İçeriğe geç

Dünya Uzay Haftası ve Geleceğin Uzay Hukukunda Belirsizlikler

Dünya Uzay Haftası ve Geleceğin Uzay Hukukunda Belirsizlikler

Dünya Uzay Haftası: Uzay Kimin Olacak?

1967’den Bugüne Uzayın Hukuki Çerçevesi

1967 Dış Uzay Antlaşması, uzayı bütün insanlığın ortak alanı olarak tanımladı ve hiçbir devletin gök cisimleri üzerinde egemenlik iddia edemeyeceğini hükme bağladı. O günden bu yana uzay faaliyetleri köklü biçimde değişti: artık uzaya yalnızca devletler değil, özel şirketler de gidiyor; uzay faaliyetleri haberleşmenin yanı sıra ticari insanlı uçuşlar, kaynak araştırmaları ve gelecekteki madencilik faaliyetleri gibi yeni alanlara da yayılıyor. Bu değişim, 1967’de öngörülmeyen bir dizi hukuki soruyu gündeme getirdi.

Bu makalede, ortaya çıkan bu soruların yanıtlarını ararken, uzay faaliyetleri genişledikçe karşımıza çıkabilecek hukuki sorunları ve gelecekte bizi bekleyen belirsizlikleri anlamaya çalışıyoruz.

Uzayda Toprak ve Egemenlik: Sahiplenilemezlik İlkesi ve Gri Alanlar

1967 Dış Uzay Antlaşması’nın ikinci maddesi, dış uzayın ve gök cisimlerinin egemenlik iddiasıyla, kullanma veya işgal yoluyla ya da başka herhangi bir yöntemle ulusal mülkiyete geçirilmesini yasaklar. Bir devlet Ay’a gidip oraya bayrağını dikse bile bu, burası artık benim ülkem anlamına gelmez. Bu yasak, toprak egemenliğine ilişkindir.

Ancak antlaşma, uzay kaynaklarının çıkarılması ve kullanılmasına ilişkin ayrıntılı bir düzenleme getirmemiştir. ABD’nin 2015 tarihli Ticari Uzay Fırlatma Rekabet Edebilirlik Yasası, ABD vatandaşlarının uzaydan ticari olarak elde ettikleri kaynaklara sahip olmasına, bunları taşımasına, kullanmasına ve satmasına izin verir; ancak bunun gök cisimleri üzerinde egemenlik iddiası anlamına gelmediğini de belirtir. Yasanın Bölüm 403’ü, ABD’nin hiçbir gök cismi üzerinde egemenlik veya mülkiyet iddia etmediğini açıkça düzenlemektedir.

Artemis Anlaşmaları’nın getirdiği güvenlik bölgeleri kavramı ise ayrı bir tartışma konusudur. Bu bölgelerin amacı, resmî çerçevede, faaliyetler arasında zararlı müdahaleyi önlemek ve koordinasyon sağlamak olarak açıklanmaktadır. Ancak bu düzenlemenin fiilî uygulamada ne gibi sonuçlar doğurabileceği tartışmalıdır. Örneğin, bir aktörün bir bölgede altyapı kurması, diğer aktörlerin aynı bölgeye erişimini fiziksel olarak zorlaştırabilir. Bu, hukuken yasak olan sahiplenmenin dolaylı yoldan gerçekleşmesi anlamına gelir mi? Bu sorunun net bir cevabı yoktur; farklı hukuki değerlendirmeler bulunmaktadır.

Üstelik uzayda artık yalnızca devletler faaliyet göstermiyor.

Şirketler ve Uluslararası Hukuk Arasındaki Boşluk

Uzay faaliyetlerinin giderek özel şirketler tarafından yürütülmesi, uluslararası uzay hukukunun temel bir sorununu ortaya çıkarıyor: 1967 Antlaşması devletler arası ilişkileri düzenlemek üzere tasarlanmıştı; ancak bugün uzayda faaliyet gösteren aktörler yalnızca devletler değil.

Antlaşmanın 6. maddesi, devletlerin kendi ulusal özel şirketlerinin uzay faaliyetlerinden uluslararası sorumluluk taşımasını öngörür. Ancak bu mekanizma, devletlerin özel şirketlerin davranışlarını etkili biçimde denetlemesini garanti etmez. Farklı ülkelerin farklı düzenleyici çerçeveler uygulaması, gelecekte yetki ve denetim açısından sorunlar yaratabilir.

Ulusal düzeyde parçalı bir tablo ortaya çıkmıştır: ABD (2015), Lüksemburg (2017) ve Japonya (2021) gibi ülkeler uzay kaynaklarının çıkarılmasına ilişkin özel düzenlemeler kabul etmiştir. İtalya ise 2025 yılında uzay ekonomisi ve uzay faaliyetlerine ilişkin kapsamlı bir ulusal yasa yürürlüğe koymuştur. Bu düzenlemeler, uzay kaynaklarının çıkarılmasını ulusal egemenlik iddiasından ayrı değerlendiren yaklaşımlar içermektedir. Bu düzenlemeler, ilgili devletlerin kendi hukukları bakımından uzay kaynaklarının çıkarılması ve kullanılmasına belirli hak ve yetkiler tanımaktadır; ancak bu ulusal düzenlemelerin uluslararası düzeyde bütün devletler için aynı hukuki sonucu doğurduğu söylenemez.

BM Barışçıl Amaçlarla Uzayın Kullanımı Komitesi (COPUOS) bünyesinde uzay kaynaklarının hukuki modeli üzerinde görüş birliğine varılamamıştır. Artemis Anlaşmaları’nın ise 25 Eylül 2026 itibarıyla 76 imzacı ülkeye ulaştığı doğrulanmıştır. Çin ve Rusya’nın bu anlaşmaya katılmadığı bilinmektedir. Bu durum, küresel uzay hukukunda farklı hukuki yaklaşımların belirginleştiğini göstermektedir.

Peki bu şirketlerden birinin uzayda gerçekleştirdiği bir faaliyet hukuki bir sorun doğurursa, hangi ülkenin kanunları uygulanacak?

Uzayda Suç ve Yargı Yetkisi

Uzayda bir suç işlendiğinde hangi ülkenin kanunlarının geçerli olacağı sorusu, ilk bakışta basit görünse de karmaşık bir cevaba sahiptir. 1967 Dış Uzay Antlaşması’nın 8. maddesi, uzaya fırlatılan bir nesnenin kayıtlı olduğu taraf devletin, söz konusu nesne ve personeli üzerinde yargı yetkisini ve kontrolünü koruduğunu öngörür. Ancak bu hüküm, çok uluslu uzay tesislerinde uygulanacak ceza yargısının bütün ayrıntılarını tek başına belirlemez.

Uluslararası Uzay İstasyonu gibi çok uluslu tesislerde farklı ve daha ayrıntılı bir yargı yetkisi rejimi uygulanmaktadır. 1998 tarihli Hükümetlerarası Anlaşma’nın 22. maddesine göre, her ortak devlet, kendi vatandaşı olan personel üzerinde cezai yargı yetkisi kullanabilir. Bu düzenleme, kayıt devleti ilkesinden uyrukluk ilkesine doğru bir kayma olarak değerlendirilebilir; ancak bu, kayıt devleti ilkesinin terk edildiği anlamına gelmez.

Kanada, 23 Haziran 2022’de kabul edilen yasayla Kanada Ceza Kanunu’nun yargı yetkisini Ay Geçidi uzay istasyonu ve Ay yüzeyine kadar genişletmiştir. Spesifik düzenlemeye göre, Kanada mürettebat üyelerinin Ay Geçidi uçuş biriminde, ulaşım aracında veya Ay yüzeyinde işlediği cezai suçlar Kanada’da işlenmiş sayılır. Ortak ülke mürettebatı söz konusu olduğunda, Kanada yalnızca Kanada mürettebatının hayatını tehdit eden veya Kanada’nın sağladığı uçuş birimine zarar veren durumlarda yargı yetkisi kullanır.

Ancak bu düzenlemeler, en zorlu senaryoyu çözmeye yetmiyor. Örneğin, bir Amerikan astronotunun Amerikan modülünde bir Rus kozmonotu öldürdüğünü düşünelim. ABD, failin vatandaşı olması nedeniyle yargı yetkisine sahipken, Rusya da mağdurun Rus vatandaşı olması nedeniyle belirli şartlar altında yargı yetkisi talep edebilir. ISS Hükümetlerarası Anlaşması, bu durumda devletlerin nasıl istişare edeceğini ve hangi koşullarda mağdur devletinin yargı yetkisi kullanabileceğini düzenlemektedir. Ancak bu özel rejim, ISS dışındaki gelecekteki çok uluslu uzay görevlerinde ortaya çıkabilecek bütün yargı çatışmalarını çözmemektedir. Üstelik uzayda birini tutuklayacak, delil toplayacak veya olay yerini koruyacak bir kolluk mekanizması da bulunmamaktadır.

Bu gelişmeler, uzayda yargı yetkisinin giderek karmaşıklaştığını ve ulusal hukukun uzayın derinliklerine doğru genişlediğini göstermektedir. Ancak özellikle ISS dışındaki gelecekteki çok uluslu uzay görevlerinde ortaya çıkabilecek bu tür yargı çatışmalarını çözecek genel ve kapsamlı bir mekanizma bulunmamaktadır.

Peki ulusal hukuk uzayın derinliklerine kadar uzanıyorsa, kaynaklara ulaşan bir şirketin çıkardığı şey kime ait olacak?

Asteroit Madenciliği ve Kaynak Paylaşımı

Asteroit madenciliği, uzay hukukunun en tartışmalı alanlarından biridir. Mevcut uluslararası hukuk çerçevesinde herhangi bir devletin asteroit üzerinde egemenlik kurarak tekel oluşturması mümkün değildir; çünkü 1967 Dış Uzay Antlaşması’nın ikinci maddesi, hiçbir devletin gök cisimleri üzerinde egemenlik iddia edemeyeceğini açıkça yasaklar. Ancak antlaşma, kaynakların çıkarılması ve kullanılmasına ilişkin ayrıntılı bir düzenleme getirmemiştir.

ABD’nin 2015 tarihli yasası, ABD vatandaşlarının ticari olarak elde ettiği uzay kaynakları üzerinde sahip olma, taşıma, kullanma ve satma hakkını tanır. Artemis Anlaşmaları’nın Bölüm 10’u, uzay kaynaklarının çıkarılmasının kendiliğinden Dış Uzay Antlaşması’nın ikinci maddesi kapsamında ulusal sahiplenme oluşturmadığını belirtir. Ancak bu ifadenin, Artemis Anlaşmaları’nın kendi hukuki yorum çerçevesi olduğu; evrensel ve bağlayıcı yeni bir uzay hukuku kuralı olmadığı belirtilmelidir. Çin ve Rusya’nın bu anlaşmaya katılmadığı; Çin’in kendi Uluslararası Ay Araştırma İstasyonu projesini ilerlettiği bilinmektedir.

Özel sektörde ise ABD’li şirketlerin öne çıktığı görülmektedir. AstroForge’un DeepSpace-2 görevi, bir asteroitle buluşmayı ve yüksek çözünürlüklü görüntüler elde etmeyi hedeflemektedir. Şirket bu görevi, derin uzayda özel sektör faaliyetlerinin önünü açacak bir adım olarak tanımlamaktadır. Ancak görev henüz gerçekleştirilmemiştir; bu nedenle planlanan hedeflerle gerçekleşmiş faaliyetleri birbirinden ayırmak gerekir.

Yeni Bir Küresel Anlaşma Arayışı

Gök cisimlerindeki kaynakların kullanımını düzenleyecek yeni ve bağlayıcı bir küresel anlaşmaya henüz ulaşılmış değildir. Ancak BM çatısı altında bağlayıcı olmayan ilkeler üzerinde bir müzakere süreci yürütülmektedir.

COPUOS bünyesindeki Uzay Kaynakları Faaliyetlerinin Hukuki Yönleri Çalışma Grubu tarafından Mart 2025’te Uzay Kaynakları Faaliyetleri İçin Tavsiye Edilen İlkeler İlk Taslak Seti (A/AC.105/C.2/L.339) sunulmuştur. Ancak bu belgenin bağlayıcı değil, tavsiye edilen ilkeler niteliğinde olduğu belirtilmektedir.

Bağlayıcı bir anlaşmanın önündeki en büyük engel, kaynak çıkarımının hukuki statüsü konusundaki görüş ayrılığıdır. Bir görüşe göre kaynak çıkarımı kendiliğinden ulusal sahiplenme anlamına gelmezken; diğer görüşe göre kaynak çıkarımı fiilî sahiplenmeye yol açabilir ve insanlığın ortak mirası ilkesi güçlendirilmelidir. Bu görüş ayrılığı, yakın vadede bağlayıcı bir anlaşmaya varılmasını zorlaştırmaktadır.

Peki devletler bu konuda anlaşamıyorsa, uzayda kendi güçlerini artırmaya mı başlayacak?

Uzayın Askerîleşmesi

Uzay savaşlarının kaçınılmaz olduğunu söylemek mümkün değildir; ancak mevcut eğilimlerin, uzayın bir savaş alanı haline gelme riskini artırdığına dair değerlendirmeler bulunmaktadır.

1967 Dış Uzay Antlaşması, Dünya çevresindeki yörüngelere nükleer silahların ve diğer kitle imha silahlarının yerleştirilmesini yasaklar; Ay ve diğer gök cisimlerinin yalnızca barışçıl amaçlarla kullanılmasını öngörür. Ancak antlaşmanın IV. maddesi, konvansiyonel silahların uzaya yerleştirilmesini veya uzaydaki varlıklara karşı karadan konuşlu silahların kullanılmasını genel olarak yasaklayan açık bir hüküm içermemektedir.

ABD Hava Kuvvetleri Sekreteri Troy Meink, 14 Eylül 2026’da Air, Space & Cyber Conference’da ABD’nin artık yörüngede uzay kontrol silahlarına sahip olduğunu açıkladı. ABD Uzay Kuvvetleri de bu açıklamayı doğruladı. Ancak Meink, söz konusu sistemlerin türünü, sayısını, yörünge konumunu veya kinetik olup olmadığını açıklamadı. ABD Uzay Kuvvetleri, uzay kontrolü kavramını rakip uzay sistemlerinin etkilenmesini veya etkisiz hale getirilmesini amaçlayan kinetik ve kinetik olmayan yetenekleri kapsayan daha geniş bir alan olarak tanımlamaktadır.

Çin ve Rusya’nın Uzayda Silahlanma Yarışının Önlenmesi (PAROS) için bağlayıcı bir anlaşma çağrısı yaptığı; ancak büyük güçler arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle yeni bir bağlayıcı anlaşmaya ulaşılması zor görünmektedir.

Uzayda daha fazla uydu, savunma sistemi ve askerî araç bulunması başka bir sorunu da büyütmüyor mu?

Yörünge Kirliliği ve Sorumluluk

Yörüngelerdeki çöp ve uydu kirliliği, uzay hukukunun en acil sorunlarından biridir. Ancak bu alanda sorumluluk rejimi, farklı kavramların birbirinden ayrılmasını gerektirir.

Bu alanda birbirinden farklı sorumluluk kavramları bulunmaktadır:

  • Uluslararası sorumluluk: Devletlerin, kendi ulusal şirketlerinin uzay faaliyetlerinden doğan sorumluluğu (Dış Uzay Antlaşması, Madde VI).
  • Zarardan doğan sorumluluk: Bir uzay aracının neden olduğu zarardan, fırlatan devletin sorumlu olması (Dış Uzay Antlaşması, Madde VII ve 1972 Sorumluluk Sözleşmesi).
  • Kayıt devleti: Uzay aracının kayıtlı olduğu devletin yargı yetkisi (Madde VIII).
  • Aktif enkaz temizleme yükümlülüğü: Mevcut hukukta genel ve bağlayıcı bir yükümlülük bulunmamaktadır.

Yörüngedeki enkazın önemli bir bölümünün, ABD, Rusya ve Çin’in geçmiş ve mevcut uzay faaliyetleriyle ilişkili olduğu belirtilmektedir. Ancak burada sorumlu kelimesinin hukuki sorumluluk anlamına gelmeyebileceği; daha kontrollü bir ifade kullanılması gerektiği unutulmamalıdır. Mevcut hukukta kirleten öder ilkesinin uzay için bağlayıcı biçimde uygulanmadığı; bir uyduyu temizlemek için kayıt devletinin izni veya yetkilendirmesinin gerekip gerekmediğinin ise hukuki bir tartışma konusu olduğu belirtilmektedir. Avrupa Uzay Ajansı’nın 2026 raporunda, aktif enkaz kaldırmanın artık çözümün bir parçası olarak görülmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

Peki bütün bunların üzerinde temel soru ne? Uzay aslında kimin ortak alanı?

Ortak Miras mı, Keşfedenin Hakkı mı?

Uzay hukukunda iki farklı kavram bulunmaktadır: 1967 Antlaşması’nın bütün insanlığın ortak alanı ifadesi ile 1979 Ay Antlaşması’nın insanlığın ortak mirası kavramı. Bu iki kavram aynı şey değildir ve farklı hukuki rejimlere işaret eder.

1967 Dış Uzay Antlaşması’nın I. maddesi, dış uzayın bütün insanlığın ortak alanı (province of all mankind) olduğunu ve bütün devletlerin keşif ve kullanımına açık olması gerektiğini belirtir. Bu ifade, erişim serbestliğini vurgular.

1979 tarihli Ay Antlaşması’nın XI. maddesi ise Ay ve diğer gök cisimlerini insanlığın ortak mirası (common heritage of mankind) olarak tanımlar ve kaynakların adil paylaşımı için uluslararası bir rejim kurulmasını öngörür. Bu kavram, kaynakların paylaşımına ilişkin daha kapsamlı bir rejim öngörür.

Ancak 7 Ekim 2026 itibarıyla 1979 Ay Antlaşması’nın 17 tarafı ve 11 imzacısı bulunmaktadır; ABD, Rusya ve Çin gibi büyük uzay güçleri antlaşmaya taraf değildir. Bu nedenle Ay Antlaşması’nın hükümleri, antlaşmaya taraf olmayan devletleri sırf antlaşmanın kendisi nedeniyle bağlamaz. Bazı hükümlerin örf ve âdet hukuku niteliği taşıyıp taşımadığı ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur.

Fiilî düzlemde ise ABD’nin 2015 tarihli yasasının, ABD vatandaşlarının ticari olarak elde ettiği uzay kaynakları üzerinde sahip olma, taşıma, kullanma ve satma hakkını tanıdığı; Lüksemburg (2017), Japonya (2021) ve İtalya (2025) gibi ülkelerin de benzer yönde ulusal düzenlemeler yaptığı bilinmektedir. Bu durum, keşfedenin hakkı yönünde bir kayma olduğu değerlendirmesini güçlendirmektedir; ancak bu, basitçe keşfedenindir şeklinde kesinleşmiş bir uluslararası hukuk kuralı değildir.

Peki bir gün sahiplenmeye çalıştığımız şey yalnızca cansız bir gök cismi değil de yaşam barındıran bir dünya olursa?

Dünya Dışı Yaşam ve Hukuki Boşluk

1967 Dış Uzay Antlaşması, dünya dışı yaşamın keşfi, akıllı bir uygarlıkla temas veya böyle bir keşfin mülkiyet sonuçları konusunda özel bir hüküm içermemektedir. Dolayısıyla böyle bir durumda hangi hukuki kuralların uygulanacağı konusunda mevcut uzay hukukunda doğrudan bir cevap bulunmamaktadır.

Uluslararası Astronotik Akademisi (IAA), 2026 yılında güncellenmiş SETI Tespit Sonrası İlkeler Bildirgesini yayımlamıştır. Bu bildirge, doğrulanmış bir sinyale yanıt verilmeden önce uluslararası istişarenin gözetilmesini ve geniş temsil niteliğindeki bir uluslararası yapıdan rehberlik veya rıza aranmasını öngören temel bir ilke içermektedir. Önceki ilkelerin 2010 yılında yapılan revizyonundan sonra, yeni metin 2026 yılında kabul edilmiştir. Ancak bu bildirge mülkiyet hakları konusunda herhangi bir hüküm içermemektedir; esas olarak dünya dışı zekâya ilişkin olası bir tespit sonrasında izlenecek bilimsel, iletişimsel, etik ve hukuki ilkeleri düzenlemektedir.

Böyle bir keşif durumunda mülkiyet haklarının nasıl düzenleneceği, mevcut hukuki çerçevede cevabı olmayan bir sorudur. Bu bölümdeki değerlendirmeler, spekülatif niteliktedir ve gelecekteki olası gelişmelere ilişkin tartışma amacı taşımaktadır.

Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com

Kaynaklar

📺 Bu konuyla ilgili videomu aşağıda bulabilirsiniz. Kanalıma abone olursanız size hiçbir zararı olmaz, aksine yeni videolardan haberdar olursunuz.

📅 Güncellenme: 08.10.2026 (İlk yayın: 08.10.2026)
Beğendiyseniz Paylaşın
Kerim Usta

Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise "Sevda"…

📚 Tüm Yazılarını Göster

Yorum yapmaya ne dersiniz?

Sitemiz, deneyimini geliştirmek için çerezleri kullanır. Gizlilik Politikamız ve Aydınlatma Metni hakkında daha fazla bilgi edinebilirsin.
KVKK ve GDPR kapsamında tercihlerinizi yönetebilirsiniz.
Çerez Tercihlerinizi Yönetin (KVKK & GDPR)
Zorunlu Çerezler Sitenin çalışması için gereklidir. KVKK madde 5/2-f kapsamında işlenmektedir.
Analitik Çerezler Site performansını anlamamızı sağlar. GDPR 6/1-a, KVKK 5/1-a kapsamında işlenir.
İşlevsel Çerezler Kullanıcı deneyimini iyileştirir. GDPR 6/1-a, KVKK 5/1-a kapsamında işlenir.