Aşık Edebiyatı

Aşık Edebiyatı

Aşık, Türk Halk Edebiyatında XVI. yy’ın başından itibaren görülen şair tipidir. Aşığın şairlik gücünü rüyasında pirin sunduğu “Aşk Badesini” içmekle ve “Sevgilisinin Hayalini” görmekle kazandığına inanılır.

Rüya da genellikle aşık adayının karşısına bir sevgili veya saz çıkmaktadır. Rüyaların süsü ak sakallı bir derviş ve bazen bir bazen üç dolu bardaktır. Bardağın rüyada tas halinde görülmesine de sık sık rastlanır. Ozanlara rüyada sunulan tasların içindeki mayilere aşk dolusu denir. Fars Edebiyatı’nın etkisiyle bade adını da almaktadır. Bunlar; erlik, pirlik ve aşk badesi diye adlandırılırlar.

Aşıklarımız genellikle bir usta aşığın yanında yetişirler. Ondan hem usta deyişlerini hem de sanatın icrasına ilişkin yol ve yöntemleri öğrenirler. Aşık meclislerinde, kahvelerde bu ustaların sanatlarını icra ediş biçimlerini yeterince kavradıktan sonra, ustalaşan ozanlarda kendilerine çırak alırlar ve gelenek bu şekilde devam eder.

Sokaktayım-Muammer Baran

Sokaktayım

Yıllardır sevdiğimi arıyorum

Gözlerim onun sevgisiyle bağlı

Allah’ı arıyorum.

Hiç birinizin haberi yok bundan.

Geliyorum sokağınıza giriyorum

Ağır ağır yürüyorum dar karanlıkta

Her adımda bir durup bakıyorum

Evlerinizin duvarında hafif bir ışık

Hepiniz yine uykulardasınız.

Sokaktayım

Yılardır sevdiğimi arıyorum.

Sen Bana Kendini Öyle Sevdirdin ki

Sen bana kendini öyle sevdirdin ki
Mercan ışığında titredi
Dudakların
Seni seviyorum derken.
Deniz kızlarının gözyaşlarını
Taşıdın bana.
Uçan kuşların kanatlarını.
Güller taşıdın bana kırmızı.
Bir gül dalına kondurdun
Bülbül yaptın beni.
Sen bana kendini öyle sevdirdin ki