
Maaday-Kara Destanı: Altayların Yaşlı Bahadırı
Altay ülkesinde Maaday-Kara adlı güçlü bir bahadır yaşardı. Maaday-Kara’nın ülkesi geniş, bereketli ve huzurlu bir yerdi. Halkı obalarda yaşar, hayvan sürüleri geniş otlaklarda dolaşırdı. Maaday-Kara ise eşi Altın-Targa ile birlikte taş sarayında otururdu. Fakat Maaday-Kara artık yaşlanmıştı. Kendisi yetmiş, eşi Altın-Targa ise altmış yaşındaydı. Gücü ve dişleri eskisi gibi değildi. Üstelik henüz bir çocuğu da olmamıştı.
Bir gün Maaday-Kara derin bir uykuya daldı. Yetmiş gün boyunca uyudu. O uyurken ülkesinin düzeni bozuldu. Hayvan sürüleri dağıldı, halk obalardan uzaklaştı. Sonunda Altın-Targa onu uyandırdı. Maaday-Kara gözlerini açtığında yurdunun eski hâlinde olmadığını gördü. Yaşlılığını, çocuğunun olmayışını ve ülkesinin dağıldığını düşünerek üzüldü ve öfkelendi. Silahlarını kuşandı, atına bindi ve dağılan hayvanlarını ve halkını yeniden toplamak için yola çıktı.
Uzun yolları geçerek yedi ırmağın birleştiği yere ulaştı. Burada bir dağın tepesine çıktı ve çevreyi gözlemledi. Karşısında şaşırtıcı bir manzara vardı. Altay’ın altmış kağanı ile yeryüzünün yetmiş kağanı bir araya gelmişti. Maaday-Kara onların hepsini tanıyordu. Daha önce bu kağanların hepsine üstün gelmişti. Fakat şimdi bir araya gelmeleri ve neşeli görünmeleri onun için anlaşılmazdı. Fal kitabına baktı, ancak gördüklerinden bir anlam çıkaramadı. Sonunda bakışlarını Kara-Kula’nın ülkesine çevirdi.
Kara-Kula’nın Ordusu
Kara-Kula’nın ülkesi, Maaday-Kara’nın Altay’ından çok farklıydı. Güneşte yanmayan kahverengi kayalar, ateşte yanmayan alacalı kayalar ve çıplak bir demir ova uzanıyordu. Kara-Kula, Maaday-Kara’nın yaşlandığını biliyordu. Onun zengin hayvan sürülerini ele geçirmek ve Altay yurdunu ele geçirmek istiyordu. Bu amaçla yetmiş tümen asker ve altmış tümen bahadır topladı. Kara-Kula’nın amacı yalnızca hayvan sürülerini ele geçirmek değildi. Maaday-Kara’yı ortadan kaldırmak ve halkını esir etmek istiyordu.
Yanında, yeraltı dünyasını bilen Abram-Moos Kara-Taacı da vardı. Kara-Kula onu yedi kat yeraltından, ayın ve güneşin olmadığı dünyadan zorla çıkarmış ve kendi ülkesine getirmişti. Kara-Kula’nın ordusu Altay’a doğru ilerlemeye başladı. Ordunun yaklaşmasıyla birlikte doğa da değişmeye başladı. Yağmurlar yağdı, dağların yamaçları dondu.
Maaday-Kara’nın yurdunda ise yaşamın düzenini simgeleyen özel bir ağaç vardı. Yetmiş kollu nehrin birleştiği yerde, yedi büyük dağın arasındaki vadide, ölümsüz bir kavak yükseliyordu. Bu kavak yüz budaklı ve yedi boğumluydu. Aya doğru eğilen tarafında altın yapraklar, güneşe doğru eğilen tarafında ise gümüş yapraklar bulunuyordu. Ağacın tepesinde birbirine benzeyen iki altın guguk kuşu yaşardı. Gece gündüz öterler, onların sesiyle beyaz çiçekler açar, doğa neşelenirdi. Ağacın orta bölümünde tırnakları elmastan, nefesi rüzgârdan iki kara kartal bulunurdu. Bunlar ağacın bekçileriydi. Ağacın dibinde ise birbirine eş iki kara köpek, demir zincirlerle bağlı olarak nöbet tutardı.
Kara-Kula’nın gelişiyle bu düzen de bozuldu. İki altın guguk kuşu sustu. İki kara kartal hırçınlaşıp çığlıklar atmaya başladı. İki kara köpek zincirlerini gererek saldırmaya hazır hâle geldi.
Kara-Kula Altay’ı Tahrip Ediyor
Kara-Kula sonunda Altay’a girdi. Ordusuyla ilerlerken geçtiği yerleri tahrip etti. Yerdeki yosundan ağaçlara kadar canlılığı yok etmeye başladı. Daha sonra Kara Dağ’a, Kögüdey-Mergen’in saklandığı yere doğru ilerlemek istedi. Ancak Kara Dağ’ın üzerine kara bir bulut çöktü ve yağmur yağmaya başladı. Kara-Kula ilerleyemedi ve geri dönmek zorunda kaldı.
Bunun üzerine ölümsüz kavak ağacını yıkmaya ve üzerindeki altın guguk kuşlarını öldürmeye çalıştı. Fakat bunu da başaramadı. Sonra Maaday-Kara’nın at çakısını, yani kutsal at direğini sökmeye çalıştı. Ancak at çakısı yerinden sökülemedi. Çünkü bu direk yalnızca Maaday-Kara’nın yurduna ait değildi. Dokuz köşeli gümüş at çakısının alt ucu yeraltı dünyasına, üst ucu gökyüzüne uzanıyordu. Yeraltı dünyasının hâkimi Aybıstan atını direğin alt ucuna, gökyüzünün hâkimi Üç-Kurbustan ise üst ucuna bağlıyordu. Yeryüzündeki orta bölüm ise Maaday-Kara’nın atına aitti. Kara-Kula’nın bütün çabalarına rağmen at çakısı yerinden sökülemedi.
Fakat Maaday-Kara artık yaşlıydı ve karşısındaki düşman çok güçlüydü. Sonunda Maaday-Kara, halkı ve hayvan sürüleriyle birlikte Kara-Kula’nın egemenliği altına girdi. Bir zamanlar bütün Altay kağanlarına üstün gelen yaşlı bahadır, artık kendi yurdunda esirdi.
Boz Kısrak’ın Kaçışı
Kara-Kula’nın eline geçen sürüler arasında dört kulaklı Boz Kısrak da vardı. Boz Kısrak sürüden ayrılarak kaçtı. Kara-Kula onun peşine düştü. Boz Kısrak’ın yolunu kesmek için çeşitli güçlü yaratıkları gönderdi. Önce birbirine eş iki balinanın yanına geldi. Onları da geride bıraktı. Ardından iki zehir sarısı yılanın karşısına çıktı. Onlardan da kurtuldu. Sonra yedi yaban domuzu, iki hörgüçlü kara deve ve iki kara ayı onun yolunu kesmeye çalıştı. Boz Kısrak hepsinden kurtuldu.
Kara-Kula bunun üzerine yedi kurt ve dokuz kuzgunu Boz Kısrak’ın peşine gönderdi. Onlara Boz Kısrak’ı bulmalarını ve yedi gün içinde yemelerini emretti. Boz Kısrak kaçmaya devam etti. Sonunda Kara-Kula’nın elinden kurtularak Maaday-Kara’nın Altay’ına geri döndü. Fakat artık eski biçiminde değildi. Mavi bir ineğe dönüşmüştü.
Yaşlı Kadın ve Kögüdey-Mergen
Mavi ineğin böğürmesi, Kara Dağ’ın yakınında yaşayan yaşlı kadının dikkatini çekti. Yaşlı kadın aç ve bitkin bir hâlde dağdan aşağı indi. Mavi ineğin yanına geldi. Bir süre sonra mavi inek bir erkek buzağı doğurdu. Yaşlı kadın onun sütünden yararlanarak güç kazandı. Tam o sırada başka bir ses duydu. Sesin geldiği yere gittiğinde, dört huş ağacının arasında bir beşik gördü. Beşikte bir erkek bebek yatıyordu. Bebeğin ağzına huş ağacının özsuyu damlıyordu. Bunun için küçük bir kanal hazırlanmıştı.
Yaşlı kadın bebeği aldı ve onunla birlikte yola çıktı. Ancak dağdan inerken büyük bir fırtına koptu. Yaşlı kadın bebeğiyle birlikte yuvarlandı. Fırtına sona erdiğinde bebek yanında yoktu. Yaşlı kadın onu kaybettiğini düşünerek ağlamaya başladı. Tam o sırada çocuğun sesini duydu. Sesin geldiği yere baktığında karşısında iki yaşında bir oğlan çocuğu gördü. Çocuk sağlıklı ve canlıydı. Üzerinde doğduğu sıradaki gibi altın ve gümüşü andıran bir görünüm vardı. Sol elinde dokuz köşeli bir taş, sağ elinde ise ağır siyah bir taş bulunuyordu.
Yaşlı kadın çocuğu yanına aldı ve evine götürdü. Onu mavi ineğin sütüyle beslemeye başladı. Bu çocuk ileride Kögüdey-Mergen olarak tanınacaktı.
Küçük Bahadırın İlk Sınavı
Kögüdey-Mergen büyüdükçe avlanmaya başladı. Yaşlı kadın onun için kaburgadan bir yay ve kamıştan bir ok yaptı. Kögüdey-Mergen önce kuşları avladı. Daha sonra daha büyük avlara yöneldi. Yetmiş boz tavşan ve doksan maral avladı. Fakat bu sırada Kara-Kula’nın gönderdiği yedi kurt ve dokuz kuzgun da Altay’a ulaşmıştı. Gece yaklaşırken kurtların ve kuzgunların sesleri duyulmaya başladı. Yaşlı kadın çocuğu korumaya çalıştı. Mavi inek de kendi buzağısını korumak için hazırlandı.
Kurtlar yaklaştığında Kögüdey-Mergen uykudan uyandı. Çalıların arasına saklandı. Yedi kurt yaklaşınca yayını gerdi ve okunu fırlattı. Ok yedi kurdun tamamını öldürdü. Üstelik yoluna devam ederek yerin yedi katını deldi ve zehir sarısı denize kadar ulaştı. Ardından dokuz kuzgun geldi. Kögüdey-Mergen bu kez yayını kullanmadı. Doğumundan beri yanında bulunan yedi yüzlü boz taşının bir parçasını kırdı. Taşı üç kez döndürerek kuzgunlara doğru fırlattı. Taş dokuz kuzgunun da ölümüne neden oldu ve sarı denize düştü.
Kögüdey-Mergen daha sonra Yaşlı Kadın’ın yanına döndü. Yaşlı kadın çocuğu göremeyince onun kurtlar ve kuzgunlar tarafından öldürüldüğünü düşünmüş ve ağlamaya başlamıştı. Ancak Kögüdey-Mergen kısa süre sonra öldürdüğü hayvanlarla birlikte karşısına çıktı. Yaşlı kadın onların derilerinden çocuğa giysiler ve bir yastık yaptı.
Kögüdey-Mergen Kim Olduğunu Öğreniyor
Kögüdey-Mergen büyüdükçe kendi geçmişini merak etmeye başladı. Bir gün Yaşlı Kadın’a: “Ben kimim? Annem ve babam nerede?” diye sordu. Yaşlı kadın artık gerçeği saklamadı. Ona annesinin ve babasının Kara-Kula tarafından esir edildiğini anlattı. Kögüdey-Mergen böylece kendi geçmişini ve Altay’ın başına gelenleri öğrendi. Yaşlı kadın daha sonra yeraltından çıkardığı bahadırlık elbiselerini ona verdi. Ve gerçek adını söyledi: “Senin adın Kögüdey-Mergen.” Artık onun önünde tek bir amaç vardı: Anne ve babasını kurtarmak.
Kara-Kula’nın Ülkesine Yolculuk
Kögüdey-Mergen yola çıkmaya hazırlanırken mavi inek değişmeye başladı. Gök renkli inek, koyu kır bir ata dönüştü. Kögüdey-Mergen bu ata bindi ve Kara-Kula’nın ülkesine doğru yola çıktı. Bir süre sonra yedi yolun birleştiği bir kavşağa ulaştı. Atı onu uyardı: “Dur, Kögüdey-Mergen. Bu dağın dibinde, yedi yolun kavşağında birbirine eş iki kara bahadır var.” Bu iki bahadır yeraltı dünyasının bahadırları ve Erlik Bey’in elçileriydi. Yetmiş yıldır burada bekliyorlardı. Doksan dokuz at ve doksan dokuz er öldürmüşlerdi.
Kögüdey-Mergen onların karşısına çıktı. İki kara bahadır saldırıya geçti. Doksan pudluk gürzleriyle Kögüdey-Mergen’e, yetmiş pudluk bakır baltalarıyla da atına vurdular. Fakat darbeler hiçbir zarar vermedi. Kögüdey-Mergen’in başından mavi alevler, atının alnından ise beyaz alevler yükseldi. Gürzler ve baltalar parçalandı. Kögüdey-Mergen sonunda iki kara bahadırı da yenerek Toybodım Irmağı’na attı.
Zehirli Sarı Deniz
İki kara bahadırı geride bırakan Kögüdey-Mergen yoluna devam etti. Karşısına uçsuz bucaksız, zehirli sarı bir deniz çıktı. Denizi aşmak zorundaydı. Kögüdey-Mergen ve atı denizi geçmeyi başardı. Ardından karşısına kapanıp açılan iki büyük dağ çıktı. Dağların hareketini doğru zamanda kullanarak aralarından geçti. Böylece Kara-Kula’nın ülkesine ulaşmayı başardı.
Tastarakay Kılığı
Kögüdey-Mergen düşman ülkesine gerçek kimliğiyle girmedi. Kılık değiştirerek Tastarakay oldu. Atı da onunla birlikte değişti. Bu kılıkla Kara-Kula’nın ülkesine girdi ve esir edilen anne ve babasını bulmanın yollarını aramaya başladı. Kara-Kula’nın gücünün sıradan bir güç olmadığını öğrendi. Onun ruhu bedeninin dışında, gizli bir yerde saklanıyordu.
Kara-Kula’nın Ruhunun Sırrı
Kara-Kula’nın ruhu altın bir kutunun içindeydi. Bu kutu üç maraldan birinin içinde bulunuyordu. Kögüdey-Mergen kutuya ulaşmak için yardım aradı. Andalba’nın yardımına ihtiyaç duydu. Kögüdey-Mergen ve atı sığın kılığına girdi. Andalba’nın yanına ulaştılar. Andalba, Üç Maral’ın yeryüzündeki yavrusuydu. Sonunda Kögüdey-Mergen gerçek kimliğini açıkladı ve Kara-Kula’nın ruhunu taşıyan altın kutuyu bulması gerektiğini söyledi. Andalba yardım etmeyi kabul etti.
Yedi gün boyunca sığın yavrusu gibi ses çıkardı. Bu sesi duyan gökyüzündeki üç maral yeryüzüne inmeye başladı. Kögüdey-Mergen maralları dikkatle izledi. Marallardan birinin karnındaki şişliği fark etti. Aradığı altın kutunun orada olduğunu anladı. Yayını gerdi ve okunu fırlattı. Altın kutu yere düştü. Kögüdey-Mergen kutuyu aldı ve kara taşa fırlattı. Kutu parçalandı. İçinden iki bıldırcın yavrusu çıktı. Bunlardan biri Kara-Kula’nın, diğeri ise onun atının ruhunu taşıyordu. Kögüdey-Mergen bıldırcınlardan birini öldürdüğünde Kara-Kula’nın hayatı sona erdi. Diğerinin ölümüyle Kara-Kula’nın atı da öldü. Böylece Kara-Kula’nın egemenliği sona erdi.
Esirlerin Kurtuluşu
Kara-Kula’nın ölümünden sonra Kögüdey-Mergen esirlerin bulunduğu yere gitti. Maaday-Kara’nın halkı ve hayvanları hâlâ esaret altındaydı. Zindanın kapılarını açtı. İnsanları ve hayvanları özgür bıraktı. Halk kendi yurduna dönme imkânına kavuştu. Kara-Kula’nın hâkimiyetindeki karanlık ülkeye yeniden Ay ve Güneş’in ışığı ulaştı.
Fakat Abram-Moos Kara-Taacı hâlâ hayattaydı.
Kara-Taacı’nın İntikamı
Kara-Kula’nın ölümünden sonra Abram-Moos Kara-Taacı yeryüzünde kalmak istedi. Kögüdey-Mergen’in yanında yaşamak istediğini söyledi. Kögüdey-Mergen bunu kabul etmedi. Kara-Taacı onu tehdit etti. Ardından Kögüdey-Mergen’in kurtardığı halkı ve hayvanları yeniden ele geçirdi. Hayvanları kuma, insanları ise kömüre dönüştürdü ve yeraltına götürdü. Daha sonra Kögüdey-Mergen’in atına büyü yaptı. At hastalandı. Kögüdey-Mergen başka bir ata binmek zorunda kaldı. Bu at onu farkında olmadan yeraltına, Kara-Taacı’nın yanına götürdü. Ancak Kögüdey-Mergen’in gerçek atı onu yalnız bırakmadı. Yeraltına indi ve Kögüdey-Mergen’i Kara-Taacı’nın elinden kurtardı. Böylece Kögüdey-Mergen yeniden yeryüzüne çıktı.
Destanın 2. sayfasına geçmek için alttan sayfa seçiniz.