Mezhep ve Dört Büyük Müctehid

Mezhep ve Dört Büyük Müctehid

İslâm Hukuku ilminin özel adı olan “Fıkıh” lügatte bilmek, anlamak, şuurlu olarak idrak etmek, bir şeyin künhüne vâkıf olmak, kapalı bir şeyin hakikatine nüfuz edebilmek, kendisine hüküm taalluk eden gizli bir mânâyı

Sünnet Nedir?

Sünnet Nedir?Sünnet Nedir?
Esselamu Aleyküm Ve Rahmetullahi ve Berekatuhu

Değerli Kardeşlerim,
Sünnet nedir bilirmisiniz..?Bugün bunun üzerine konuşalım dedim. İnşallah anlatımdan ziyade bir sohbet,muhabbet hemde bilgi tazeleme ve en önemlisi de rasulu kibriya efendimizin ve dünyaya geliş sebeplerinden biri tebliğci olması hasebiyle ,bizde inşallah tebliğ edelim.O yüce insanın insanlık alemine Dini islamı hangi şartlarda olursa olsun anlatmaktı tek gayesi.
Sünnet-i hasenesine kurban olduğum,gül kokulu efendimiz.Biz sende gördük insanlığı sevmeyi sende tattık acıyı,seninle irkildik çektiğin elemi.Yüceler yücesi rabbimize söz verdin ümmetin için .Sünnet bu değilde nedir…?

Burağa bin dediler,binmem dedin ümmetim binmedikten sonra.Sünnet bu değilde nedir….? Cenneti alaya gir dediler ümmetim girmeden girmem dedin ya rasulallah.sünnet bu değilde nedir…? Hep ümmeti düşündün.Hani zor şartlarda davet ettin insanlığı islama.Tayfte taşlandın,üzerine deve işkembesi attılar,yollarına diken döktüler,”Yarabbi bilmiyorlar cahildir onlar dedin” ya rasullah,sünnet bu değilde nedir.

Ehli Sünnet İtikadı

Ehli Sünnet İtikadı

Ehli Sünnet İnancı (itikadı)

hadis- ehli sünnet hakkında Bismillâhirrâhmânirrahîm
Her şeyin tek yaratıcısı, kendisinden başka ilah olmayan tek ilah Allahu Tealadır. O’nun eşi ve benzeri ve dengi yoktur. Herkese kuvvet ve hayat veren O’dur. Herkes O’na muhtaç, O ise hiçbir kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir.

Ehl-i Sünnet Velcemaat İtikadı:
Kur’an, Sünnet, İcma-i Ümmet(eshabın icması) ve Kıyas-ı fukahadan oluşur. Bu 4 delilden birini reddeden, Ehl-i Sünnetten çıkar.
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz Ehl-i Sünnet yolu hakkında şöyle buyurdular:
–“Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, biri müstesna geri kalanları cehennemlik olacaklardır.” Bunu duyan

Sünnetin Tarihçesi

Sünnetin Tarihçesi

 

Dinler Tarihi Araştırmaları
“Sünnet” (ing. circumcision) sözcüğü, Arapça kökenli bir kelimedir ve ilk anlamıyla, “takip edilmesi itiyat edilen yol, hal, tavır, gidiş, adet, davranış, değişmeyen karakter, yöntem, örnek alınan uygulama, örf ve gelenek” demektir.[1] Daha geniş anlamda ise; “insanın iyi ahlakını, tabiatını ve davranışını” anlatmaktadır.[2] İslam dininde ise, “Hz. Peygamberin hadiseler karşısında sabit, değişmeyen ve devamlılık arz eden karakter selabeti ve Hz. Muhammed’in sözleri, işleri, ve tasvipleri [3] olarak tanımlanmaktadır.[4]

Ashabın Sünnete Bakışı

Ashabın Sünnete Bakışı
Ashab-ı Kiram’ı “en büyük ve yegâne dâvası Allah’ın rızasını aramak olan nesil” olarak târif edebiliriz. Onlar hayatın gerçek mânasını, yaratılışın hakiki gâyesini hakkıyla bilen insanlardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onlara öncelikle bu dersi vermiş idi. Bu sebeple, her hareketleriyle, her yaptıklarıyla, her düşündükleriyle sâdece ve sâdece Allah’ın rızasını arıyorlardı.
Onların, Nebîlerinden (aleyhissalâtu vesselâm) ve kitapları olan Kur’ân-ı Kerîm’den aldıkları derse göre, hayatlarının gâyesi olan Allah’ın rızasını kazanmanın da tek yolu vardı: Sünnet’e uymak, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in yolunda gitmek.[1] Çünkü Cenâb-ı Hak, en güzel olanı, en ideal olanı en iyiyi, en hayırlıyı Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) vasıtasıyla kendilerine öğretiyordu, her şeyin, bütün yolların, tarzların en iyisi onda vardı.[2]
O’nda olanlar mutlak güzeldi, her çeşit kirlilikten, bulanıklıktan, şâibeden uzak, güzeldi. Çünkü ilâhî garanti vardı: O başıboş, hevâsına tâbi değildi. Vahiyle konuşur, ilâhi murakabe altında hareket eder davranırdı.[3] Öyle ise ona koşmalı, onun sünnetine sarılmalı, onun sünnetinde olmayan her şeyden kaçmalı, sünnetine zıd düşen her şeyi, yakıp yutucu ateş bilmeli idi. Rabb’ül-âlemin de böyle emrediyordu: Mü’min, Resûlünü tam bir aşkla sevecek, sünnetine eksiksiz teslim olacak idi:

Namazın Mekruhları

Namazın Mekruhları

Sual: Namazda genel olarak işlenen mekruhlar nelerdir?
CEVAP
Mekruh; kerih, çirkin, beğenilmeyen iş demektir.Namazda müekked sünneti ve vacibi terk etmek, tahrimen mekruh, müekked olmayan sünneti terk, tenzihen mekruh olur. Mekruh olarak kılınan namaz sahih olursa da, sevabı çok az olur.
Daha çok işlenen mekruhlardan bazıları şunlardır:

1- Namazda tadil-i erkanı terk etmek.
2- Başı döndürüp bakmak.
3- Secdede iki kolu yere döşemek. [Kadınlar döşer.]
4- Başı bir tarafa eğmek.
5- Esnerken ağzı kapatmamak.
6- Özürsüz gözleri yummak.
7- Öndeki safta boş yer varken, geri safta kılmak.
8- Üzerinde canlı resmi bulunan elbise ile namaz kılmak.
9- Canlı resmi asılı odada namaz kılmak.
10- İş elbisesi ile ve büyüklerin yanına çıkamayacak elbise ile veya kötü kokulu çorap ile kılmak.

Misvak Hakkında Bilgi

Misvak Hakkında Bilgi

Dünyanın çeşitli yerlerinde değişik ağaçlardan elde edilen çiğneme çubukları, mahallî isimleriyle ağız temizliğinde kullanılır. Çiğneme çubuklarını ilk defa Babiller’in kullandığı söylenir. Daha sonra Yunanlılar, Romalılar, Yahudiler, Mısırlılar ve Müslümanlar tarafından da kullanılmıştır.

Orta Doğu ülkelerinde çiğneme çubuklarının en büyük kaynağı Arak (Salvadora Persica) ağacıdır. Batı Afrika’da limon (citrus aurantafolia) ve portakal (Citrus sinensis) ağaçlarından elde edilen çiğneme çubukları Amerika’da sinameki (Cassia sieberianba) köklerinden elde edilir. Sarısalkım (Cassia sieberianba) denen ağaç da bazı bölgelerde kullanılmaktadır (Sierra Leone).

Efal-i Mükellefin

Efal-i Mükellefin

Muhammed Sıddık Haşimi Hazretleri Sohbetlerinde Efal-i Mükellefini (müslümanların sorumlu oldukları fiiller) şöyle tarif etmiştir;

İslâm dîninin bildirdiği emirlere ve yasaklara “Ahkâm-ı şer’ıyye” veyâ “Ahkâm-ı islâmiyye” denir. Bunlara “Ef’âl-i mükellefîn” de denilmekdedir. Ef’âl-i mükellefin sekizdir: Farz, vâcib, sünnet, müstehab, mubâh, harâm, mekrûh ve müfsid.

1- FARZ: Allahü teâlânın, yapılmasını âyet-i kerîme ile açıkca ve kesin olarak emir etdiği şeylere farz denir. Farzları terketmek harâmdır. İnanmıyan ve yapılmasına ehemmiyyet vermeyen kâfir olur. Farz iki çeşiddir:

Kaylule Sünnet-i Seniye Bir Uyku

Kaylule, öğle vakti uyumak demektir. Öğleye doğru kaylule yapmak, yani biraz uyumak sünnettir. (Mevahib-i ledünniyye)

Kaylule öğleden sonra da yapılabilir. (Mizan)

Tıpçıların da üstadı Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vessellem) öğle namazını kıldıktan sonra, bir miktar uyur, ‘kaylule’ yapardı. Kaylûle uykusu denilen gündüz uykusunu terk etmemeyi de tavsiye eden Peygamber Efendimiz buyurmuşlardır: “Öğleyin kaylule yapınız. Muhakkak şeytanlar öğle vaktinde kaylûle yapmazlar.”

Kaylule uykusu sünnet-i seniyyedir.Duhâ vaktinden, öğleden biraz sonraya kadardır. Bu uyku, gece kıyamına sebebiyet verdiği için sünnet olmakla beraber, Ceziretü’l-Arabda, vaktü’z-zuhr denilen şiddet-i hararet zamanında bir tatil-i eşgal, âdet-i kavmiye ve muhitiye olduğundan, o sünnet-i seniyyeyi daha ziyade kuvvetlendirmiştir. Bu uyku hem ömrü, hem rızkı tezyide medardır. Çünkü yarım saat kaylule, iki saat gece uykusuna muadil gelir. Demek, ömrüne hergün bir buçuk saat ilâve ediyor. Rızık için çalışmak müddetine, yine bir buçuk saati, ölümün kardeşi olan uykunun elinden kurtarıp yaşatıyor ve çalışmak zamanına ilâve ediyor.