İçeriğe geç

Mudanya Mütarekesi ve Lozan’a Giden Yol

Mudanya Mütarekesi ve Lozan’a Giden Yol

11 Ekim 1922: Mudanya Mütarekesi ve Lozan’a Giden Yol

Büyük Taarruz’un başarıyla sonuçlanması ve Türk ordusunun 9 Eylül 1922’de İzmir’e girmesi, Millî Mücadele’nin askerî seyrini değiştirdi. Yunan ordusunun Anadolu’dan çekilmesiyle savaşın bu aşaması sona ererken İstanbul, Boğazlar ve Doğu Trakya üzerindeki meseleler henüz çözüme kavuşmamıştı. İstanbul ve Boğazlar İtilaf Devletlerinin kontrolündeydi; Doğu Trakya ise Yunan kuvvetlerinin elindeydi.

Türk ordusunun kazandığı zafer, yalnızca Anadolu’daki işgalin sona ermesini değil, diğer bölgelerin de Türkiye’ye bırakılmasını gündeme getirdi. Ancak bu hedeflere ulaşmak, yeni bir askerî harekâtın yanı sıra diplomatik bir mücadeleyi de gerektiriyordu.

İtilaf Devletleri arasında Türkiye’ye karşı izlenecek politika konusunda görüş ayrılıkları vardı. İngiltere daha sert bir tutum izlerken Fransa ve İtalya yeni bir savaşın doğuracağı sonuçlardan kaçınmaya çalışıyordu. Bu farklılıklar, Türk tarafının diplomatik girişimleri açısından önemli bir ortam oluşturdu.

Yunanistan da askerî yenilginin ardından İtilaf Devletleri aracılığıyla ateşkes görüşmelerinin yapılmasını istedi. Böylece savaşın sona erdirilmesi ve Doğu Trakya’nın geleceği üzerine müzakerelerin yolu açıldı.

Mudanya Görüşmelerine Doğru

Eylül 1922’de ateşkes girişimleri hızlandı. İtilaf Devletleri, Türk ordusunun Boğazlar çevresindeki hareketlerini sınırlandırmak istiyordu. Türk tarafı ise Doğu Trakya’nın boşaltılarak Türkiye’ye teslim edilmesini ve Millî Mücadele’nin askerî başarısının diplomatik sonuçlara dönüştürülmesini talep ediyordu.

Mustafa Kemal Paşa, Türk ordusunun kazandığı zaferin ardından Trakya ve Boğazlar meselesinin çözümsüz bırakılmasını kabul etmiyordu. Bununla birlikte yeni bir savaşın çıkmasını önleyecek diplomatik bir çözüm için görüşmelere de açık kapı bırakıldı.

Fransız temsilci Franklin-Bouillon’un Mustafa Kemal Paşa ile İzmir’de yaptığı görüşmelerin ardından Mudanya’da bir konferans düzenlenmesi kararlaştırıldı. Türk heyetine İsmet Paşa başkanlık edecekti. Görüşmelerin 3 Ekim 1922’de başlaması üzerinde anlaşmaya varıldı.

3 Ekim’de Başlayan Görüşmeler

Mudanya Konferansı, 3 Ekim 1922’de başladı. Türk heyetinin başında İsmet Paşa bulunuyordu. Asım Gündüz ve Tevfik Bıyıklıoğlu da Türk heyetinde yer aldı. İtilaf Devletlerini İngiltere adına General Harrington, Fransa adına General Charpy, İtalya adına General Monbelli temsil etti. Franklin-Bouillon ise görüşmelere resmî imzacı sıfatıyla değil, gayriresmî biçimde katıldı.

Yunan temsilcileri General Mazarakis ve Albay Sarıyanis de Mudanya’ya geldi. Ancak görüşmelere doğrudan katılmadılar ve bir Yunan nakliye gemisinde beklediler. Bu durum, Yunanistan’ın kendi askerî ve siyasi geleceğini ilgilendiren müzakerelerde doğrudan masada bulunmaması bakımından dikkat çekiciydi.

Görüşmelerin temel meseleleri arasında Yunan kuvvetlerinin Meriç Nehri’nin batısına çekilmesi, Doğu Trakya’nın boşaltılması, Karaağaç’ın durumu ve Boğazlar çevresindeki tarafsız bölge bulunuyordu. Türk heyeti, askerî zaferin ardından Doğu Trakya’nın Türkiye’ye teslim edilmesi gerektiğini savunurken İtilaf Devletleri, bölgedeki geçiş sürecini kendi denetimleri altında yürütmek istiyordu.

İlk görüşmelerde uzlaşma sağlanamadı. Özellikle Doğu Trakya’nın ne zaman boşaltılacağı ve Türk kuvvetlerinin hangi bölgelerde bulunabileceği konusunda anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Görüşmeler 5 Ekim’de kesintiye uğradı.

İsmet Paşa Görüşmelerde Neden Zorlandı?

İsmet Paşa’nın karşısındaki güçlük yalnızca karşı tarafın taleplerinden kaynaklanmıyordu. Bir yandan Türk ordusunun kazandığı zaferin sonuçlarını güvence altına almak, diğer yandan yeni bir çatışmaya yol açabilecek adımlardan kaçınmak gerekiyordu.

İngiliz temsilci General Harrington, İtilaf Devletlerinin güvenlik kaygılarını ve mevcut askerî düzeni koruma isteğini öne çıkarıyordu. Yunan temsilcileri ise Doğu Trakya’dan çekilme kararını uygulayabilecek yetkilerinin sınırlı olduğunu belirtiyordu. Bu yaklaşım, görüşmelerin doğrudan sonuç vermesini güçleştiriyordu.

Türk heyeti açısından temel mesele, Doğu Trakya’nın yalnızca gelecekte Türkiye’ye bırakılacağına dair bir söz almak değildi. Bölgenin hangi takvimle boşaltılacağı, idarenin nasıl devredileceği ve Türk kuvvetlerinin ne zaman bölgeye girebileceği açık biçimde belirlenmeliydi.

5 Ekim’de görüşmelerin kesilmesi, askerî harekâtın yeniden başlayabileceği ihtimalini güçlendirdi. Mustafa Kemal Paşa’nın 6 Ekim’de orduya Boğazlar yönünde ilerleme serbestisi tanıması ve Türk heyetinin Doğu Trakya’nın devrinde ısrar etmesi, müzakerelerdeki baskıyı artırdı. Taraflar, yeni bir savaşın sonuçlarını yeniden değerlendirmek zorunda kaldı.

Bu nedenle Mudanya’daki süreci yalnızca İsmet Paşa’nın kişisel mücadelesi olarak değerlendirmek doğru olmaz. Türk ordusunun askerî başarısı, Mustafa Kemal Paşa’nın siyasi ve askerî kararları, Türk heyetinin kararlılığı ve İtilaf Devletleri arasındaki görüş ayrılıkları birlikte etkili oldu.

11 Ekim 1922: Mudanya Mütarekesi İmzalandı

Görüşmeler 9 Ekim’de yeniden başladı. Türk tarafı, Doğu Trakya’nın Türkiye’ye teslim edilmesi konusunda kararlı tutumunu sürdürdü. İtilaf Devletleri de Yunan hükûmetinin tutumu ne olursa olsun bir anlaşmanın uygulanmasını sağlama yönünde hareket etti.

Sonunda 11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi imzalandı. Türk tarafını İsmet Paşa, İngiltere’yi General Harrington, Fransa’yı General Charpy ve İtalya’yı General Monbelli temsil etti. Franklin-Bouillon görüşmelerde rol oynamış olsa da mütarekenin resmî imzacıları arasında yer almadı.

Yunan temsilcisi General Mazarakis mütarekeyi imzalamadı. Yunanistan’ın anlaşmaya katılımı daha sonra bildirildi. Yunan hükûmeti şartları 14 Ekim 1922’de kabul etti; mütareke ise 14 Ekim’i 15 Ekim’e bağlayan gece yürürlüğe girdi. Dolayısıyla anlaşmanın imzalanması, Yunanistan’ın şartları kabul etmesi ve mütarekenin yürürlüğe girmesi birbirinden farklı aşamalardı.

Mudanya Mütarekesi’nin Önemli Hükümleri

Mütarekenin temel amacı, Türk ve Yunan kuvvetleri arasındaki çatışmaları sona erdirmek ve Doğu Trakya’nın Türkiye’ye teslim edilmesinin şartlarını belirlemekti. Ancak anlaşma yalnızca ateşkes ilanından ibaret değildi. Bölgenin boşaltılması, idarenin devri, güvenliğin korunması ve İtilaf kuvvetlerinin çekilmesi de ayrıntılı biçimde düzenlenmişti.

Antlaşmanın öne çıkan hükümleri şunlardı:

  • Çatışmaların durdurulması: Mütarekenin yürürlüğe girmesiyle Türk ve Yunan silahlı kuvvetleri arasındaki çarpışmalar sona erecekti.
  • Yunan kuvvetlerinin çekilmesi: Yunan askerleri Doğu Trakya’dan Meriç Nehri’nin sol kıyısının gerisine çekilecekti.
  • Karaağaç’ın durumu: Meriç’in sağ kıyısı, Karaağaç ile birlikte, barış yapılıncaya kadar İtilaf kuvvetlerinin işgalinde kalacaktı.
  • Askerî tahliye: Yunan kuvvetlerinin Doğu Trakya’dan çekilmesinin yaklaşık 15 gün içinde tamamlanması öngörülüyordu. Bu tahliye, askerlerin yanı sıra askerî birlikleri, araçları, silahları ve diğer askerî malzemeleri de kapsıyordu.
  • Sivil idarenin devri: Yunan sivil memurları ve jandarması bölgeden çekilecek, yönetim önce İtilaf temsilcilerine, ardından Türk memurlarına devredilecekti. İşlemlerin en geç 30 gün içinde tamamlanması kararlaştırılmıştı.
  • Türk jandarmasının sayısı: Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti, yerel düzeni ve güvenliği sağlamak üzere subaylarıyla birlikte toplam 8.000 kişiyi aşmayan bir jandarma kuvveti bulundurabilecekti.
  • İtilaf denetimi: Tahliye ve idari devir işlemleri, İtilaf Devletlerinin oluşturacağı karma kurulların gözetiminde yürütülecekti. Doğu Trakya’da düzenin korunması için yaklaşık yedi taburluk İtilaf kuvveti görevlendirilmesi öngörülüyordu.
  • İtilaf kuvvetlerinin çekilmesi: İtilaf kurulları ve askerleri, Yunan kuvvetlerinin tahliyesinin tamamlanmasından sonraki 30 gün içinde çekilecekti. Güvenliğin sağlandığı konusunda anlaşmaya varılması hâlinde bu süre daha kısa tutulabilecekti.
  • Boğazlar çevresindeki askerî düzenlemeler: Türk kuvvetlerinin Çanakkale ve İzmit çevresinde belirlenen hatları barış konferansı süresince aşmaması kararlaştırılmıştı. Bazı bölgelerde askerî yığınak, tahkimat ve top yerleştirilmesi de sınırlandırılmıştı.
  • İstanbul ve Gelibolu çevresi: İtilaf kuvvetleri, antlaşmada sınırları belirtilen İstanbul ve Gelibolu yarımadası kesimlerinde kalmaya devam edecekti.
  • Türk ordusunun Doğu Trakya’ya geçişi: Barış antlaşması onaylanıncaya kadar Türk ordusunun Doğu Trakya’ya geçirilmemesi ve bölgede bir ordu toplanmaması kararlaştırılmıştı.

Antlaşmanın bir başka hükmü de Edirne’ye ulaşımı sağlayan demiryolu bağlantısının kesintisiz işlemesini düzenliyordu. Svilengrad ile Kuleliburgaz arasındaki demiryolu kesimi, tarafların temsilcilerinden oluşan bir karma komisyonun denetimine bırakılacaktı.

Bu hükümler, Doğu Trakya’nın Türkiye’ye devrini sağlarken geçiş sürecinin belirli kurallar çerçevesinde yürütülmesini amaçlıyordu. Böylece askerî zaferin ardından bölgede yeniden çatışma çıkma ihtimali azaltılmaya çalışıldı.

İsmet Paşa’nın Diplomatik Başarısı

Mudanya Mütarekesi, İsmet Paşa’nın diplomatik kariyerinde önemli bir dönüm noktası oldu. Askerî zaferin ardından yürütülen bu görüşmelerde Türk heyeti, Doğu Trakya’nın Türkiye’ye teslim edilmesini sağlayan bir anlaşmanın ortaya çıkmasında etkili oldu.

İsmet Paşa’nın başarısı, karşı tarafın itirazları karşısında temel taleplerden vazgeçmemesi ve anlaşmanın uygulanmasına ilişkin ayrıntıların belirlenmesi için ısrar etmesiyle yakından bağlantılıydı. Bununla birlikte mütarekenin başarısını yalnızca tek bir kişiye bağlamak, dönemin koşullarını eksik değerlendirmek olur.

Büyük Taarruz’un sonucu, Türk ordusunun sahadaki üstünlüğü, Mustafa Kemal Paşa’nın kararları ve İtilaf Devletleri arasındaki siyasi ayrılıklar, Türk heyetinin elini güçlendirdi. İsmet Paşa bu koşullar içinde diplomatik müzakereleri yürüttü ve askerî kazanımların bir anlaşmaya dönüşmesine katkı sağladı.

Mudanya’dan sonra İsmet Paşa’nın dış politika alanındaki sorumluluğu da arttı. 26 Ekim 1922’de Dışişleri Bakanlığına getirildi; 2 Kasım’da Lozan Konferansı’na katılacak Türk heyetinin başkanlığına seçildi. Böylece Mudanya’da başlayan diplomatik süreç, Türkiye’nin uluslararası konumunu belirleyecek daha kapsamlı görüşmelere taşındı.

Doğu Trakya’nın Türkiye’ye Devri

Mudanya Mütarekesi’nin en önemli sonuçlarından biri, Doğu Trakya’nın yeni bir büyük savaşa gerek kalmadan Türkiye’ye devredilmesiydi. Ancak anlaşmanın imzalanmasıyla bölgenin tamamının aynı gün Türk yönetimine geçmediğini belirtmek gerekir.

Yunan askerlerinin çekilmesi, sivil idarenin devri ve İtilaf kuvvetlerinin bölgedeki görevlerinin sona ermesi ayrı aşamalar hâlinde yürütüldü. Süreç, mütarekenin belirlediği takvim doğrultusunda ve İtilaf Devletlerinin gözetiminde ilerledi.

Mütareke, Karaağaç’ın durumunu Doğu Trakya’nın geri kalanından ayrı düzenliyordu. Meriç’in sağ kıyısı ve Karaağaç, barış yapılıncaya kadar İtilaf kuvvetlerinin işgalinde kalacaktı. Bu nedenle Doğu Trakya’nın Türkiye’ye devri ile Karaağaç’ın sonraki hukuki durumu aynı süreç olarak değerlendirilmemelidir.

Refet Paşa, Doğu Trakya’nın teslim alınması sürecinde görevlendirilen önemli isimlerden biriydi. Bölgenin Türk yönetimine geçmesiyle birlikte askerî ve idari düzen yeniden oluşturuldu. Devir işlemleri kasım ayı içinde tamamlandı; Edirne’de Türk yönetimi 25 Kasım 1922’de yerleşti.

Bu gelişme, Millî Mücadele’nin askerî başarısının diplomatik bir anlaşmayla somut bir sonuca dönüşmesini sağladı. Doğu Trakya’nın geri alınması, Lozan Barış Konferansı öncesinde Türkiye’nin elini güçlendiren önemli bir kazanım oldu.

İstanbul ve Boğazlar Nasıl Geri Alındı?

Mudanya Mütarekesi, İstanbul’un işgalini aynı gün sona erdirmedi. Bu ayrım, dönemin tarihini doğru anlamak açısından önemlidir. Mütareke öncelikle silahlı çatışmaların durdurulmasını ve Doğu Trakya’nın Türkiye’ye teslim edilmesini düzenliyordu. İstanbul ve Boğazlar meselesinin kesin çözümü ise daha sonraki diplomatik görüşmelerde ele alındı.

Antlaşmanın 11. ve 12. maddeleri, Boğazlar çevresindeki askerî düzenlemeleri ve İtilaf kuvvetlerinin İstanbul ile Gelibolu yarımadasındaki belirli bölgelerde kalmasını düzenliyordu. Türk kuvvetlerinin bazı hatları aşmaması ve belirli askerî faaliyetlerden kaçınması öngörülmüştü. Bu hükümler, barış konferansına kadar mevcut askerî durumun korunmasını amaçlıyordu.

İstanbul, Mondros Mütarekesi’nin ardından başlayan işgal döneminden sonra, Lozan Barış Antlaşması’yla belirlenen süreç çerçevesinde işgalden kurtuldu. Lozan Antlaşması’nın imzalanması ve gerekli işlemlerin tamamlanmasının ardından İtilaf kuvvetleri İstanbul’dan çekildi. Türk birlikleri 6 Ekim 1923’te İstanbul’a girdi.

Boğazların statüsü de Mudanya’da bütünüyle çözüme kavuşturulmadı. Boğazlar meselesi Lozan Barış Antlaşması’nda düzenlendi; Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini güçlendiren yeni düzenleme ise 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle gerçekleşti.

Dolayısıyla Mudanya Mütarekesi, İstanbul ve Boğazların geleceğini belirleyen sürecin önemli bir aşamasıydı; ancak bu bölgelerdeki bütün siyasi ve hukuki meseleleri tek başına sonuçlandırmadı.

Neden Önce Ateşkes Yapıldı, Doğrudan Lozan Antlaşması İmzalanmadı?

Mudanya Mütarekesi ile Lozan Barış Antlaşması farklı amaçlara hizmet ediyordu. Mütarekenin temel görevi, devam eden silahlı çatışmaları durdurmak ve savaşın ardından ortaya çıkan acil askerî sorunları düzenlemekti. Kalıcı barışın şartlarını belirlemek ise daha kapsamlı bir konferansı gerektiriyordu.

Lozan’da sınırlar, kapitülasyonlar, mali meseleler, azınlıklar, Boğazlar ve Türkiye’nin uluslararası ilişkileri gibi çok sayıda konu ele alınacaktı. Bu meselelerin tamamının bir ateşkes görüşmesinde çözülmesi mümkün değildi.

Lozan Barış Konferansı 20 Kasım 1922’de başladı. Görüşmeler sırasında özellikle kapitülasyonlar, mali konular ve bazı siyasi meseleler üzerinde anlaşmazlıklar yaşandı. Konferans 4 Şubat 1923’te kesintiye uğradı; görüşmelerin yeniden başlamasının ardından Lozan Barış Antlaşması 24 Temmuz 1923’te imzalandı.

Mudanya Mütarekesi bu nedenle kalıcı barışın kendisi değil, ona giden yolu açan önemli bir adımdı. Önce çatışmaların durdurulması ve Doğu Trakya meselesinin çözüme bağlanması, ardından diğer sorunların uluslararası konferansta ele alınması hedeflendi.

Mudanya Mütarekesi’nin Tarihî Önemi

Mudanya Mütarekesi, Millî Mücadele’nin askerî safhasından diplomatik safhasına geçişte belirleyici bir dönüm noktası oldu. Türk ordusunun kazandığı zafer, anlaşmayla birlikte Doğu Trakya’nın Türkiye’ye devredilmesi sonucunu doğurdu. Böylece yeni bir büyük savaşa başvurmadan önemli bir siyasi ve toprak kazanımı elde edildi.

Mütareke, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin uluslararası müzakerelerdeki konumunu da güçlendirdi. Ancak bu sonucu yalnızca anlaşmanın imzalanmasına veya tek bir diplomata bağlamak yerine, askerî başarıyla diplomatik girişimlerin birleşmesinin sonucu olarak değerlendirmek gerekir.

Mudanya Mütarekesi’nin imzalanmasından sekiz gün sonra, 19 Ekim 1922’de İngiltere Başbakanı David Lloyd George istifa etti. Çanakkale Krizi, Türkiye’ye karşı izlenen politika konusundaki anlaşmazlıklar ve hükûmetine yönelik siyasi baskılar, istifaya giden süreçte etkili oldu. Bu gelişme, Millî Mücadele’nin sonuçlarının İngiliz siyasetinde de önemli yansımalar doğurduğunu gösteriyordu.

İstanbul’un işgalden kurtuluşu ve Boğazların statüsünün belirlenmesi ise Mudanya’dan sonra devam eden sürecin parçalarıydı. Lozan Barış Antlaşması ve daha sonra Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye’nin egemenlik haklarının farklı alanlarda güvence altına alınmasında önemli rol oynadı.

11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Mütarekesi, savaşın sona erdirilmesi ve kalıcı barışın kurulması yolunda atılmış temel adımlardan biri olarak tarihteki yerini aldı.

Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com

Kaynaklar

📺 Bu konuyla ilgili videomu aşağıda bulabilirsiniz. Kanalıma abone olursanız size hiçbir zararı olmaz, aksine yeni videolardan haberdar olursunuz.

📅 Güncellenme: 11.10.2026 (İlk yayın: 11.10.2026)
Beğendiyseniz Paylaşın
Kerim Usta

Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise "Sevda"…

📚 Tüm Yazılarını Göster

Yorum yapmaya ne dersiniz?

Sitemiz, deneyimini geliştirmek için çerezleri kullanır. Gizlilik Politikamız ve Aydınlatma Metni hakkında daha fazla bilgi edinebilirsin.
KVKK ve GDPR kapsamında tercihlerinizi yönetebilirsiniz.
Çerez Tercihlerinizi Yönetin (KVKK & GDPR)
Zorunlu Çerezler Sitenin çalışması için gereklidir. KVKK madde 5/2-f kapsamında işlenmektedir.
Analitik Çerezler Site performansını anlamamızı sağlar. GDPR 6/1-a, KVKK 5/1-a kapsamında işlenir.
İşlevsel Çerezler Kullanıcı deneyimini iyileştirir. GDPR 6/1-a, KVKK 5/1-a kapsamında işlenir.