
Atasözü ve Deyimde Turnayı Gözünden Vurmak
Bugün sizlere “durdu durdu, turnayı gözünden vurdu” atasözü ile “turnayı gözünden vurmak” deyiminin, nasıl ortak bir anlam etrafında şekillendiğinden bahsetmek istiyorum. Türk Dil Kurumu, bu atasözünü “uzun süre bekledi ancak sonunda isteğini elde etti” şeklinde açıklar. “Turnayı gözünden vurmak” deyimini ise “umulmadık bir kazanç veya çıkar sağlama imkânı ele geçirmek” olarak tanımlar.
Ama işin biraz arkasına bakınca, bu sözlerde geçen “turna”nın; ilk akla gelen, türkülerimizde geçen o zarif kuşla birebir örtüşmediğini fark ediyoruz. Araştırıldığında meselenin bir kuş meselesi değil, bir imparatorluğun geleceği için yapılan büyük bir “yetenek seçimi” hikayesi olduğu ortaya çıkıyor. Konunun ucu da, bugün neredeyse unuttuğumuz insan sarraflığına çıkıyor.
Bir de şu var: Turna dediğin kuş, bizim kültürümüzde öyle kolay kolay vurulan bir kuş değildir. Turnaya saygı duyulur, türkülerde anılır, uğur sayılır. Hal böyleyken “turnayı gözünden vurmak” sözü, vurulması akla bile gelmeyen bir şeye tam isabet etmek gibi anlaşılır. Yani zor, nadir ve beklenmeyen bir başarıyı anlatır.
Osmanlı askeri teşkilatlanmasında, özellikle Fatih Sultan Mehmed döneminden itibaren “Turnacıbaşılık” adı verilen rütbeli bir görev vardı. Yeniçeri Ocağı’nda görevli olan Turnacıbaşılar, devşirme sisteminde çocuk seçiminden sorumluydu. Asıl maharetleri de burada ortaya çıkardı.
Kaynaklarda bu kişiler adeta birer “insan sarrafı” olarak anlatılır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin Marifetnâme’sinde bahsettiği İlm-i Sîmâ, yani yüz ve hâlden insanı tanıma bilgisi, Turnacıbaşılar için önemli bir ölçüydü. Onlar yüzün çizgisine değil, gözdeki ışığa bakardı. Boyun ne çok uzun ne çok kısa olması, bakıştaki feraset, duruştaki denge onlar için birer işaretti. Seçilen çocuklar, bütün ayrıntılarıyla Eşkâl Defterleri’ne kaydedilirdi.
Bu çocuklar önce Türk-İslam kültürüyle yoğrulur, ardından yapılan sınavlarla ya Yeniçeri Ocağı’na ya da Enderun Mektebi’ne gönderilirdi. Küçük Oda’dan Has Oda’ya kadar uzanan ve yıllar süren ciddi bir eğitimden geçerlerdi. Sadece savaş değil; matematik, coğrafya, edep ve devlet terbiyesi de öğrenirlerdi.
Evliya Çelebi’nin hayranlıkla anlattığı, Ahmet Cevdet Paşa’nın eserlerinde işaret ettiği üzere bu sistem, sadece insan yetiştirmek değil; bir medeniyet anlayışını aktarmak demekti. Has Oda’ya kadar yükselenler, gittikleri her yerde bu terbiyeyi taşırdı.
Zamanla, Turnacıbaşı’nın ilk bakışta seçtiği kişiler arasından büyük isimlerin çıkması, halk arasında “turnayı gözünden vurmak” sözüyle anılır oldu. Bu başarı hikayelerinin dilden dile aktarılarak atasözlerine ve deyimlere dönüştüğüne inanıyorum. Sokullu Mehmed Paşa, Mimar Sinan, Köprülü Mehmed Paşa ve Pargalı İbrahim Paşa gibi Osmanlı tarihine damga vurmuş şahsiyetler buna en güzel örneklerdir.
Peki bugün neden böyle bir insan sarraflığını unuttuk? Bana kalırsa artık birbirimizin yüzüne bakmaz olduk. Göz göze gelmek yerine ekranlara bakıyoruz. Oysa insanı insan yapan şey, bakışındaki o küçücük ışıktı. Turnacıbaşı ekrana değil, ruha bakıyordu.
Belki de yeniden büyük yetenekler yetiştirmek istiyorsak, önce başımızı ekranlardan kaldırıp birbirimizin gözünün içine bakmayı hatırlamamız gerekiyor.
Bu yazı, kültürel tarihimizin izinden yapılan mütevazı bir okuma denemesidir. Umarım beğenirsiniz.
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
Kaynaklar
- Türk Dil Kurumu, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü
- Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetnâme
- Evliya Çelebi, Seyahatnâme
- Osmanlı devşirme sistemi ve Enderun eğitimi üzerine genel tarih çalışmaları
Konunun Video Anlatımı
Bu konu YouTube kanalımda da hazırlanmıştır. Yazılı içeriğe ek olarak, video formatında da inceleyebilirsiniz.
👉 Video Linki: Bu videoyu YouTube’da izle
📺 YouTube Kanalım: Kerimusta