
Gertrude Bell: Anadolu ve Ortadoğu’nun İzlerini Süren Kadın Seyyah
1868’de İngiltere’nin Durham şehrinde doğan Gertrude Lowthian Bell, dönemin kadınlara kapalı eğitim ortamına rağmen dikkat çeken bir başarı grafiği çizdi. Londra’daki Queen’s College’da başladığı öğrenimine Oxford Üniversitesi’nde tarih okuyarak devam etti. O yıllarda kadın öğrencilerin sayısı son derece azdı; Bell bu açıdan yalnızca bir öğrenci değil, toplumsal sınırları zorlayan bir öncüydü. Üniversite yıllarında tarih ve kültür merakını derinleştirdi; Doğu dillerine duyduğu ilgi 1891’de Farsça öğrenmesiyle somutlaşmaya başladı.
1892’de teyzesinin eşi Sir Frank Lascelles’in Tahran’a elçi olarak atanması üzerine İran’a gitti. Bu seyahat, onun zihninde yeni bir dünyanın kapılarını açtı. İran’da gördüklerini sistemli biçimde kaydetti; bu gözlemler 1894’te Persian Pictures adıyla yayımlandı. 1897’de Hâfız Divanı’ndan şiirler çevirmesi ise hem edebî bir birikim hem de Doğu’ya artan ilgisinin işaretiydi. Bu noktadan sonra dikkatini Arap coğrafyasına yöneltti.
Seyahatler ve Arkeolojik Çalışmalar
Bell için seyahat etmek yalnızca bir keşif değil, hayatının merkezine yerleşen bir çalışma disipliniydi. 1893–1899 yılları arasında Almanya, İtalya, İsviçre ve Fransa’yı dolaşarak Avrupa sanat tarihi ve mimarisi üzerine bir bakış geliştirdi. Bu deneyim, ileride Anadolu ve Ortadoğu’da inceleyeceği yapılara karşılaştırmalı bir perspektifle yaklaşmasını sağladı.
1899’da Kudüs’e gitti; şehrin kutsal mekânlarında hem tarihî hem sosyal yapıyı gözlemledi. 1900’de Suriye’ye geçerek Şam çevresindeki mimari dokuyu inceledi ve Cebelidürûz bölgesinde aşiret yapılarıyla tanıştı. Ardından 1902–1903 yıllarında Hindistan, Çin, Japonya ve Amerika’ya uzanan uzun bir rota izledi. Küresel ölçekte yaptığı bu yolculuk, onun düşünce dünyasını yalnızca Doğu-Batı karşıtlığına değil, çok katmanlı bir kültürel ağa genişletti.
Gittiği her yerde ayrıntılı notlar alan, fotoğraflar çeken ve halkların gündelik yaşamını belgeleyen Bell, bu yönüyle yalnızca gezgin değil, sistemli bir arşivciydi. Bu birikim ilerleyen yıllarda hem arkeolojik incelemelerine hem de bölge araştırmalarına zemin hazırladı.
1905 Anadolu Seyahati
Bell’in Anadolu’ya olan ilgisi 1905’te belirginleşti. Antakya–İskenderun üzerinden ülkeye giriş yaptı; Payas’tan Konya’ya uzanan güzergâh boyunca tarihî yapıları inceledi. Karaman’ın kuzeyindeki Karadağ bölgesinde bulunan Madenşehri ve Değle (Değle) ören yerlerinde detaylı araştırmalar yürüttü. Konya’dan Meram ve Sille’ye geçerek Bizans döneminden kalan kiliseleri kayıt altına aldı.
Bu seyahatin bulgularını Notes on a Journey through Cilicia and Lycaonia başlığıyla yayımladı. Yanında sürekli bulunan sadık yardımcısı Fartuh, bu çalışmaların sahadaki önemli destekçilerindendi. Bell’in 1905 incelemeleri, Anadolu’nun erken Hristiyanlık ve Bizans mirasını gün yüzüne çıkaran en sistemli araştırmalardan biri oldu.
1907–1909: Binbirkilise ve Ramsay ile Çalışmalar
1907’de Anadolu’ya yeniden dönen Bell, bu kez İzmir, Manisa, Miletos ve Isparta üzerinden İç Anadolu’ya ulaştı. Karadağ’da ünlü tarihçi Sir William Mitchell Ramsay ile buluştu ve Bell’in 1905’te incelediği bölgelerde bu kez kapsamlı bir ortak çalışma yürüttüler.
Binbirkilise’de yüzlerce kilise ve manastır kalıntısını ölçtüler, planlarını çıkardılar ve fotoğraflarla belgelediler. 1909’da yayımlanan The Thousand and One Churches eseri, Anadolu’nun Bizans mimarisini uluslararası akademi dünyasına tanıtan temel başvuru kaynaklarından biri hâline geldi. Kitabın değerini artıran en önemli unsur, Bell’in saha notlarının ve fotoğraflarının olağanüstü ayrıntı düzeyiydi.
1911–1913: Ortadoğu ve Ukheidir Sarayı
1909 sonrasında Bell’in ilgi odağı giderek Ortadoğu’ya kaydı. 1911’de yayımladığı Amurath to Amurath, Bağdat’tan Musul’a, Diyarbakır’dan Harput ve Malatya’ya, oradan da Kayseri ve Konya’ya uzanan geniş bir güzergâhın hem tarihî yapısını hem de sosyal yaşamını anlattı. Kitap, arkeolojik betimlemelerle etnografik gözlemleri bir araya getiriyordu.
1913’te Irak’ta Abbâsî dönemine ait Ukheidir Sarayı üzerinde yoğunlaştı. Sarayın mimarisini detaylı biçimde çizdi, geniş fotoğraf serileri hazırladı ve bulgularını The Palace and Mosque of Ukheidir adlı eserinde yayımladı. Bu çalışma, Ortadoğu’daki İslam mimari mirasını anlamak için bugün hâlâ temel kaynaklardan biri kabul edilir.
Politik Faaliyetler
Gertrude Bell’in kariyeri yalnızca bilimsel çalışmalarla sınırlı kalmadı. I. Dünya Savaşı yıllarında İngiliz istihbaratında görev alarak Kahire’deki Arap Bürosu’nda çalıştı ve burada T. E. Lawrence ile tanıştı. Mezopotamya cephesinde İngiliz ordusuna danışmanlık yaparak bölge aşiretleri, yollar, su kaynakları ve sosyal yapı hakkında stratejik bilgiler sağladı.
Savaş sonrası Irak’ın kuruluş sürecinde Kral Faysal’ın en yakın danışmanlarından biri hâline geldi. Arap aşiretleriyle kurduğu ilişkiler ve bölgeyi tanıma konusundaki benzersiz bilgisi nedeniyle kimi tarihçiler onu “Irak’ın şekillenmesindeki gizli mimar” olarak nitelendirdi. Öte yandan bazı eleştirmenler onun İngiliz çıkarlarını öncelediğini ileri sürdü; ancak bu iddiaların büyük bölümü belgesel dayanaklardan yoksundur. Kesin olan, Bell’in dönemin İngiliz Ortadoğu politikasında kilit bir figür olduğudur.
Kültürel Mirası
Bell, Bağdat’ta bir millî müze kurulması için büyük çaba harcadı. Arkeolojik eserlerin korunması, kataloglanması ve düzenli bir kurum çatısına taşınması konusunda girişimlerde bulundu. Ölümünden sonra notları, mektupları, fotoğrafları ve kütüphanesi Newcastle Üniversitesi’ne bağışlanarak bugün Gertrude Bell Archive adıyla korunmaktadır. UNESCO’nun Memory of the World listesinde bulunan bu arşiv, Bell’in Anadolu ve Ortadoğu’ya dair yüzlerce fotoğrafını ve mektubunu geleceğe aktaran eşsiz bir koleksiyondur.
Ölümü
Gertrude Bell, 12 Temmuz 1926’da Bağdat’taki evinde hayatını kaybetti. Ölüm sebebi üzerine farklı görüşler ortaya atıldı; kimileri intihar ihtimalinden söz ederken kimileri politik gerilimleri işaret etti. Ancak olayın kesinliği hiçbir zaman tam olarak netleşmedi. Ölümünün ardından mektupları iki büyük derlemede toplandı: The Letters of G. Bell (1927) ve The Earlier Letters of G. Bell (1937). Bugün Newcastle’daki arşiv, Bell’in yaşamının hem kişisel hem profesyonel yönlerini anlamak için temel kaynak niteliğindedir.
Gertrude Bell, ister “casus”, ister “seyyah”, ister “bilim insanı” olarak anılsın, Anadolu ve Ortadoğu’nun tarihî hafızasında derin bir iz bırakmıştır. Bell’in fotoğrafları sayesinde 1900’lerin başındaki Tarsus sokaklarını, Konya’nın tarihî dokusunu ve çölün aşiret yaşamını hâlâ görebiliyoruz. Onun hayatı, bir kadının hem akademik hem politik alanda etkili bir figür olarak nasıl öne çıkabileceğini gösteren güçlü bir örnektir. Anadolu’daki Bizans kiliselerinden Irak’ın uluslaşma sürecine kadar uzanan geniş bir alanda iz bırakan Bell, modern tarih yazımının en sıra dışı ve çok yönlü karakterlerinden biri olarak hatırlanmaya devam ediyor.
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
Kaynaklar
• İslam Ansiklopedisi, Gertrude Lowthian Bell maddesi- Cilt: 5, Sayfa: 422-423
• Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Gertrude Bell’in Anadolu Gezileri (1899–1911)
• Newcastle University, Gertrude Bell Archive