
Leyla ile Mecnun: Aşkın Ebedi ve Evrensel Hikâyesi
Aşk denildiğinde zihnimizde beliren ilk isimlerden biri hiç kuşkusuz Leyla ile Mecnun’dur. Yüzyıllardır şiirlere, şarkılara ve destanlara konu olan bu hikâye, insanın içinde saklı duran “kavuşamama” acısının, platonik sevdanın ve aşk uğruna deliliğin sembolüne dönüşmüştür. Peki, iki gönül insanını birbirine bu kadar bağlayan şey neydi? Gelin, bu kadim efsaneyi özüne sadık kalarak yeniden hatırlayalım.
Bir Arap Çölünden Doğan Evrensel Hikâye
Leyla ile Mecnun’un kökleri, 7. yüzyıl Arap Yarımadası’na uzanır. Rivayete göre Kays bin Mülevvah, şiire meraklı, duygularını çekinmeden dile getiren genç bir Arap’tır. Leylâ bint Sa’d (ya da Mahdî) adlı kıza büyük bir aşkla bağlanır. Kays’ın bu yoğun sevgisi ve herkesin diline düşen şiirleri yüzünden ona “Mecnun” yani “deli” adı verilir. Leyla’nın ailesi, kızlarının böyle bir kişiyle anılmasını onur kırıcı bulur ve kavuşmalarına engel olur.
Zamanla bu bedevî kökenli hikâye sözlü geleneği aşarak İran’dan Hindistan’a, Anadolu’dan Avrupa’ya kadar yayılır. 12. yüzyılda Nizâmî Gencevî’nin kaleme aldığı Leylî ve Mecnûn ile edebiyat sahnesinde ölümsüzleşir. Daha sonra Fuzûlî’nin eseriyle Anadolu’da zirveye çıkar, Osmanlı kültüründe ise tasavvufî bir yorum kazanır. Böylece Leyla ile Mecnun, bir halk efsanesinden çok, medeniyetler arasında paylaşılan bir ortak değer haline gelir.
Çölün Ortasında Bir Çiçek: Leyla
Bir zamanlar, uçsuz bucaksız kumların ve rüzgârın türküler söylediği bir diyarda Leyla adında bir kız yaşarmış. Çölün ortasında açan bir gül gibi güzelliğiyle parıldar, adı gibi gecenin karanlığında yıldız misali ışıldarmış. Onu özel kılan yalnızca yüzünün nuru değil, ruhundan taşan incelik ve zarafetmiş.
Katı geleneklerin gölgesinde ailesi onu sakınır, bir namus hazinesi gibi korurmuş. Ama Leyla’nın iç dünyası bambaşkaymış: şiirlerle dokunmuş, hayallerle bezenmiş, ince bir melankoliyle çevrili bir saray. Kalbinde büyüyen sevda, hissettiği ama dile getirmesi yasak bir sır gibi içini yakarmış.
Aşkın Delisi: Mecnun
Aynı diyarda Kays adında, gönlü şiirle yoğrulmuş genç bir delikanlı yaşarmış. Bir gün gözleri Leyla’ya değmiş; o an yüreğine düşen kıvılcım kısa sürede koca bir yangına dönüşmüş.
O günden sonra Kays için dünya değişmiş. Nerede olursa olsun Leyla’nın adını söylemiş, onun için dizeler dökmüş. Sevdasını gizlememiş, korkusuzca dile getirmiş. İnsanlar bu haline şaşırmış, ona “Mecnun” yani “aklını yitiren” demişler. Ama Mecnun için bu bir delilik değil, aşkın hakikatine giden yolun ilk adımıymış.
Kavuşamamanın Dramı
Aşkın ateşi toplumun katı kurallarına çarpmış. Leyla’nın ailesi, kızlarının bir “deli” ile anılmasına razı olmamış. Onu Mecnun’dan ayırıp başkasına vermişler. Bu karar, iki gönlü paramparça etmiş.
Mecnun, umutsuzlukla dünyadan elini eteğini çekmiş. Çölün kucağına düşmüş; ceylanlar dostu, kuşlar sırdaşı, aslanlar koruyucusu olmuş. Onun yolu artık insanlardan değil, aşkın özüne doğruymuş. Leyla ise evliliğinde huzur bulamamış. Kalbi, çölde kendisi için yanan o “aşkın delisi”nde kalmış.
Kavuşma: Ancak Bir Başka Âlemde
Zaman geçtikçe Leyla kederle solmuş, sonunda hastalanarak bu dünyadan göçmüş. Haberini alan Mecnun, mezarına koşmuş; rivayete göre taşına sarılıp son nefesini orada vermiş. İkisi yan yana defnedilmiş.
Bir başka rivayet ise Mecnun’un çölde ölü bulunduğunu söyler. Bunu duyan Leyla dayanamaz, oracıkta ruhunu teslim eder ve sevgilisinin yanına gömülür.
Derler ki sabah olduğunda halk, mezarlarının başında birbirine zarifçe sarılmış iki gül fidanı görmüş. O günden sonra herkes bilir olmuş ki, gerçek aşk bazen bu dünyada kavuşmaz; ama gönüllerin buluştuğu başka bir âlemde asla ayrılmaz
Bize Ne Anlatıyor?
Leyla ile Mecnun’un hikâyesi sadece bir aşk masalı değildir; içinde pek çok anlam taşır:
- Saf ve Karşılıksız Aşk: Mecnun, aşkı uğruna her şeyini geride bırakır.
- Birey ve Toplum Çatışması: Sevgi, törelerin ve baskıların gölgesinde ezilir.
- Aşkın Dönüştürücü Gücü: Mecnun, aşk sayesinde sıradan bir insandan efsaneye dönüşür.
- Kavuşamamak: Doğu edebiyatının en güçlü teması olan “ulaşılamayan aşk” bu hikâyede en saf hâliyle işlenir.
Leyla ile Mecnun’un kökeni Arap çöl efsanesine dayansa da, Fars, Türk ve Hint edebiyatlarında işlenerek zenginleşmiş ve evrensel bir değer kazanmıştır. Onlar artık sadece bir Arap kabilesinin hikâyesi değil, tüm insanlığın ortak duygularını dile getiren kahramanlardır.
Belki de bu yüzden yüzyıllardır anlatılır, dinlenir ve yeniden yazılırlar. Çünkü Leyla ile Mecnun, aşkın en saf, en çılgın ve en hüzünlü hâlini temsil eder. Onların mirası bize, aşkın sadece kavuşmakla değil, kavuşamamakla da ebedileştiğini hatırlatır.
Kerim Yarınıneli/KerimUsta.com
Kaynaklar
- Nizâmî Gencevî – Leylî ve Mecnûn (12. yy)
- Fuzûlî – Leyla vü Mecnun (1535)
- Abdülhak Hâmid Tarhan – Mecnun’un Leylâsı (1912)
ÖZLEMLE dolu bir hayatın
ZEVKİNDEN uzak
GÖNÜLDEN gönüle
EL pençe yaşanmış
Bir aşk idi bizimkisi.
Yine her zamanki gibi bilmez idim
Pekiii neyi bilmez idim
İnsanın aynı anda iki kadını birden sevebilme ihtimalini
BİLMEZDİM…
İlki beni hayata dondurmustu, bana hissettirdiği duygular ile.
İkincisi ise bana hayati yaşatacaktı
İşte bu ikisi hayatıma girmeden evvel bilmezdim
Hayatı yaşamak mıydı benimkisi
Hayatta kalmak mıydı yoksa
BİLMEZDİM.
Bu arada şiirimin adı BİLMEZDİM
Ey Deniz-i Maşuk-i
Sen ki ömrü sinemini ilime adamış bir zaatsın
Onca kitab-ı Mukaddes den ogrenemedigini
Ahu gözlü iki yâr öğretti sana
Daha nice okursun
İstediğin ilim sana cenneti değil
Bela ve musibeti verdi
Kitaplarda bulamadığını
Sana Ceylan Gözlü iki yâr verdi
Maşuk-i Maşuk-i
Sen bir daha düşün bu işi
Şiirlerin size ait olduğunu ve yayımlanmasında bir sakınca bulunmadığını belirtmek kaydıyla; iletişim formumuzu kullanabilir veya ana sayfamızdaki sosyal medya hesaplarımızdan biri aracılığıyla bizimle iletişime geçebilirsiniz
Şiirlerimiz bana aittir
Yüreğinize sağlık…