
Güney Hunları (48–216): Çin’in Himayesinde Hayatta Kalma Mücadelesi
Türk tarihinin en eski ve dramatik bölümlerinden biri, şüphesiz Güney Hun Devletidir (M.S. 48–216). Büyük Hun İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesinin ardından ortaya çıkan bu devlet, bağımsızlık ile hayatta kalma arasında sıkışmış bir siyasi yapıyı temsil eder. Çin kaynaklarında “Xiongnu” olarak anılan bu topluluk, Türk tarihinde “Hun” adıyla bilinir; bu yazıda her iki terim de aynı halkı ifade edecektir.
Büyük Hun İmparatorluğu ve Bölünme
Büyük Hun İmparatorluğu, M.Ö. 3. yüzyıl ortalarında şekillenen güçlü bir konfederasyon olarak ortaya çıktı. Devlet, M.Ö. 55 civarında Ho-han-yeh ve Chih-chih arasındaki büyük taht mücadelesi sonrasında Doğu ve Batı Hunları olarak ikiye ayrıldı. Batı Hunlar kısa sürede tarih sahnesinden silinirken, Doğu Hunlar M.S. 48 yılında bu kez Güney ve Kuzey Hunları olarak yeniden bölündü. Bu dönemde Pi (P’ih) Çin’e bağlanmayı tercih eden grubu, Panu (Po-nu) ise bağımsızlığı savunan grubu temsil ediyordu. Güney Hunları, Çin’in himayesinde Panu’nun yönetimi altında kaldı. Bu durum, onların bağımsız olmayan, Çin himayesinde varlık sürdüren bir devlet olduğunu göstermektedir.
Vassal Statüsü: Pragmatizm mi, Zayıflık mı?
Güney Hunları, Çin’in klasik “böl ve yönet” politikası altında hayatta kalmak zorundaydı. Çin’e bağlı olmak uzun vadede bağımsızlıklarını kısıtlıyordu; ancak bu strateji ekonomik ve askeri açıdan hayati bir gereklilikti. Han İmparatorluğu’nun heqin (barış ve hediyeler) sistemine benzeyen uygulamalarla Çin, her yıl tahıl ve ipek göndererek, rehine prensler ve diplomatik hediyeler yoluyla Hunları kontrol altında tutuyordu. Bu nedenle Güney Hunları, iç işlerinde kendi tanhuları, töreleri ve boy düzenleri geçerli olan, dış politikasında ise Çin’e bağlı bir devlet modeliyle yönetildi.
Kuzey Hunları ve Çatışmalar
Kuzey Hunları aynı dönemde topraklarını genişletmeye ve bağımsızlıklarını korumaya çalışıyordu. 87–91 yıllarında Hsien-piler (Proto-Moğol kavimleri) ve Çin’in müdahaleleri sonucunda ciddi kayıplar verdiler. 91 yılında Altayları aşan bazı Kuzey Hunları K’ang-chü ve çevresine çekildi; diğerleri Kuça’nın kuzeyinde Yüeh-pan Devleti’ni kurdu. Orhun bölgesindeki Hunlar ise tekrar birleşerek etkin olamadı. Bu durum, Güney Hunlarının Çin’e bağlı kalmasının kısa vadeli güvenlik avantajını ortaya koymaktadır.
Güney Hun İmparatorları
Güney Hunları, MS 48–216 arasında birçok hükümdar değiştirdi. Wikipedia ve Çin kaynaklarına göre başlıca tanhular şunlardır:
- Pi (Sutuhu): 48–56
- Qiufu Youdi (Mo): 56–57
- Sanmuldutzu: 59–63
- Hüxié-shi Zhu Houdi: 63–85
- Yuliu: 85–88
- Yuçukien: 88–93
- Ankuo: 93–94
- Tingtoşi-Suyheuti: 94–98
- Vanşiçi-Suyti: 98–124
- Vuçihu-Şihço: 124–128
- Tejoşi-Suytsieu: 128–140
- Hulanjoşi-Suytsieu: 143–147
- İlingşi-Suytsieu: 147–172
- Totejoşi-Suytsieu: 172–177
- Huçing: 177–179
- Kiangkiu: 179–188
- Yufuluo (Teçişi): 188–195
- Huçutsiuen: 195–216
Bu hükümdarların büyük bölümü Çin’in onayıyla iş başına gelmişti; bu durum Güney Hunları’nın bağımsız bir imparatorluk olma özelliğini doğal olarak sınırlıyordu.
İç Karışıklıklar ve Hunların Bölünmesi
MS 177’den itibaren Çin, Güney Hunları üzerinde daha doğrudan kontrol uygulamaya başladı. Uzun süredir Çin’e bağlı bir vassal devlet olarak varlığını sürdüren Hunlar, kendi tanhularını seçme geleneğini koruyordu; ancak Çin sarayı artık bu yetkiyi tamamen kendi eline almak istiyordu. Çin’in atadığı bir tanhu Hun kabileleri tarafından kabul görmedi ve Hun geleneğine aykırı bulunarak öldürüldü. Hunlarda hükümdar seçimi, boyların meşruiyet dengesi gözetilerek yapılırdı; dış müdahale hem siyasi hem sosyal yapıyı derinden sarsıyordu.
Bu olay büyük bir liderlik krizi yarattı. Boylar arasında bağımsızlığı savunanlarla Çin’e yakın durmayı tercih edenler arasında çatışmalar arttı. Çin bu karışıklığın büyümesini engellemek amacıyla stratejik bir adım attı: Güney Hun toprakları beş ayrı vilayete bölündü ve her birine Çin tarafından atanan askeri valiler yerleştirildi. Böylece Hunların kendi tanhularını seçme geleneği fiilen sona erdi. Boylar iç işlerinde varlıklarını sürdürse de siyasi kararlar artık tamamen Çin’in kontrolü altındaydı.
Bu düzenleme ile Güney Hunları bağımsız bir devlet olmaktan çıktı; bir tür “Çin himayesinde özerk topluluk” hâline geldi. Kabileler yerel özerkliklerini korumaya çalışsa da büyük stratejik ve diplomatik kararlar Çin’in onayına bağlıydı. Bu durum Hunların Orta Asya’daki siyasi varlığının giderek zayıflamasına yol açtı.
Güney Hunlarının Sonu ve Göçler
MS 216’da Hun shan-yüsü Huçutsiuen, Çin sarayına çağrıldı ve burada alıkonularak unvanı kaldırıldı. Güney Hun Devleti’nin siyasi varlığı böylece sona erdi. Topraklar beş yönetsel bölgeye ayrıldı ve her birine Çinli yöneticiler atandı. Hunların bir kısmı yerleşik halklarla kaynaşarak asimile oldu; küçük gruplar ise kuzey ve batıdaki akrabalarıyla birleşerek Avrupa Hunlarının ve Ak Hunların oluşumuna katkı sağladı. Hunların kültürel etkisi Çin tarihinde ve Orta Asya’daki siyasi mirasta uzun süre devam etti.
Sonuç: Hayatta Kalma mı, Bağımsızlık mı?
Güney Hunlarının tarihi, bağımsızlık ile hayatta kalma arasındaki ilk büyük sınavdır. Onlar, bağımsızlık idealinden feragat ederek 168 yıl daha varlıklarını sürdürdüler. Bu durum kısa vadede akılcı bir strateji olarak değerlendirilebilir; uzun vadede ise asimilasyon ve Çin’in gölgesinde var olma anlamına geldi. Tarih, Güney Hunlarını ne “hain” ne de “kahraman” olarak yargılar; sadece gri tonlarda bir hikâye olarak kaydeder.
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
Kaynaklar
- Wikipedia — Güney Şyung-nu
- AVYS / OMÜ PDF — Dakbulut, Ho-han-yeh ve Chih-Chih Mücadelesi
- Britannica — “Xiongnu”
- AVYS / OMÜ PDF: Ho-han-yeh ve Chih-Chih Mücadelesi
- Hou Hanshu (後漢書) — Xiongnu Biyografisi
- Türk Dünyası Ansiklopedisi — Avrupa Hun İmparatorluğu