Epigrafi Nedir? Epigrafi Hakkında Bilgi

Epigrafi Nedir? Epigrafi Hakkında Bilgi

Epigrafi; Fransızca épigraphie kelimesinden dilimize girmiş olan ve Yazıt Bilimi olarak adlandırılan bilim dalıdır. Bu bilimle uğraşan kişilere yazıt bilimci ya da epigrafist denir. Epigrafi, tarihi yapıtlarda bulunan yazıları ve yazıtları inceleyerek tarihe çok değerli katkılar sağlamaktadır. Yazıt bilimi ciddi bir bilim dalıdır ve akademik bir eğitimi, bilgiyi, birikimi, deneyimi gerektirir. Günümüzde tahribata uğramış yazıtların, lazer, 3 boyutlu teknoloji ve resim filtreleme teknikleriyle daha kolay analizleri yapılabilmektedir.

Yazıt bilimci(epigrafist) görevlerinden bazıları

* Bir yazıtı bulmak,
* Ayrıntılı olarak belgelemesini yapmak,
* Paleografik ve kaligrafik özelliklerini tespit etmek,

İbrahim Hakkı Konyalı Kimdir?

İbrahim Hakkı Konyalı Kimdir?Tarihçi, yazar ve kitâbe uzmanı (1896-1984)

Konya’da doğdu. Babası Nalbantzâde Mustafa Efendi’dir. Kendi ifadesine göre ailesi baba tarafından Anadolu Selçukluları’na, I. Alâeddin Keykubad dönemine kadar iner ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye dayanır. İlk öğrenimini Konya’da Rüşdiyye-i Füyûzât-ı Hamîdiyye’de gördü. Daha sonra Bekir Sâmi Paşa Medresesi’nin yerine yapılmış olan Islâh-ı Medâris-i İslâmiyye’ye devam etti. Burada Arapça öğrendi. Medrese eğitimi sırasında Erzurumlu İbrâhim Hakkı’nın Mârifetnâme’sinin etkisinde kaldı ve Hakkı ismini benimsedi. I. Dünya Savaşı esnasında açılan Şimendifer Mektebi’ni bitirerek Türkiye’nin ilk demiryolcusu oldu. İlk devlet görevi Batum’da istasyon müdürlüğüdür. Ardından Konya Sanayi Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği, İstanbul Meşihat Dairesi’nde ders vekâleti halifeliği, Başbakanlık Arşivi, Askerî Müze ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde uzmanlık yaptı. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’nin kuruluşunda büyük payı oldu.

İbrahim Hakkı Konyalı yazı hayatına ilk defa Konya’da Meşrık-i İrfân gazetesinde başladı, Babalık gazetesinde yazılarını sürdürdü. Bu arada Hak Yolu isimli dergiyi ancak altı sayı yayımlayabildi. İntibah’ta başyazarlık yaptığı gibi Mütareke yıllarında Tercümân-ı Hakîkat’te daha çok tarihî konuları ele alan makaleler yazdı. İstanbul’a

Bilge Kağan Yazıtı

Doğu Yüzü:

Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağanı … Sir, Dokuz Oğuz, İki Ediz çadırlı beyleri, milleti … Türk tanrısı … üzerinde kagan oturdum. Oturduğumda ölecek gibi düşünen Türk beyleri, milleti memnun olup sevinip, yere dikilmiş gözü yukarı baktı. Bu zamanda kendim oturup bunca ağır töreyi dört taraftaki … dim. Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini, töresini tutu vermiş, düzene soku vermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye dik çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilâtsız Gök Türk’ü düzene sokarak öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku bilgili imiş tabiî, Cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de