
Hazar İmparatorluğu’nun Tarihi ve Kültürel Mirası
Hazarlar, Orta Asya bozkırlarından çıkıp Karadeniz’in kuzeyi ile Kafkasya arasında güçlü bir devlet kuran Türk kökenli bir topluluktu. 7. yüzyıldan itibaren tarih sahnesinde belirginleşen bu kavim, hem siyasî hem de kültürel açıdan çağdaşlarına göre farklılık göstermiştir. En dikkat çekici yanları ise, yönetici elitin Museviliği benimsemesi ve çok dinli bir toplumsal yapıyı başarıyla yönetebilmesidir.
Hazarların Yükselişi
Göçebe kökenlere sahip olan Hazarlar, askeri disiplinleri ve geniş bozkır tecrübeleri sayesinde kısa sürede güçlü bir siyasi birlik oluşturdular. 7. yüzyıldan itibaren Karadeniz’in kuzeyi, Kafkasya geçitleri ve Hazar Denizi çevresinde hâkimiyet kurdular.
Bu dönemde Bizans ile yakın ilişkiler geliştirdiler. Bizans’ın doğudaki en önemli müttefiki hâline geldiler; Arap–Bizans savaşlarında Arap ordularını kuzeyden baskı altında tutarak Bizans’a nefes aldırdılar. Hazar toprakları, İpek Yolu’nun kuzey güzergâhı üzerinde olduğu için ticaret açısından da büyük önem taşıyordu. Doğudan gelen mallar Hazar topraklarından geçerek Avrupa’ya ulaşıyor, bu da imparatorluğun refahını artırıyordu.
Museviliğin Benimsenmesi
Hazarları çağdaşı devletlerden ayıran en dikkat çekici özellik, 8. yüzyılda yönetici elitin Museviliği kabul etmesidir.
İslam Ansiklopedisi’ne göre bu olayın ayrıntıları konusunda tarihçiler arasında farklı rivayetler vardır. Genel kabul, kağan ve çevresindeki yönetici sınıfın Museviliği seçtiği yönündedir. Bunun halkın geneline ne ölçüde yayıldığı ise tartışmalıdır.
Bazı kaynaklar, Hazar Kağanı’nın bir Hıristiyan papazı, bir Müslüman imamı ve bir Yahudi hahamını huzuruna çağırarak inançlarını dinlediğini ve sonunda Museviliği tercih ettiğini aktarır. Ancak bu anlatımın kesinliği konusunda görüş birliği bulunmamaktadır.
Yine de bu tercih, Hazarların siyasi bağımsızlığını korumasına yardımcı oldu. Böylece ne Bizans’ın Hıristiyanlığını ne de Abbasilerin İslamını resmî olarak kabul etmiş oldular. Bunun sonucunda başkent İtil’de dikkat çekici bir dini çeşitlilik ortaya çıktı. Rivayetlere göre şehirde camiler, kiliseler, sinagoglar ve eski Türk inançlarına ait tapınaklar bir arada bulunabiliyordu.
Hazarların Siyasi ve Askerî Gücü
Hazarlar, özellikle 8. ve 9. yüzyıllarda Doğu Avrupa’nın en önemli güçlerinden biriydi. Güçlü orduları ve stratejik konumları sayesinde Bizans ve Abbasi halifeliği arasında denge unsuru oldular.
Orduları yalnızca Türk savaşçılardan değil, farklı kavimlerden gelen askerlerden de oluşuyordu. Bu çeşitlilik, onların esnek ve güçlü bir askerî sistem kurmalarına yardımcı oldu. Hazarlar aynı zamanda Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda yaşayan Slav kabileleriyle de yoğun temas hâlindeydi. Vergi ve haraç sistemleri sayesinde bu topluluklar üzerindeki etkilerini pekiştirdiler.
Çöküş Süreci
10. yüzyıldan itibaren Hazarların gücü zayıflamaya başladı. Öncelikle kuzeyden gelen Slav toplulukları, özellikle Kiev Knezliği, Hazar otoritesine meydan okudu. Ticaret yollarının yön değiştirmesi de ekonomik olarak Hazarları zor durumda bıraktı.
965 yılında Kiev Prensi Svyatoslav’ın seferi, Hazar İmparatorluğu için yıkıcı bir darbe oldu. Başkent İtil büyük zarar gördü ve Hazar siyasi gücü bir daha toparlanamadı. Bu tarihten sonra Hazarlar, tarih sahnesinde yavaş yavaş silindi. Ancak onların adı, özellikle Museviliği seçen yöneticileri sayesinde tarih kitaplarında unutulmaz bir yer edindi.
Kültürel Miras
Hazar İmparatorluğu yalnızca siyasi ve askerî başarılarıyla değil, kültürel çeşitliliğiyle de dikkat çekmiştir. Museviliğin kabulü, dönemin diğer devletleriyle kıyaslandığında sıra dışı bir tercihti. Bunun yanı sıra İslam, Hıristiyanlık ve eski Türk inançları da imparatorluk sınırları içinde varlığını sürdürdü.
Hazar topraklarında farklı dinlerin bir arada yaşaması, yalnızca ibadethanelerle sınırlı değildi. Ticaret, eğitim ve günlük yaşamda da çeşitlilik vardı. Farklı kültürlerden tüccarlar, sanatçılar ve bilginler şehirlerde bir araya gelir, bilgi ve geleneklerini paylaşırdı. Bu durum Hazar toplumunda sosyal bir zenginlik ve hoşgörü ortamı yaratıyordu.
Ticaret yolları üzerinde bulunmaları sayesinde Hazar toprakları farklı kültürlerin buluşma noktası hâline geldi. Doğudan gelen ipek ve baharat, kuzeyin kürkleri, batının metalleri burada el değiştiriyordu. Bu çeşitlilik, Hazarları yalnızca bir askerî güç değil, aynı zamanda kültürel bir köprü hâline getirdi.
Sonuç
Hazar İmparatorluğu, Orta Çağ Avrasya’sında kendine özgü bir rol oynamış, özellikle Museviliği benimsemesiyle tarih sahnesinde dikkat çekmiş bir devlettir. Hem Bizans hem de Abbasilerle kurduğu dengeli ilişkiler, askeri gücü ve dini hoşgörüsü onu farklı kılmıştır. Her ne kadar 10. yüzyılda siyasi gücünü kaybedip tarih sahnesinden silinse de, bıraktığı kültürel miras bugün hâlâ ilgi uyandırmaktadır.
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
Kaynaklar
- Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, “Hazarlar” maddesi, Cilt 17, s. 116-120.
- Golden, Peter B. Khazar Studies: An Historico-Philological Inquiry into the Origins of the Khazars. 1980.
- Brook, Kevin Alan. The Jews of Khazaria, 3rd Edition. 2018.