İçeriğe geç

Makâlî Mustafa Bey: Bu Beyit Benim Diyen Şair

Makâlî Mustafa Bey: Bu Beyit Benim Diyen Şair

Makâlî Mustafa Bey ve  “Bu Beyit Benim!” Diyen Şair

Divan edebiyatı denince hepimizin aklına Fuzûlî, Bâkî, Nedim gibi büyük isimler gelir. Peki ya bu ışıltılı yıldızların yanında, adını pek duymadığımız ama döneminde dikkat çekmiş nice şairler olduğunu söylesek? İşte onlardan biri: Makâlî Mustafa Bey, ya da halkın ona taktığı isimle “Kör Makâlî”.

Onun hikâyesi biraz gizemli ve bir o kadar da şaşırtıcı bir karışıklıkla başlar. Çünkü 16. yüzyılda Makâlî mahlasını kullanan iki ayrı şair vardır: Biri bizim konu ettiğimiz Mustafa Bey, diğeri ise Makâlî Mehmed Çelebi’dir. Mustafa Bey’in doğum yeri bile kesin değildir; Aydın’a bağlı Alaşehir’li olarak anılmasının yanı sıra, dönemin güvenilir kaynaklarından Kınalızâde Hasan Çelebi onu Güzelhisarlı, Gelibolulu Âlî ise Akşehirli olarak kaydeder.

Gelibolulu Âlî, Künhü’l-Ahbâr‘da aktardığı ilginç bir anekdotla bu karışıklığı adeta özetler: Aynı mahlaslı bu iki şairi bir mecliste bir araya getirir. Şairlerden biri bir şiir okumaya başlayınca, diğeri hemen atılıp “Bu beyit benim!” diyerek itiraz eder. Bunun üzerine meclistekiler, her iki şairden de şiiri tamamlamalarını veya benzer beyitler söylemelerini isteyerek âdeta bir “şiir imtihanı” yapar ve gerçek sahibini tespit etmeye çalışırlar. Bu olay, dönemin edebiyat ortamının ne kadar canlı ve rekabetçi olduğunu gösteren renkli bir sahnedir.

Peki neden “Kör Makâlî”?

Bu lakap, büyük olasılıkla görme engelli oluşundan gelmektedir. Ancak o, gönül gözüyle görüyor ve kalemiyle konuşuyordu. Kendisini geçindirdiği asıl mesleği ise devlet hizmetiydi. Anadolu sancağında, Turak Çelebi’nin bölüğünde günlük beş akçe maaşla görev yapmış, şehzade için yazdığı şiirleri de bu vasıtayla saraya ulaştırmıştır.

Şairliği asıl ona şöhret kazandıran yandı. Özellikle kasideleriyle (övgü şiirleri) dikkat çekmiş, Kanuni Sultan Süleyman ve dönemin ünlü tarihçi ve şeyhülislamı Hoca Sadeddin Efendi gibi önemli isimlere kasideler sunmuştur.

Makâlî’den Bir Gazel

Makâlî Mustafa Bey’in günümüze ulaşan az sayıdaki şiirinden biri olan bu gazelin tamamını ve her bir beytin günümüz Türkçesiyle açıklamasını aşağıda bulabilirsiniz. Şiirin Farsça aslını merak eden okurlarımız, yazı sonundaki akademik kaynağa başvurabilirler.

Dil hânesin gam-ı ruh-ı cânân açar kapar
Halvet-serāy-ı hâssını sultân açar kapar

Anlamı: Gönül evinin kapısını, sevgilinin yanağının gamı (beni) açar kapar. Onun özel, tenha sarayının kapısını ise sultan (yani sevgilinin kendisi) açar kapar.
(Şair, sevgilinin bir yanağının gamı, bir yanağının da kendisi olduğu ince bir benzetme yapıyor.)

Seyr itdürür iki dizi lü’lü-yi şâhvâr
La‘l-i lebün ki hokka-i mercân açar kapar

Anlamı: (Sevgilinin) iki sıra inciyi (dişlerini) seyrettirir. Öyle ki, onun lal (kırmızı) dudağı, bir mercan kutusunu (ağzını) açar kapar.
(Sevgilinin ağzı, içindeki inci gibi dişleri barındıran bir mercan haznesine benzetiliyor.)

Şeh-perlerini nâz ile şâhîn-i zülf-i yâr
Cân murgunun şikârına her ân açar kapar

Anlamı: Sevgilinin zülfünün şahini, naz ile kanatlarını (açar); can kuşunu avlamak için her an (o tuzağı) açar kapar.
(Saçlar, avını yakalamak için kanatlarını açıp kapayan bir şahine benzetiliyor; âşık ise av olan “can kuşu”.)

Derbânun olmuş ey sanem agyâr-ı bed-likâ
Hayfâ ki bâb-ı cenneti şeytân açar kapar

Anlamı: Ey  güzel sevgili, kötü yüzlü rakiplerin kapıcın olmuş. Yazık ki cennet kapısını (senin kapını) bir şeytan açar kapar.
(Şair, sevgiliye ulaşmasını engelleyen rakiplere isyan ediyor ve bu durumu cennetin kapısında şeytanın bekçilik yapmasına benzetiyor.)

Nazmun Makâlî komadı ragbet cevhere
Sarrâf-ı dehr bir kuru dükkân açar kapar

Anlamı: Makâlî’nin şiiri, öyle değerli bir mücevher bıraktı ki; dünyanın sarrafı (her şeyin değerini biçen) onun yanında değersiz bir dükkân açıp kapamakla meşgul.
(Şair, kendi şiirini ebedi bir hazine, dünyanın geçici işlerini ise önemsiz bir uğraş olarak görüyor.)

En Büyük Talihsizliği: Kayıp Divan

Makâlî Mustafa Bey’in edebiyat tarihimizdeki en büyük talihsizliği, kaynakların varlığından bahsettiği divanının  henüz ele geçmemiş olmasıdır. Bu nedenle onu ve sanatını tanımak, ancak eski şiir mecmualarının  sayfaları arasında dağınık halde bulunabilmiş şiir parçalarına bağlıdır. Bu durum, onun tam anlamıyla değerlendirilmesinin önündeki en büyük engeldir.

Makâlî Mustafa Bey, Hicri 997 (Miladi 1589) yılında vefat etmiş ve İstanbul’da Edirnekapı surlarının dışına defnedilmiştir. Bugün onu, divan edebiyatımızın “kayıp divan”ın sahibi, unutulmaya yüz tutmuş ama döneminde övgüyle anılmış bir kalemi olarak hatırlıyoruz.

Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com

Kaynakça

Bu yazıda yer alan bilgiler, aynı araştırmacıya ait olan ve birbirini tamamlayan şu iki temel çalışmadan derlenmiştir:

  1. Koyuncu, Fatih (2011). “Alaşehirli Makāli Mustafa Bey ve Mecmualardaki Bazı Şiirleri”Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9(2), 305-308, 322.
  2. Koyuncu, Fatih (2013; 2020 günc.). “MAKÂLÎ, Mustafa Bey”Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS). Ahmet Yesevi Üniversitesi.

Konunun Video Anlatımı

Bu konu YouTube kanalımda da hazırlanmıştır. Yazılı içeriğe ek olarak, video formatında da inceleyebilirsiniz.

👉 Video Linki: Bu videoyu YouTube’da izle
📺 YouTube Kanalım: Kerimusta

📅 Güncellenme: 27.01.2026 (İlk yayın: 17.01.2026)
Beğendiyseniz Paylaşın
👁️ Bu yazı 12 kez okundu
Kerim Usta

Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise "Sevda"…

Tüm Yazılar

Yorum yapmaya ne dersiniz?

Sitemiz, deneyimini geliştirmek için çerezleri kullanır. Gizlilik Politikamız ve Aydınlatma Metni hakkında daha fazla bilgi edinebilirsin.
KVKK ve GDPR kapsamında tercihlerinizi yönetebilirsiniz.
Çerez Tercihlerinizi Yönetin (KVKK & GDPR)
Zorunlu Çerezler Sitenin çalışması için gereklidir. KVKK madde 5/2-f kapsamında işlenmektedir.
Analitik Çerezler Site performansını anlamamızı sağlar. GDPR 6/1-a, KVKK 5/1-a kapsamında işlenir.
İşlevsel Çerezler Kullanıcı deneyimini iyileştirir. GDPR 6/1-a, KVKK 5/1-a kapsamında işlenir.