
Cumhuriyet’e Giden Yol: Savaş Bitti, Peki Devleti Kim Yönetecekti?
Bazı günler tarih kitaplarında tek bir satırla anlatılır. Oysa o satırın arkasında yıllar süren mücadeleler, siyasi çıkmazlar, kritik kararlar ve bazen de bir akşam yemeğinde yapılan konuşmalar vardır.
29 Ekim 1923 tam da böyle bir gündür.
O gün Türkiye Büyük Millet Meclisi, anayasa değişikliğini kabul ederek devletin yönetim biçimini cumhuriyet olarak belirledi. Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.
Ancak bu karar, bir sabah aniden ortaya çıkmış bir fikir değildi. Arkasında Millî Mücadele yılları, saltanatın kaldırılması, barış görüşmeleri ve yeni devletin nasıl yönetileceğine ilişkin tartışmalar vardı.
Burada sık yapılan bir yanlışlığı düzeltmek gerekir: 1921 Anayasası’nda “Türkiye Devleti” ifadesi zaten yer alıyordu. Devletin bir adı vardı. Eksik olan, bu devletin yönetim biçiminin cumhuriyet olarak anayasada açıkça tanımlanmamış olmasıydı. 29 Ekim, bu boşluğu doldurdu.
Bu yazıda olayları kronolojik bir liste olarak sunmayacağız. Önce yeni devletin karşı karşıya kaldığı somut soruna bakacağız. Ardından bu sorunun nasıl bir siyasi çıkmaza dönüştüğünü ve 29 Ekim günü hangi kararların alındığını inceleyeceğiz. Yazının sonunda ise cumhuriyetin bugün bizim için ne anlama gelebileceğine dair bir yorumla kapanacağız.
Çünkü Cumhuriyet’in ilanını anlamak için yalnızca o gün ne olduğunu değil, o güne neden ihtiyaç duyulduğunu da bilmek gerekiyor.
Savaş bitti, peki devleti kim, nasıl yönetecekti?
1922 sonbaharında Ankara’nın gündemi, Millî Mücadele’nin ilk yıllarından farklılaşmaya başlamıştı. Askerî alanda önemli başarılar kazanılmış, Yunan ordusu Büyük Taarruz’un ardından Anadolu’dan çekilmiş ve 11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi imzalanmıştı.
Ancak askerî zafer, yeni devletin bütün meselelerini kendiliğinden çözmüyordu. Savaşın ardından ülkenin nasıl yönetileceği, siyasi kurumların nasıl işleyeceği ve devletin geleceğinin hangi esaslara dayanacağı soruları önem kazanmıştı.
23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Millî Mücadele’yi Meclis hükûmeti sistemi içinde yürütmüştü. Bu sistemde yürütme yetkisi Mecliste toplanıyor, hükûmet üyeleri Meclis tarafından ayrı ayrı seçiliyordu.
Savaş şartlarında bu yöntem, yürütmenin Meclise bağlı olmasını sağlıyordu. Ancak barış dönemine geçilirken aynı sistemin önemli bir güçlüğü ortaya çıktı: Hükûmetin kurulması için her bakanın ayrı ayrı seçilmesi gerekiyordu. Bakanlıklar arasında uyumlu çalışacak bir kadronun oluşturulması zorlaşabiliyordu.
1923 sonbaharında bu sorun belirginleşti.
27 Ekim’de Fethi Bey başkanlığındaki hükûmet istifa etti. Yeni hükûmetin kurulması için yapılan çalışmalar sonuç vermedi. Mecliste, yeni bakanların kimler olacağı konusunda uzlaşma sağlanamayınca siyasi bunalım derinleşti.
Sorun yalnızca birkaç bakanın belirlenmesi değildi. Yeni devletin yürütme organı nasıl oluşturulacaktı? Hükûmetin başkanı kim olacaktı? Devletin yönetim biçimi anayasal olarak nasıl tanımlanacaktı?
Bu sorular, Millî Mücadele sırasında oluşan yönetim sisteminin yeniden ele alınmasını gerektiriyordu.
Çankaya’da bir akşam: “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz”
28 Ekim 1923 akşamına gelindiğinde hükûmet bunalımı henüz çözülememişti. Mustafa Kemal Paşa, Çankaya Köşkü’nde bazı yakın çalışma arkadaşlarıyla bir araya geldi.
O akşam yapılan görüşmeler, ertesi gün alınacak tarihî kararın hazırlık aşamalarından biri oldu.
Burada önemli bir noktayı hatırlamak gerekir: Cumhuriyet düşüncesi, 28 Ekim akşamı ilk kez ortaya çıkmış değildi.
20 Ocak 1921’de kabul edilen Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun ilk maddesi, hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu belirtiyordu. Ancak bu anayasa, savaş koşullarında hazırlanmış kısa bir çerçeveydi ve yönetim biçimini adlandırmıyordu. Egemenliğin millete ait olduğu ilkesi metinde vardı; devletin adı da “Türkiye Devleti” olarak geçiyordu. Ama “cumhuriyet” kelimesi anayasada yoktu.
1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması, devletin siyasi yapısında köklü bir değişiklik yaratmıştı. Hanedan egemenliğine dayanan eski yönetim düzeni sona ermiş, millî egemenlik anlayışına dayanan yeni devlet yapısının önündeki önemli bir engel kaldırılmıştı.
Dolayısıyla 29 Ekim kararı, önceki gelişmelerden bağımsız değildi. Yeni devletin yönetim biçiminin açıkça belirlenmesi, uzun süredir devam eden siyasi dönüşümün bir sonraki aşamasıydı.
Mustafa Kemal Paşa’nın o akşam söylediği aktarılan cümle, bu kararın ne kadar yakın olduğunu gösteriyordu:
“Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.”
Akşamki görüşmenin ardından Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa, anayasa değişikliğine ilişkin tasarı üzerinde çalıştı.
Hazırlanan düzenlemenin iki önemli sonucu olacaktı: Devletin yönetim biçimi açıkça cumhuriyet olarak belirlenecek, hükûmetin kuruluş biçimi değiştirilerek yürütme organının daha düzenli çalışmasının önü açılacaktı. Yeni sistemde Meclis cumhurbaşkanını seçecek; cumhurbaşkanı da başbakanı Meclis üyeleri arasından belirleyecekti.
Böylece 29 Ekim’e yalnızca bir yönetim biçiminin ilanı değil, aynı zamanda mevcut siyasi tıkanıklığa çözüm arayışı da taşındı.
29 Ekim: Türkiye Büyük Millet Meclisinde ne oldu?
29 Ekim 1923 sabahı Halk Fırkası grubunda hükûmetin kurulması için görüşmeler yapıldı. Ancak yeni bir hükûmet üzerinde uzlaşma sağlanamayınca Mustafa Kemal Paşa, mevcut siyasi çıkmazın aşılması için anayasa değişikliği önerisini gündeme getirdi. Öneri, önce parti grubunda ele alındı, ardından Türkiye Büyük Millet Meclisinin genel kuruluna taşındı.
Genel Kurul, İsmet Paşa başkanlığında saat 18.00’de toplandı. Görüşülen teklif, 1921 Anayasası olarak bilinen Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öngörüyordu. Amaç, devletin yönetim biçimini cumhuriyet olarak açıkça tanımlamak ve hükûmetin kuruluş biçimini yeniden düzenlemekti.
Görüşmeler sırasında Kanun-ı Esasi Encümeni Reisi Yunus Nadi Bey, Meclisin daha önce millî egemenlik ilkesini benimsediğini hatırlatarak, bu yönetim biçiminin adının cumhuriyet olduğunu ifade etti. Böylece anayasa değişikliğinin, Millî Mücadele yıllarında ortaya konan siyasi anlayışın devamı olduğu vurgulanıyordu.
Konya Milletvekili Eyüp Sabri Efendi de tartışmaya katıldı. Cumhuriyet’in o gün ilk kez ortaya çıkmadığını, Meclisin kuruluşundan beri uygulanan yönetim anlayışının özünde cumhuriyet bulunduğunu savundu. Sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim hükümetimiz bugün Cumhuriyet olmuyor. Teşekkül ettiği günden beri Cumhuriyet olmuştur.”
Eyüp Sabri Efendi, bazı siyasi hassasiyetler nedeniyle bu yönetim biçiminin adının daha önce açıkça konulamadığını, artık gerçek adının verilmesi gereken bir aşamaya gelindiğini de belirtti.
Görüşmelerde yalnızca cumhuriyetin ilanının gerekliliği değil, Meclisin anayasa değişikliği yapma yetkisi de tartışıldı. Bu ayrıntı önemlidir: 29 Ekim günü yaşananlar, herkesin aynı düşüncede olduğu sıradan bir oylamadan ibaret değildi. Meclis, yeni devletin yönetim biçimini belirleyecek anayasal düzenlemeyi görüşüyor ve bu düzenlemenin hukuki dayanağını da ele alıyordu.
Oylama sırasında önce teklifin birinci maddesi kabul edildi. Devletin yönetim şeklini cumhuriyet olarak belirleyen bu maddenin kabul edilmesinin hemen ardından Genel Kurul salonunda “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri yükseldi ve milletvekilleri kararı alkışlarla karşıladı.
Anadolu Ajansının arşivindeki dönemin bültenlerine göre, anayasa değişikliğinin tamamı saat 20.30’da oturuma katılan 158 milletvekilinin oyuyla kabul edildi. Anayasanın birinci maddesine şu hüküm eklendi:
“Türkiye Devletinin şekli Hükümeti, Cumhuriyettir.”
Ardından Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Ankara milletvekili Gazi Mustafa Kemal Paşa, kullanılan 158 oyun tamamını alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi. Seçimin ardından kürsüye çıkarak Meclise teşekkür etti ve yeni devletin geleceğine ilişkin konuşmasını yaptı.
Meclis, Cumhuriyet’in ilanı şerefine o gece 101 pare top atılmasına ilişkin önergeleri de kabul etti. Cumhuriyet’in ilanı aynı gece telgrafla ülkenin farklı bölgelerine bildirildi. Ertesi gün, 30 Ekim 1923’te İsmet Paşa başkanlığındaki ilk Cumhuriyet hükûmeti kuruldu.
Böylece 29 Ekim’de alınan karar, yalnızca devletin yönetim biçimine bir ad verilmesinden ibaret kalmadı. Cumhurbaşkanlığı makamı anayasal olarak düzenlendi, hükûmetin kuruluş biçimi değiştirildi ve yeni devletin yönetim sistemi açıkça tanımlandı.
Başka bir ifadeyle 29 Ekim 1923, Millî Mücadele’nin ardından şekillenen devlet yapısında önemli bir dönüm noktasıydı. O gün Mecliste yaşananlar, yıllardır devam eden siyasi dönüşümün anayasal bir kararla yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyordu.
Peki Cumhuriyet ne anlama geliyordu?
Cumhuriyet, devlet başkanlığının bir hanedanın üyeleri arasında kalıtsal biçimde aktarılmasına dayanan yönetim anlayışından farklıdır. Cumhuriyet yönetiminde devlet başkanlığı, doğuştan kazanılan bir hanedan hakkı değildir.
Türkiye’de 29 Ekim 1923’te yapılan anayasa değişikliğiyle devletin yönetim biçimi cumhuriyet olarak belirlendi ve Cumhurbaşkanlığı makamı düzenlendi. İlk Cumhurbaşkanı da Meclis tarafından seçildi.
Bu değişim, Millî Mücadele yıllarında güç kazanan millî egemenlik anlayışının devletin yönetim biçiminde açıkça ifade edilmesi bakımından önem taşıyordu.
Bununla birlikte, Cumhuriyet’in ilanı ile demokratik hayatın bütün unsurlarının bir anda yerleştiğini düşünmek doğru olmaz. Bir ülkede cumhuriyet yönetiminin bulunması ile çoğulcu demokratik kurumların bütün yönleriyle işlemesi aynı şey değildir. Nitekim sonraki yıllarda kurulan ve kapatılan partiler, seçim sistemindeki değişiklikler ve toplumsal taleplerin farklılaşması, bu sürecin inişli çıkışlı olduğunu gösterir.
Yeni devletin kurumlarının oluşturulması, ekonomik sorunların aşılması, eğitim alanında gelişmeler sağlanması ve toplumun ihtiyaçlarına cevap verilmesi gerekiyordu. Cumhuriyet’in ilanından sonraki yıllarda yapılan siyasi, hukuki, toplumsal ve ekonomik düzenlemeler, bu yeni devlet yapısının şekillenmesinde rol oynadı.
Dolayısıyla 29 Ekim 1923’ü anlamak, yalnızca bir tarihî kararı hatırlamak değildir. Bu karara hangi şartlarda ulaşıldığını, hangi siyasi sorunlara cevap verdiğini ve sonrasında nasıl bir devlet yapısının oluştuğunu da değerlendirmek gerekir.
Bir Çıkmazdan Doğan Cumhuriyet
29 Ekim 1923, Türkiye’nin yönetim biçimini cumhuriyet olarak belirlediği tarihî gündür. Bu karar, Millî Mücadele’nin ardından yeni devletin siyasi ve hukuki yapısının şekillenmesinde önemli bir dönüm noktası oldu.
Ancak Cumhuriyet’in hikâyesi, tek bir günün içinde başlayıp bitmedi. O günün arkasında yıllarca süren mücadeleler, alınan kararlar ve değişen siyasi koşullar vardı. 29 Ekim’in kendisi de bir çıkmazın içinden doğdu: Hükûmet kurulamıyordu, sistem tıkanmıştı ve çözüm, yönetim biçiminin adının anayasaya yazılmasıyla bulundu.
Buradan bugüne bakarken şunu söyleyebiliriz: Cumhuriyet’i anlatmak için bazen bir benzetmeye ihtiyaç duyarız. “Hepimizin evi” benzetmesi böyle bir yorumdur; tarihî bir tanım değil, bugünden yapılan bir açıklama çabasıdır.
Bir ev düşünün: duvarları, çatısı, kuralları vardır. İçinde yaşayan herkesin geçmişi, inancı, dili farklı olabilir; ama aynı çatı altında yaşamanın gerektirdiği ortak kurallara uyulur. Cumhuriyet de böyle bir çerçeve olarak düşünülebilir: Yönetimin kimin çocuğu olduğuna göre değil, kurallara ve kurumlara göre işlediği; yurttaşların hanedan tebaası değil, eşit haklara sahip bireyler olarak tanımlandığı bir düzen.
Bu benzetmeyi kullanmamızın nedeni, cumhuriyeti kutsamak değil; ne anlama geldiğini anlaşılır kılmak. Çünkü cumhuriyet, tek bir kişinin veya ailenin mülkü değil; kuralları, kurumları ve yurttaşlarıyla ayakta duran bir yapıdır. Bu yapının sağlamlığı, kurallara uyulmasına ve kurumların işletilmesine bağlıdır.
Bugün 29 Ekim’e baktığımızda yalnızca geçmişte yaşanmış bir olayı hatırlamıyoruz. Aynı zamanda bu tarihin ne anlama geldiğini, hangi tarihî şartlarda ortaya çıktığını ve sonraki kuşaklara nasıl aktarılması gerektiğini de düşünüyoruz.
Çünkü tarih, yalnızca yaşanmış olayların sıralanmasından ibaret değildir. Olayların nedenlerini ve sonuçlarını anlamak, bugünü daha iyi kavramamıza da yardımcı olur.
Cumhuriyet’in ilanı, Türkiye’nin siyasi tarihinde yeni bir dönemin başlangıcıydı. Bu dönemin nasıl geliştiğini anlamak ise 29 Ekim’in anlamını daha derin biçimde kavramamızı sağlar.
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
Kaynaklar
- Türkiye Büyük Millet Meclisi – 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu ve değişiklikleri. Cumhuriyet’in anayasal dayanağı, 29 Ekim 1923 tarihli değişiklik ve yeni hükûmet sisteminin düzenlenmesi.
- Türkiye Büyük Millet Meclisi – 29 Ekim 1923 tarihli Meclis tutanakları. Genel Kurul görüşmeleri, milletvekillerinin konuşmaları, anayasa değişikliği, Cumhurbaşkanı seçimi ve 101 pare top atışına ilişkin önerge.
- Atatürk Ansiklopedisi – Cumhuriyet’in İlanı. Cumhuriyet’in ilanına giden siyasi süreç, hükûmet bunalımı ve 29 Ekim günü yaşanan gelişmeler.
- Anadolu Ajansı – Cumhuriyet’in İlanı AA Bültenlerinde. Genel Kurulun toplanma saati, anayasa değişikliğinin kabulü ve Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin arşiv bilgileri.
- Atatürk Ansiklopedisi – Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Kutlamaları. Cumhuriyet’in ilanının 101 pare top atışıyla duyurulması ve sonraki yıllardaki kutlama süreci.
📺 Bu konuyla ilgili videomu aşağıda bulabilirsiniz. Kanalıma abone olursanız size hiçbir zararı olmaz, aksine yeni videolardan haberdar olursunuz.


