
Karanlıktaki Hakikat: Mesnevi’den Filin Tarifi Hikayesi
“Gönül dostları, bugün kapımızı bir hakikat aynasına aralıyoruz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin asırlar öncesinden günümüze uzanan o meşhur ‘Filin Tarifi’ kıssası, aslında sadece bir hikâye değil; her birimizin hayata baktığı o dar pencerenin sessiz bir itirafıdır. Karanlıkta kalan bir hakikatin, yalnızca dokunarak nasıl bambaşka suretlere büründüğünü, insanın kendi zannıyla nasıl yanıldığını birlikte keşfedelim…”
Karanlık Bir Ahır ve Bilinmez Bir Misafir
“Vaktiyle Hint diyarında, halkın daha önce hiç görmediği büyüklükte bir fil getirilir. Bu devasa mahluk, meraklı gözlerden uzak, kapkaranlık bir ahıra yerleştirilir. Ahırın kapıları kapalı, içerisi zifiri karanlıktır; öyle ki insan elini uzatsa parmaklarını dahi seçemez.
Şehirde kısa sürede bir söylenti yayılır: ‘Görülmemiş bir yaratık gelmiş!’ Merak, insanın içini kemiren o tatlı ateştir. Nihayet bu meraka dayanamayan birkaç kişi, görevliden izin alarak ahıra girer. Fakat içeride gözle görmek mümkün değildir. Ne ışık vardır ne de görebilecekleri bir siluet…
Bu yüzden insanlar, ellerini uzatıp dokunarak bu bilinmez varlığı tanımaya çalışırlar. Her biri, karanlığın içinde kendi payına düşen hakikati aramaktadır.”
Her Elin Tuttuğu Başka Bir Dünya
“İçlerinden biri filin hortumuna dokunur. Hortumun kıvrımlı, esnek yapısını hissedince hemen hükmünü verir:
‘Bu mahluk bir oluğa benziyor!’
Bir başkası elini filin geniş kulağına götürür. Yumuşak ve yayvan yüzeyi yoklayınca itiraz eder:
‘Hayır! Bu dediğin gibi değil. Bu düpedüz bir yelpazedir!’
Bir diğeri filin kalın bacağını kavrar. Sertliğini ve sağlamlığını hissedince kendinden emin konuşur:
‘Siz yanılıyorsunuz, bu bir direk!’
Bir başkası sırtına dokunur; genişliği ve düzlüğü onu hayrete düşürür:
‘Bu olsa olsa bir tahttır!’
Her biri, kendi dokunduğu parçayı bütüne eşit sayar. Sesler yükselir, fikirler çarpışır, herkes kendi gördüğünü savunur. Oysa hepsi aynı fili anlatmaktadır… ama hiçbiri onu gerçekten görmemiştir.
Karanlıkta, insanın dokunduğu kadarını ‘hakikat’ sanması ne kolaydır.”
Elimizde Bir Mum Olsaydı…
İşte burada Mevlânâ’nın sözü yankılanır:
“Herkesin elinde bir mum olsaydı, kişiler arasındaki o anlaşmazlık ortadan kalkardı.Dokunarak, ancak bir avuç içi kadar alanı keşfedebiliriz. Koca bir fili avuç içine sığdırmak ne mümkün?”
Bir an için düşünelim… Eğer o ahırda küçük bir ışık olsaydı, insanlar birbirine düşer miydi? Tartışmalar, iddialar, kesin hükümler yine bu kadar güçlü olur muydu?
Dokunarak elde edilen bilgi, sadece sınırlı bir parçadır. Elimizin ulaştığı kadarını biliriz; ama gözümüzle görmediğimiz bütünü inkâr ederiz. Oysa hakikat, parçaların ötesinde, bütünün kendisindedir.
Koca bir fili, bir avuç içiyle anlamaya çalışmak ne kadar eksikse; hayatı da sadece kendi bakışımızla yorumlamak o kadar eksiktir. Işık olmadan hüküm vermek, çoğu zaman insanı hakikatten uzaklaştırır.”
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
Not: Bu hikâye, Mesnevî’nin üçüncü cildinde (1259–1268. beyitler) yer alan “Karanlıkta Fil” kıssasından ilhamla, günümüz diline uyarlanmış ve anlatım gücünü zenginleştirmek amacıyla yeniden hikâyeleştirilmişti
Konunun Video Anlatımı
Bu konu YouTube kanalımda da hazırlanmıştır. Yazılı içeriğe ek olarak, video formatında da inceleyebilirsiniz.
👉 Video Linki: Bu videoyu YouTube’da izle
📺 YouTube Kanalım: KerimUsta®