Hatâî Mahlaslı Şair: Şah İsmail Safevî
Çağdaşları ve hayranları tarafından “sâhib-i seyf ü kalem” (hem kılıç hem kalem sahibi) olarak anılan Şah İsmail, Azerbaycan edebiyatının en önemli şairlerinden biridir. Arapça ve Farsça’yı şiir yazabilecek kadar iyi bilmesine rağmen, özellikle Türkçe yazmayı tercih ederek Azerbaycan edebiyatının gelişmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. Hatta Azerbaycan edebiyatı, “Hatâî” mahlasını kullanan Şah İsmail ile birlikte olgunluk dönemine ulaşmıştır.
Henüz on beş yaşındayken Safevî Devleti’ni kuran Şah İsmail, şiire de bu yıllarda başlamıştır. Nizâmî, Evhadî, Kişverî-i Tebrizî, Habîbî gibi Azerbaycan sahasında yetişmiş Farsça yazan şairlerle; Nesîmî ve Ali Şîr Nevâî gibi Türk şairlerinin eserlerini okumuştur. “Hatâî” mahlasını da, Ali Şîr’in “Nevâî” mahlasına benzeterek aldığı rivayet edilmektedir.
Kısa ve sürekli savaşlarla geçen hayatına rağmen, şiirden hiçbir zaman kopmamıştır. Şiirlerini yalnızca siyasi-ideolojik bir araç olarak kullanmamış, aynı zamanda içten ve sanatsal değeri yüksek lirik eserler de ortaya koymuştur. Bağdat’ı fethettiğinde Fuzûlî ile tanışmış; Fuzûlî ünlü Beng ü Bâde mesnevisini ona ithaf etmiştir.
Tasavvufi ve Lirik Yönü
Şah İsmail, birçok şiirinde bir tarikat şeyhi ve mürşid kimliğiyle öne çıkar. Bu tarz şiirlerinde tasavvufi konulara yer verir, On İki İmam sevgisini ve Ehl-i Beyt muhabbetini işler. Yavuz Sultan Selim karşısında uğradığı yenilgiden sonra yazdığı şiirlerde ise daha içe dönük, kişisel ve lirik bir üslup görülür.
Şiirlerinin hangi dönemde yazıldığını tespit etmek zordur; çünkü genç yaşta başladığı şiirlerinde hayatı boyunca belirli bir edebî seviyeyi korumuştur.
Şiirlerinden Bir Beyit
Ey Hatâî fikr-i bikrin eylerim eş‘âra sarf /
Tuttu irfan meclisin defterle dîvan şimdiden
(Ey Hatâî, saf fikirlerimi şiirlere döküyorum; irfan meclisi daha şimdiden defter ve divanı eline aldı.)
Divanı ve Derlenişi
Şah İsmail’in divanı, ölümünden on bir yıl sonra (1535’te) oğlu Şah Tahmasb’ın emriyle, saray hattatı Şah Mahmûd Nîsâbûrî tarafından derlenmiştir. Bugün Özbekistan’ın Taşkent kentinde, İlimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Kütüphanesi’nde bulunan nüsha (nr. 1412) şu eserleri içermektedir: on dört kaside, 248 gazel, on rubai ve Dehnâme adlı mesnevi.
17. yüzyıla kadar divanın nüshalarındaki tüm şiirler aruz vezniyle yazılmıştır. Ancak bu yüzyıldan itibaren, Anadolu’da Şah İsmail’i örnek alan ve aynı mahlası kullanan Alevî-Bektaşî şairlerin hece vezniyle yazdığı şiirler de bu divanlara eklenmeye başlamıştır. Bu durum, Hatâî mahlaslı şiirlerin sayısının artmasına ve karışıklığa yol açmıştır.
Eserleri
- Divan – 14 kaside, 248 gazel, 10 rubai. Ölümünden sonra derlenmiştir.
- Dehnâme – 1505 beyitten oluşan, tasavvufî-sembolik bir mesnevi. Tevhid, naat ve bahar tasvirinden sonra âşık ile mâşuk arasındaki olayları işler. Karakterleri semboliktir: Âşık, Mâşuk, Bağban, Sabâ, Ah, Hud, Gözyaşı.
- Nasihatnâme – 184 beyitlik, tasavvuf adabına dair öğütler veren mesnevi.
- Farsça Şiirler – Bazı divan nüshalarında yer alır, çoğunlukla tasavvuf ve aşk temalıdır.
Dehnâme ve Nasihatnâme
Dehnâme, şairin yirmili yaşlarında kaleme aldığı, Âzerî Türkçesi ile yazılmış ilk mesnevilerden biridir. Tasavvufi konulara hâkimiyetini gösterir. Eserin başlangıcında tevhid ve naat bölümlerinin ardından, baharın tasviri yer alır. Daha sonra âşık ile mâşuk arasındaki olaylar, sembolik karakterler üzerinden anlatılır.
Nasihatnâme ise, tasavvuf adabını ve ahlaki öğütleri içeren kısa bir mesnevidir. Bu eserler hem müstakil olarak hem de divan içinde yayımlanmıştır.
Kerim Yarınıneli/KerimUsta.com
Kaynak:
TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 38, s. 256, İstanbul 2010.
