
Lâmi’î Çelebi: Bursa’nın Nakkaş Torunu ve Edebiyatın Üretken Kalemi
Osmanlı’nın 16. yüzyılında, birçok şair ve yazar yetişti. Ancak içlerinden biri vardı ki hem çok eser vermesi hem de ilginç hayat hikâyesiyle diğerlerinden ayrılıyordu: Lâmi’î Çelebi. Kendisi, “şairler sultanı” anlamına gelen “Sultanü’ş-şuara“ unvanını taşıyan bir isimdi. Aynı zamanda Nakşibendî tarikatına bağlı bir şeyh, çok sayıda çeviri yapan bir dil ustası ve neredeyse otuz eser bırakan çok yönlü bir âlimdi. Hayatını İstanbul’a hiç gitmeden, devlet memuru olmadan, Bursa’da geçirmesine rağmen bütün Osmanlı topraklarında tanınıp tartışılması, onu daha da özel kılıyor. Bu yazıda, bu değerli şahsiyetin yaşam öyküsüne, kitaplarına ve edebiyatımızdaki önemine, güvenilir kaynakların ışığında birlikte bakacağız.
Sanatçı ve Devlet Adamı Bir Ailede Doğan Çocuk
Lâmi’î Çelebi, 1472-73 yılında Bursa’da, şehrin tanınmış ailelerinden birinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Asıl adı, babasının adından dolayı Mahmud bin Osman‘dı. Ailesinin geçmişi, onun nasıl bir ortamda büyüdüğünü açıkça gösteriyor. Dedesi, ünlü bir süsleme sanatçısı (nakkaş) olan Nakkaş Ali idi. Nakkaş Ali, Timur’un Anadolu’yu ele geçirmesi sırasında, diğer birçok sanatçıyla birlikte Semerkand’a götürülmüş, orada sanatını geliştirmiş ve Bursa’ya döndüğünde şehrin simgesi haline gelen Yeşil Cami‘nin göz kamaştırıcı çinilerini ve süslemelerini yapmıştı. Babası Osman Çelebi ise II. Bayezid zamanında hazine defterdarlığı yapmış, yani devletin parasal işlerinden sorumlu önemli bir görevde bulunmuştu. Bu aile geçmişi, Lâmi’î’nin hem sanatın inceliklerini hem de devlet işlerini yakından gören bir çevrede yetiştiğini ortaya koyuyor.
İyi bir medrese eğitimi aldı. Bursa Muradiye Medresesi’nde, dönemin ünlü hocalarından Molla Ahaveyn ve Molla Mehmed bin el-Hac Hasanzade’den dersler gördü. Arapça ve Farsçayı çok iyi öğrenerek dinî ilimlerde sağlam bir temel edindi.
Gönül Yolculuğu ve Nakşibendî Bağı
Genç yaşlarda başlayan manevi arayış, onu Emîr Ahmed Buharî adlı bir Nakşibendî şeyhine yöneltti. Bu bağlanma, Lâmi’î’nin hem kişisel hayatını hem de yazarlık yolunu derinden etkiledi. Nakşibendî yoluna bağlılığı yalnızca şeyhiyle sınırlı kalmadı; bu bağ, onun edebiyat dünyasının iki kılavuz yıldızını da belirledi: Molla Abdurrahman Câmî ve Ali Şir Nevâî. Her iki isim de Nakşibendî tarikatındandı ve Lâmi’î, özellikle Câmî’nin eserlerini hayatının merkezine koydu. Câmî’nin Farsça yazdığı önemli tasavvuf, biyografi ve edebiyat kitaplarını Türkçeye çevirmek, onun en büyük amacı haline geldi. Bu yoğun çeviri çalışmaları, zamanla ona “Câmî-i Rûm” yani “Anadolu’nun Câmî’si” lakabını kazandırdı.
Saraydan Uzak, Maaşla Geçinen Bir Bilge
Lâmi’î Çelebi’nin hayatındaki en dikkat çekici yanlardan biri, hiçbir resmi devlet görevi almamış olmasıdır. O, kendini tamamen ilme, maneviyata ve yazmaya adamış bir kişiydi. Geçimini nasıl sağladığı sorusunun cevabı, padişahın desteğindedir. Yavuz Sultan Selim‘e sunduğu ve Fars şairi Fettâhî’den çevirdiği “Hüsn ü Dil” adlı sembolik eser, padişahın beğenisini kazandı. Bunun üzerine kendisine günlük 35 akç maaş bağlandı. Bu maaş, ona hiçbir resmi görev almadan, özgür bir yazar ve şeyh olarak Bursa’da yaşama imkânı sağladı. Kanuni Sultan Süleyman döneminde de bu destek devam etti ve pek çok eserini Kanuni’ye veya sadrazamı İbrahim Paşa’ya sundu.
İlginçtir, Lâmi’î Çelebi hayatı boyunca, başkent İstanbul’a hiç gitmedi. Bu durum, o dönemde şair ve yazarların genellikle İstanbul’da toplanma eğilimine karşı çok belirgin bir tercihti. Onun Bursa’ya olan bağlılığı, hem şeyhi Emîr Buharî’ye olan bağlılığından hem de Bursa’yı çok sevmesinden kaynaklanıyordu. Bursa’nın doğal güzelliklerini, tarihi yapılarını ve günlük hayatını anlattığı “Şehr-engîz-i Bursa” adlı manzume eseri, bu sevginin en güzel kanıtıdır. Kendisi, dedesi Nakkaş Ali’nin yaptırdığı Orta Pazar Camii’nin avlusuna defnedilmiştir.
Edebiyat Dünyasında “Câmî-i Rûm” Tartışması
Lâmi’î, 37 yaşında eser vermeye başladı ve 1532 yılındaki vefatına kadar geçen yaklaşık 23 yıl boyunca inanılmaz bir üretkenlik gösterdi. Otuz civarında eser bıraktı. Ancak onun “Câmî-i Rûm” lakabı, döneminde bile tartışmalara yol açmıştı. Şair biyografileri yazan Âşık Çelebi ve Latîfî, bu lakabın onun Câmî’nin birçok eserini çevirmesinden dolayı verildiğini söylerken; bir diğer önemli biyografi yazarı Âlî Mustafa Efendi, bu benzetmeyi şiddetle eleştirmiş ve meşhur “Yer nerede, Süreyya yıldızı nerede?“ (Eyne’s-serâ ve eyne’s-Süreyyâ) sözünü söyleyerek Lâmi’î’nin Câmî ile karşılaştırılamayacağını savunmuştur. Âlî, onun manzume kitaplarını “tatsız”, şiirlerini ise güncel konulardan uzak bulmuştur. Buna karşılık Latîfî, Lâmi’î’nin eserlerindeki “çokluk ve kapsayıcılık”ın diğer şairlerde olmadığını vurgulamıştır. Bu tartışmalar, Lâmi’î’nin döneminin edebiyat çevrelerinde ne kadar konuşulan ve etkili bir isim olduğunu gösterir.
Dev Bir Eser Koleksiyonu: Çeviriler ve Kendi Yazdıkları
Lâmi’î Çelebi’nin eserlerini başlıca iki grupta inceleyebiliriz: Çeviriler ve kendi yazdıkları. En büyük hizmeti, hiç şüphesiz çevirileridir.
Başlıca Çevirileri:
- Şevâhidü’n-Nübüvve
- Tercüme-i Nefehâtü’l-Üns
- Ferhâdnâme
- Vâmık u Azrâ
- Salâmân u Absâl
- Şem’ ü Pervâne ve Gûy u Çevgân
Başlıca Kendi Yazdığı Eserleri:
- Divan
- Şerefü’l-İnsân
- Münâzara-i Bahâr u Şitâ
- İbretnâme
- Maktel-i İmâm Hüseyin:
Neden Bu Kadar Önemli? Lâmi’î Çelebi’nin Bıraktığı Miras
- Kültür Taşıyıcısı: Lâmi’î, Fars edebiyatının, özellikle de Molla Câmî’nin eserlerini düzenli bir şekilde Türkçeye kazandırarak iki komşu kültür arasında sağlam bir bağ kurmuştur. Onun çevirileri olmasaydı, Osmanlı okuyucusu bu önemli kitaplardan çok daha geç veya eksik haberdar olacaktı.
Bursa Ekolünün Sesi: İstanbul merkezli saray edebiyatının dışında, Bursa gibi köklü bir kültür şehrinde bağımsız bir yazarlığın mümkün olduğunu göstermiştir.
Çok Yönlü ve Çalışkan Bir Kalem: Sadece bir şair değil, aynı zamanda çevirmen, biyografi yazarı, nesir ustası ve derleyiciydi. Kitapları dini, tasavvufi, edebi, ahlaki ve felsefi konuları kapsayan geniş bir alana yayılır.
Nakşibendî Geleneğin Kalemi: Gönül adamı kimliği ile yazarlık kimliğini birleştirerek, Nakşibendî yolunun Osmanlı topraklarındaki önemli kalemlerinden biri olmuştur.
Sonuç olarak Lâmi’î Çelebi, Osmanlı ilim ve edebiyat dünyasının merkezden uzak ama son derece verimli bir köşesinde parlayan bir değerdir. Nakkaş dedesinden aldığı güzellik duygusuyla, medrese eğitiminden edindiği bilgi birikimiyle, Nakşibendî yolundan beslenen maneviyatıyla ve çeviri aşkıyla şekillenen ömrü, bize otuzdan fazla eser olarak miras kalmıştır. “Câmî-i Rûm” olup olmadığı tartışılabilir, ancak “Bursa’nın Lâmi’î’si” olarak Türk edebiyatı tarihindeki seçkin yerini çoktan almıştır.
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
Kaynaklar:
- Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü (TEES): “LÂMİ’Î ÇELEBİ, Mahmûd b. Osmân” maddesi.
- TDV İslam Ansiklopedisi: “LÂMİÎ ÇELEBİ” maddesi (Yazar: Günay Kut). Cilt :27 Sayfa :96-97
Konunun Video Anlatımı
Bu konu YouTube kanalımda da hazırlanmıştır. Yazılı içeriğe ek olarak, video formatında da inceleyebilirsiniz.
👉 Video Linki: Bu videoyu YouTube’da izle
📺 YouTube Kanalım: Kerimusta