
Aslan, Kurt ve Tilki Hikayesi
Bir gün, ormanın yüce dağları arasında bir aslan, bir kurt ve bir tilki birlikte ava çıkmışlardı. Aslanın kudreti karşısında diğer ikisi korku duysa da, onunla avlanmayı bir şeref sayıyorlardı. Aslan da onlara alçakgönüllülükle yoldaşlık etti.
Üçü birlikte ormanın derinliklerinde uzun süre dolaştılar. Nihayet üç parça hâlinde büyük bir av yakaladılar: iri bir yaban sığırı, güçlü bir keçi ve çevik bir tavşan. Avlarını ormanın serin gölgesine sürükleyip düz bir açıklığa yığdılar. Artık sıra, ganimeti paylaşmaya gelmişti.
Aslan kurda döndü:
“Ey tecrübeli kurt!” dedi. “Bu avları adaletle aramızda paylaştır bakalım.”
Kurt, içinden geldiği gibi konuştu:
“Efendimiz, bu büyük sığır sizin hakkınızdır, gücünüze layıktır. Keçi orta boyludur, bana yaraşır. Tavşan ise küçük, tilki kardeşimize yeterlidir.”
Kurdun bu paylaşımı dıştan bakıldığında adil görünüyordu. Fakat aslanın gözünde bu söz haddini aşmak demekti.
Kükredi; dağlar yankılandı.
“Ben burada iken sen ‘ben’ diyorsun ha!” diye haykırdı. Bir pençe darbesiyle kurdu yere serdi.
“Beni görüp de hâlâ kendini unutmayanın hâli budur!” dedi.
Orman sessizliğe büründü. Tilki başını bile kaldıramadı; kalbi korkudan titriyordu. Aslan bir süre kurdun cansız bedenine baktı, sonra tilkiye döndü:
“Şimdi sıra sende,” dedi. “Bu avları sen pay et!”
Tilki, aslanın kudreti karşısında yere kadar eğildi:
“Ey ormanların padişahı, ey heybetiyle dağları titreten hükümdar!” dedi. “Bu besili sığır sizin kuşluk yemeğinizdir. Keçi, öğle vaktinde buyuracağınız yemektir. Tavşan ise akşam için hafif bir atıştırmalıktır.”
Tilkinin cevabını beğenen aslanın öfkesi dindi.
“Ne güzel paylaştırdın,” dedi. “Söyle bakalım, böyle adil bir paylaşımı kimden öğrendin?”
Tilki, kurdun parçalanmış bedenine baktı:
“Efendimiz,” dedi, “bu adaleti bana, şuracıkta yatan kurdun hâli öğretti.”
Aslan, tilkinin bu cevabından memnun oldu.
“Ey akıllı tilki,” dedi, “sen bizim sevgimizde yok oldun, kendini unuttun. O hâlde bütün bu avlar senindir. Al, hepsini götür.”
Tilki, aslana defalarca şükretti:
“Eğer bu taksimi bana evvelce emretseydiniz, sizin pençenizden canımı asla kurtaramazdım.”
Hikâyenin Tasavvufi Yönünden Anlamı
Mevlânâ bu hikâyeyi yalnızca üç hayvanın öyküsü olarak anlatmaz; onu insanın iç dünyasındaki hâllere de işaret olarak sunar. Aslan, hakikat ve mârifet sahibi bir veli-i kâmili temsil eder. Kurt ve tilki ise, henüz nefsinden kurtulamamış, insan görünümlü hayvan sıfatlı kişilerdir. Aslanın yanında bulunmak, rahmete erişmek gibidir. Ancak kim kendini beğenir, benlik iddiasına kapılırsa — tıpkı kurt gibi — helâk olur. Aklını kullanan, ibret alan kimse ise tilki gibi canını ve nasibini kurtarır.
Hikâyeden Çıkarılacak Ders
Güç sahibi olanlar, genellikle yanındakilere kendini öne çıkarmadan adil davranılmasını severler; böylece karşısındakini de değerli kılarlar. Kurt, kendi çıkarını düşünerek konuştuğunda aslanın öfkesine uğradı. Tilki ise, güç sahibine karşı dikkatli ve saygılı davranarak öfkeyi yatıştırdı ve güvenini kazandı.
Bu hikâye aslında bize, günlük hayatta da güç ve yetki sahibi kişilerin çoğunlukla yanındakilerin kendilerini ön plana çıkarmasından hoşlanmadıklarını gösteriyor. Oysa ki “adil ve dengeli davranmak, başkalarının haklarını gözetmek ve öfke ile hırstan uzak durmak” hem kişinin güvenliğini sağlar hem de çevresinde huzur ve güven oluşturur.
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
Kaynak
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma‘nevî, ed. Muhammed Estelamî, Cilt 1, Beyit 3022–3060.
Konunun Video Anlatımı
Bu konu YouTube kanalımda da hazırlanmıştır. Yazılı içeriğe ek olarak, video formatında da inceleyebilirsiniz.
👉 Video Linki: Bu videoyu YouTube’da izle
📺 YouTube Kanalım: Kerimusta