İmam Malik’in Hayatı

İmam Malik'in Hayatı

İmam Malik

Ebû Abdillâh Mâlik b. Enes b. Mâlik b. Ebî Âmir el-Asbahî el-Yemenî (ö. 179/795)
93’te (712) dünyaya geldi. Doğum tarihiyle ilgili olarak kendisinden de nakledilen bu rivayet yanında 90-98 (709-717) yılları arasındaki bir tarihte doğduğu da zikredilmektedir. Zülmerve köyünde doğduğuna, önce Medine yakınlarındaki Akik mevkiine, ardından Medine’ye yerleştiği rivayet edilir.

Soy bakımından Arapların iki ana kolundan biri olan Kahtânîler’e (diğeri Adnânîler) mensup olduğundan bu kabilenin bazı alt kollarına nisbetle Asbahî, Ya‘murî, Himyerî ve menşelerinin Yemen olmasından dolayı Yemenî nisbeleriyle anılmıştır. Dedesi Mâlik veya onun babası Ebû ÂmirYemen’den gelerek Medine’ye yerleşmiş, burada Benî Teym b. Mürre kabilesinin halifi olmuştur.

Devamını oku

Şeyh Şaravi’ den Nasihatler

Şeyh Şaravi' den Nasihatler

Şeyh Şaravi’ den Nasihatler

Mısırlı alim Şeyh Şa’ravi şöyle der:
Ben San Francisco’da iken bir müsteşrik bana sordu:
– Sizin Kuran’ınızda bulunan şeylerin tamamı doğru mu?
Cevap verdim:
– Kesinlikle evet.
Tekrar sordu:
– O halde Allah niçin kâfirlerin müminlere galip gelmesine imkân veriyor?

(Hâlbuki Kuran diyor ki:
“Allah kâfirlerin müminlere galip gelmesine asla imkân vermez.” Nisa: 141)
Dedim ki:
– Çünkü bizler müslümanız, mümin değiliz de ondan.
– Müminlerle Müslümanlar arasındaki fark nedir?
Şeyh Şa’rafi şöyle cevap verdi:
– Günümüzde Müslümanlar ,
namaz, zekât, hac ve Ramazan orucu gibi İslam’ın ibadet cinsinden bütün sembollerini yerine getiriyorlar fakat onlar tam bir sıkıntı ve yokluk içindedirlerİlmi, iktisadi, sosyal ve askeri sıkıntılar… vs.
Bu yokluk ve sıkıntıların sebebi nedir?

● Kuran’da geçen bir ayette şöyle denilir:
“Göçebe Araplar biz iman ettik, diyorlar. Onlara de ki: Siz iman etmediniz. Fakat Müslüman olduk, deyin. Çünkü iman henüz kalplerinize girmedi.” (Hucurat: 14).

● Bana sordu: O halde onlar niçin sıkıntı ve yokluk içindedirler?
– Bunu Kur’an-ı Kerim açıklıyor. Çünkü Müslümanlar müminler merhalesine yükselemediler. Şunları iyi düşün:

● Onlar gerçek mümin olsalardı Allah onlara mutlaka yardım ederdi.
Bunun delili Allah’ın şu ayetidir:
“Biz müminlere yardım etmeyi üzerimize borç kıldık” (Rum 47).

● Eğer mümin olsalardı diğer ümmetler ve halklar arasında daha önemli ve saygın bir konumda olurlardı. Bunun delili Allah Teala’nın şu ayetidir:
“Gevşemeyin / yılgınlık göstermeyin ve üzüntüye kapılmayın. Eğer (gerçekten) inanıyorsanız üstün gelecek olan sizsiniz.”

● Eğer mümin olsalardı Allah Teâlâ diğer milletlerin onların üzerinde herhangi bir hakimiyet kurmalarına izin vermezdi.
Bunun delili Allah Teâlâ’nın şu ayetidir:
“Allah kâfirlerin müminlere galip gelmesine asla imkân vermez.” Nisa: 141)

● Eğer mümin olsalardı Allah Teâlâ onları bu hor ve hakir durumda bırakmazdı.
Bunun delili Allah Teâlâ’nın şu ayetidir:
“Allah müminleri içinde bulunduğunuz durumda bırakacak değildir.” (Âli İmran: 189).
● Eğer mümin olsalardı Allah Teâlâ her durumda onlarla beraber olurdu.

Bunun delili Allah Teâlâ’nın şu ayetidir:
“Muhakkak ki Allah müminlerle beraberdir.” (Enfal:19).
● Fakat onlar Müslümanlık aşamasında kaldılar, müminlik aşamasına yükselemediler. Allah Teala buyuruyor ki:
“Onların çoğu mümin değildirler.”
● O halde müminler kimlerdir?

Onlar:
“Günahlarından uzaklaşan tövbekârlar,ibadetlerine devam eden âbidler,
Allah’a hamd edenler,
lezzetlerden uzaklaşarak oruç tutan zahitler,rükû ve secdeleriyle Rablerine boyun eğenler, iyiliği emredip, kötülüğü engelleyenler
ve Allah’ın belirlediği sınırları aşmayanlardır

(Tevbe 112)
Yani Allah Teâlâ zaferi galibiyeti, hâkimiyeti ve yüksek bir durumda bulunmayı müminlere vaat etmiştir, Müslümanlara değil..

Haleb Alimlerinin Yavuz Sultan Selime Mektubu

Haleb'in Alimlerinin Yavuz Sultan Selime Mektubu

Haleb’in Alimlerinin Yavuz Sultan Selime Mektubu

Bismillahirrahmanirrahim,

Sultanımız Hazretlerine bildiririz ki,

Bizler Haleb’inalimleri, eşraf ve ayanı olarak; fakir Seyyid Ramazan ve Seyyid İbrahim, Ebu’l-Beka (Şafii Kadısı ), Şemsüddin El-Celali ( Hanefi Kadısı),Kadı Cemaleddin Yusuf (Hanbeli Kadısı), Kadı Muhammed (Maliki Kadısı) Muhammed bin Bayram, Ali bin Ömer, İbn-i Şini, İbn-iKaşşan, İbn-i Hucce, İbn-i Recep, İbn-i Salih, İbn-i Halil Beğ, İbn-i Sati, Cemalüddin, İbn-i Nefs, İbn-i Kasvan’ız.

Bütün Haleb’in büyükleri ve ayanları ve ahalisi olan bizler Sultan Selim Han’a itaat ediyor Ve kendi isteğimizle onun emirlerine hazır ve bağlı olduğumuzu bildiriyoruz.

Devamını oku

İmamı Azam ve İmamı Buhari Farkı

İmamı Azam ve İmamı Buhari Arasında Fark Varmı?

Bismillâhirrahmânirrahîm

İmâm-ı A’zâm ile İmâm-ı Buhari arasında bir çatışma olduğundan söz ediliyor. 

İmâm-ı A’zâm ve İmâm-ı Buhari hazretleri konusu hakkında bazı yersiz ifadeler bulunmaktadır. Zira, bu iki büyük âlim arasında herhangi bir tartışma ve münazara olmamıştır. Çünkü, bu her iki büyük âlim muasır değiller, yani; aynı zamanda yaşamamışlardır. İmam-ı Burari hazretleri, imam-ı a’zam Ebû Hanife hazretlerinin vefatından sonra dünyaya gelmiştir.

Devamını oku

Üveysilik, Evliya, Mürşid, Ulema

Üveysilik, Evliya, Mürşid, Ulema

Evliya nasıl tanınır, vasıfları nelerdir?

Çalışmak farz olduğu için, enbiya ve evliya da çalışır. Mesela Âdem aleyhisselam, çiftçilikle uğraşırdı. Nuh aleyhisselam marangoz, Davud aleyhisselam demirci idi. Evliya-i kiram da çeşitli meslek sahibi idiler. Allahü teâlâ, (Sevdiklerimi [evliyamı] halkın içinde saklarım, herkes tanıyamaz) buyuruyor. Onları tanıyan kimseler az da olsa vardır.

Devamını oku

Hamdun Kassar Nişaburi Kimdir?

Hamdun Kassar Nişaburi Kimdir?

Hamdun Kassar Nişaburi Kimdir?

Fıkıh, hadîs ve tasavvuf, âlimlerinden. İsmi Hamdûn bin Ahmed Kassâr en-Nişâbûrî olup, künyesi Ebû Sâlih’dir. Evliyânın büyüklerinden olup, vecîz sözleri, tatlı ve kalblere te’sirlidir. 271 (m. 884)’de Nişâbûr’da vefât edip, Hîre ismindeki kabristanda defn olundu. Ebû Türâb Nahşebî, Ali Nasrâbâdî, Ebû Hafs Nişâbûrî ve başka zâtların sohbetlerinde bulundu. Ebü’l-Hasen Bârûsî’nin talebesi olup, Süfyân-ı Sevrî’nin mezhebinde idi. Nefsin arzularına uymaması, harâm ve şüphelilerden sakınması çok fazlaydı.

Bir gece, vefât etmek üzere olan hasta bir dostunu ziyârete gitti. Yanında bulunurken hasta vefât etti. Hamdûn (r.a.), hemen orada yanmakta olan mumu söndürdü ve ” Dostumuzun vefât etmesiyle mum vârislerin oldu. Onların ise, mumu kullanmamıza izin verip vermeyeceklerini bilemiyoruz” buyurdu.

Devamını oku