ben hep derim rabbimin izniyle Mevlana’nın duasıyla birşey olmaz evelallah, birazda övünecem benim memleketim diye, olsun birazcık canlar.

Babası bahaddin veledi kaybettikten sonra dergahın bütün işlerinin takibi, dersler derken konya halkınında büyük sevgisini kazanmış İplikçi medresesinde vaizler ve sohbetler veriyordu. Ve birgün tarihler 1244 yılını gösterirken aşkın yeryüzündeki hali, allaha yakarışın, muhabbetin son hali, mevlananın güneşi şemsle tanıştı.ve onda mutlak kemâlin varlığını gördü. Asıl mevlanayı mevlana yapan mana ilimlerini ve hal ilimlerini doyma noktasına kadar aldı ve mevlana pişti.

Elemli ve çok acı olan bir olayla güneşini kaybetti mevlana, şemsi yoktu artık. Mevlâna şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Şemsiz bir hayata devam ederken, selâhaddin zerkûbî ve hüsameddin çelebi, şems-i tebriz’inin yerini doldurmaya çalıştılar.

bir eş isterim cana can olan,yaraya merhem olan, canı ben yarası ben olan, bana mevlayi anlatan ve hatırlatan. .! ”dostlar Mevlana’nın sözlerine arada bir yer vermeden olmuyor. Benim nazarımda çok büyük bir yeri vardır. Çok seviyoruz Allah için.
Ey mevlana bilesin her derdin çaresi vardır çaresizliğin bile çaresi var yeter ki İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama! Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır,emin bir beldede yaşar hz. Şems…

Nasıl bir aşktı aralarındaki allah’ım. Gönüllerinden ağızlarını açmaksızın konuşurlarmış günlerce. İşte dostlarım tam buraya dikkat çekmek isterim..! Onlar artık fenafillah bakabillah sırlarına erdiler, kimbilir rabbim onların gözlerinde kaç tane perdeyi kaldırdı. Neyse konumuza dönelim kurbanlarım. Yıllar artık hüzünle geçerken mevlana hazretleride acı, aşk ve çile dolu ömrünün sonlarına yaklaştı.

Sevinçliydi, rabbine gidiyordu artık. Düğününü bekliyordu. Onun için ölüm şebi aruzdu (yenide doğuş)”sen senliğini koy gel bende benliğimi koyup geleyim. İkimiz bİr’de buluşalım, dalalım hakikatler ırmağına. İyilik,güzellik adına ne varsa bu ırmakta var..
mevlâna 17 aralık 1273 pazar günü hakk’ ın rahmetine kavuştu. Mevlâna’nın cenaze namazını Mevlâna’nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna’yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlana’nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

Değerli kardeşlerim, sizlere mevlanayı anlatsam emin olun daha sayfalarca yazabilirim .lakin o yazıyla değilde ancak yürekle daha iyi anlatılabilir. Bizler en azından onu okuyabilsek, kuduklarımızı faliyete geçirebilsek, onun felsefesini insanlara aktarabilsek ne mutlu kardeşlerim.

Rabbime çok şükür böyle bir alimin dünyaya gelişine sebep olduğu için, çok şükür birazda olsa bizlerin onun hoşgörüsünü, muhabbetini, nazarı ilahisini, edebini, aşkını, hamuşluğunun altındaki gönül semayesini görmeyi, çok şükür biraz anlayabildiysek. Rabbim bu gönül erlerini eksik etmesin, karşımıza çıkarsın cennet-i firdevslerinde bizleride onlarla birlikte haşr eylesin. Onların yolları olan sıratı müstakim yolunda bizlerinde gitmemizi nasip eylesin. Allahın rahmeti bereketi üzerinize olsun dostlarım….

Selam ve dua ile….

Ergün KÜÇÜKTOPCU
Kerimusta.com

Sahip Ata Kimdir?

Sahip Ata Kimdir?

SAHİP ATA FAHREDDİN ALİ’NİN HAYATI

Sahip Ata Fahreddin Ali, Anadolu Selçuklu Devletinin XIII. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vurmuş bir devlet adamıdır. Devlet kademesinde üstlendiği çeşitli görevler sonrası vezirlik makamına yükseltilen Sahip Ata, ülkenin Moğol tahakkümü altında bulunduğu 1258–1285 tarihleri arasında tüm yetkileri tekelinde toplamış ve önemli

Selçuklu’nun Mimarı Kınıklar

Selçuklu'nun Mimarı Kınıklar

Kınık Boyu, Oğuzlar Kınık Boyu Ne Zaman Nerede Kurulmuştur? Kime Bağlıdır?

Kınık, Oğuzların 24 boyundan biri. Üçokların Deniz Han Oğullan koluna bağlıdır. Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli rol oynamıştır. Selçuklu hanedanlarının bu boydan geldiği kabul edilir. Büğdüz, İğdir ve Yıva boylan gibi Kınıkların da ongunu (kutsal hayvan) çakırdır.Kaşgarlı Mahmud’un, Oğuz boylarıyla ilgi­li en eski bilgileri içeren yapıtı Divanü Lugati’t-Türk’te Kınık boyu, Oğuz boylarıy­la ilgili listenin en başında yer alır. Reşided- din’in Camiü’t-Tevarih, Yazıcıoğlu’nun Selçukname (Tarih-i Âl-i Selçuk) adlı yapıtlarında da bu boyla ilgili çeşitli bilgiler

İbn-i Bibi’ye Göre Karaman’lılar

İbn-i Bibi'ye Göre Karaman'lılarAsıl adı Nasreddin Hüseyin bin Muhammed olan 18.yüzyıl sonlarında yaşamış olan İran’lı tarihçi ve yazar  İbn-i Bibi (Karamanlıların Türemesi ve Cimri’nini Selçuk Tahtına  çıkması) bendinde Karaman’lılardan şöyle bahseder:

“Babaları Kamer-üd-dün İli adı ile tanınmış bulunana Ermenistan Vilayeti dağlarından Larende’ye kömür taşıyarak çoluk çocuğunun yiyeceğini tedarik etmekle geçinen kömürcü Türkmenlerinden biri olan Karaman, 640 yılındaki Baycu karışıklıklarından  fırsattan istifade ederek bütün oymağıyla çapulculuğa ve yol kesiciliğine başlamıştı.Bu yüzden piyade iken süvari oldu.Sultan izz-ed-din Keykavus II.memleketten ayrı düştükten ve Selçuk diyarının her iki parçası Sultan Rükn-ed-din,Karaman’ı itaat altına çağırdı.Ona beylik verdi.Karaman’a mal ve servet peyda etti.Zenginliği artınca kendisinin ve kardeşi Bunsuz’un kafalarında kötü düşünceler yer buldu.Her ne kadar saltanat makamına baş eğmek zorunda iseler de yol kesicilikten geri durmadılar.Sultan Rükn-ed-din bunlara son derce kızgınlığı nedeniyle ceza vermek istiyordu.Fakat evlerinin Ermenistan içinde bulunmasından ve isyan etmelerinden  çekindiği için yapamıyordu.Karaman öldükten sonra kardeşi Bunsuz ,Rükn-ed-din’in Candarlar emiri olmuş,salatanat dergahına yerleşmişti.Bir müddet sonra Rükn-ed-din Bunsuz’u hapsettirdi.Karaman’ın henüz küçük olan oğullarını Konya’da Kevele Kalesi’ne aldırdı.Sultanın ölümü sonrası kendi evlerine götürdüler”

Evhadüddîn Kirmânî Kimdir?

kirmani

EVHADÜDDÎN  KİRMÂNÎ KİMDİR…..?
Mutasavvıf ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi. Künyesi Ebû Hâmid olup, Evhadüddîn lakabı ve Kirmânî nisbetiyle tanınır. Tanındığı nisbetinden, İran’da Kirman taraflarından olduğu anlaşılmaktadır. Bağdad’da ilim tahsil etti. Evliyâdan Rükneddîn Süncâsî’nin hizmetine girdi. Şihâbüddîn Sühreverdî hazretleriyle görüştü. Abbasî halîfesi Nasır bin Müstedî, halifeliğini tanıyan bütün İslâm memleketlerine, fütüvvet teşkilâtını yeniden canlandırmanın lüzumuna dâir mektûplar gönderdi. Bu meyânda bu teşkilâtı canlandıracak, insanları, kardeşlik bağlarıyla birbirine bağlıyacak, zâhir ve bâtın ilimlerinde kâmil kimseleri de o memleketlere gönderdi. Evhadüddîn Kirmânî de talebesi Ahî Evren ile birlikte 602 (m. 1205) yıllarında Anadolu’ya geldi. Muhyiddîn-i Arabî, Şems-i Tebrîzî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi zamanın büyükleriyle görüştü. Konya’ya yerleşti. Kendisi için kurulan dergâhta dersler verip talebe yetiştirdi. Kasaba ve köylere yetiştirdiği talebelerini gönderdi. Anadolu’nun birçok kasaba ve köyünü tek tek dolaştı, insanlara Allah aşkını, din kardeşine muhabbetin lüzumunu, din bilgilerini öğrenip tatbik etmenin gerekli olduğunu anlattı. Belâlara sabredip, ele geçen mala kanâat etmenin, din kardeşinin malını, namusunu, canını da korumanın lâzım olduğunu bildirdi. Yazmış olduğu şiirlerinde de bu sözlerini nakletti. Eserlerinden “Misbâh-ül-ervâh” ve “Menâkıb”ı meşhûrdur.