Aşık Edebiyatı

Aşık Edebiyatı

Aşık, Türk Halk Edebiyatında XVI. yy’ın başından itibaren görülen şair tipidir. Aşığın şairlik gücünü rüyasında pirin sunduğu “Aşk Badesini” içmekle ve “Sevgilisinin Hayalini” görmekle kazandığına inanılır.

Rüya da genellikle aşık adayının karşısına bir sevgili veya saz çıkmaktadır. Rüyaların süsü ak sakallı bir derviş ve bazen bir bazen üç dolu bardaktır. Bardağın rüyada tas halinde görülmesine de sık sık rastlanır. Ozanlara rüyada sunulan tasların içindeki mayilere aşk dolusu denir. Fars Edebiyatı’nın etkisiyle bade adını da almaktadır. Bunlar; erlik, pirlik ve aşk badesi diye adlandırılırlar.

Aşıklarımız genellikle bir usta aşığın yanında yetişirler. Ondan hem usta deyişlerini hem de sanatın icrasına ilişkin yol ve yöntemleri öğrenirler. Aşık meclislerinde, kahvelerde bu ustaların sanatlarını icra ediş biçimlerini yeterince kavradıktan sonra, ustalaşan ozanlarda kendilerine çırak alırlar ve gelenek bu şekilde devam eder.

Hurriler- Anadoluda Yaşamış Bir Halk

Hurriler - Anadoluda Yaşamış Bir Halk

Hurriler M.Ö. 1500-1250 arasında güney Anadolu’da yaşamış olan bir halktır. Harran Ovası’nda kurulmuş kadim bir devlettir. Musul çevresinde oturan Asya kökenli Subarular’ın torunlarıdır. Hurri Babil dilinde “mağara” demektir.

Gürcü tarihinin verilerine göre ise; Hurriler Asyatik bir topluluktur. Bu topluluklar hakkında söylenebilecek en kesin sonuç Hurri ve Mitanniler’in ne Hint-Avrupalı ne de Sami gruptan olduğudur. Hurri dili ile ondan sonraki Urartu dilleri arasında da bir benzerlik vardır. Aynı kökten gelip akraba olan Hurri Krallığı Diyarbakır Mitanni Krallığı ise Osroeneye (antik çağda Edesa yani Urfa) ve Nusaybin (Nisibis)’de kurulmuştur. Başkentleri VVaşşukanni olmak üzere ilkçağda Doğu Anadolu’ da devlet kurmuşlardır.

Karamanoğulları Beyliği Hakkında Bilgi

Karamanoğulları Beyliği Hakkında Bilgi

SİYASİ TARİH

  • Beyliğin menşeî ve kuruluşu

Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıflaması ve yıkılması sırasında kurulan Türk beyliklerinin en uzun ömürlülerinden birisi olan Karamanoğulları Oğuzlar’ın Afşar boyuna mensuptur. Bu Afşar Türkmenleri, Xİİİ. yüzyılın ilk yarısından itibaren devam eden Moğol istilâsi sırasında ülkelerini terk ederek önce Azerbaycan ve Şirvan taraflarına gelmişler ve buradan Anadolu’ya geçerek Türkiye Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykübad (1220-1237) tarafından Ermenek vilâyetine yerleştirilmişlerdir (1228).

Bu Türkmenlerin başında Nûre Sûfî b. Sâdeddin isimli bir reis bulunuyordu. Nûre Sûfî bu sıralarda Anadolu’da yayılmakta olan Babaîler tarikatına girmiş ve böylelikle o bölgedeki Türkmenler üzerinde nüfuz kurmuştur. Nûre Sûfî’nin Babaî şeyhi olarak müridleriyle birlikte gazaya çıktığı, Ereğli ve Sılıfke taraflarında başarılı akınlar yaptığı bilinmektedir. Daha sonra Ereğli’yi Hristiyanların elinden alan Nûre Sûfî bu suretle arazisini genişletmeye başlamıştır.

Nûre Sûfî’nin ölüm tarihi kesin olarak belli değildir. Mezarının Mut kazasının Sinanlı bucağının Değirmenlik yaylasında olduğu bilinmektedir.

Sakalar Dönemi, Alp Er Tunga Destanı

Alp-er Tunga Destanı

Alp Er Tunga Destanı

Sakalar dönemine ait Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tespit edilmiştir.

Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdarıdır.

Alp Er Tunga Orta Asya’daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır’ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur.

Türkü ve Türkülerin Doğuşu

Türkü ve Türkülerin Doğuşu

Türküler, doğal olarak Türklere aittir, diğer milletlerin halk yaratmaları da vardır elbette, bunlar genel bir ifadeyle “folk music” başlığı altında toplanır. “Sözlü folklor ezgilerinin her çeşidi için en çok kullanılan terim, türküdür. Türkü söylemek ruhî bir ihtiyaç olduğundan, yeryüzündeki her halk, türkü (halk şarkısı) söyler.

Türkü teriminin kaynağının Türk sözcüğü olduğu bugün artık kesindir. Böylece Türkü, Türk halkının ortaklaşa yarattığı sözlü ve ezgili ürünlerdir. Türküler insanoğlunun başına gelen olayları, bunun toplum içindeki iz ve akislerini, aşkı, hasret, gurbet gibi yeryüzünün

Dünya Toplumlarına Göre Dünden Bu Güne Nevruz

Dünya Toplumlarına Göre Dünden Bu Güne Nevruz

Nevruz Nedir?
Nevruz ya da yanlış olarak aratılan nevroz; Farsça bir kelime olup yeni gün demektir. Güneşin koç burcuna girdiği miladi martın 22. gününe rastlamakta, Rumi takvime göre ise martın 9. gününe tesadüf etmektedir. Nevruza mart 9’u da denir. Arapça kaynaklarda nevruz adı ile geçen bugün kuzey yarım kürede bahar-yaz başlangıcıdır. Bundan ötürü bahar bayramı kabul edilir. Halk arasında bugün şenlikler yapılarak kutlandığı gibi devletler nezdinde de törenler yapılmıştır. Ve hala yapılmaya devam etmektedir

Türk Dünyasında Nevruz Adetleri
Çeşitli adlarla ve yaygın olarak Nevruz adıyla kutlanan bu bahar bayramıyla ilgili olarak Türk topluluklarında çeşitli gelenekler meydana gelmiştir. Orta Asya’dan, Balkan Türkleri’ne ve hatta Amerika’daki Kızılderililerin yaşatılan âdetlerinde bu gelenekleri ve törenleri tespit edebiliyoruz.

Kuyruksuz Tilki Masalı-Türk Masalları

Kuyruksuz Tilki Masalı-Türk Masalları

Kuyruksuz Tilki

Bir varmış, bir yokmuş. Bir koca nine varmış. Bu ninenin bir tek ineği varmış. Bu inekten sağdığı sütü satar, geçinirmiş nine.

Bir gün koca nine sütünü sağmış, süt kovasını avlunun ortasına koymuş, işine gitmiş. Az sonra döndüğünde bakmış ki kova yerinde duruyor ama içinde süt yok. Bir böyle, beş böyle, bunun sebebini bir türlü anlayamamış. Bir sabah sütü sağdıktan sonra, süt kovasını gene avlunun ortasında bırakıp bir köşeye gizlenmiş, beklemeye başlamış. Bakmış ki bir tilki kovaya yanaşıp sütü içiyor. Hemen satırı kapmış nine, tilkinin kuyruğuna indirmiş ve tilkinin kuyruğunu koparmış.

Tilki koca nineye yalvarmış:

– “Nine kuyruğumu veer.”  Nine de:

Selçuklular Döneminde Kurulan Medreseler

İnce Minareli Medrese-Kerimustacom

İslam dünyasının Doğusunda camilerden ayrı olarak öğretim yapmak, öğrencilerin maddi sıkıntılarını karşılamak ve Şiî propagandasına karşı halkı aydınlatmak için medrese adı ile anılan müesseseler kurulmuştur. Medreselerin resmi bir teşekkül olarak devlet eliyle kurulması X. Yüzyılda Karahanlılar Devleti (840-1212) zamanına rastlamaktadır. İslam tarihçileri medreselerin ilk kurucusu olarak Selçuki veziri Nizâmü’l-Mülk üzerinde dururlar. Ancak bundan önce de pek çok medrese yapılmıştır.

Horasan ve Maveraünnehir’in çeşitli bölgelerinde Fıkıh ve Hadis ile ilgili olarak, Gazneli Mahmud, Gazne’de kardeşi Nasır b. Sebüktigin Nişabur’da birer medrese inşâ etmişlerdir, fakat bu medreseler uzun ömürlü olmamıştır. Ancak Nizâmü’l-Mülk’ün gayreti medrese için yeni bir başlangıç olmuştur. Geçekten medreselerin