
Şairler Sultanı Bâkî’nin Hayatı
Bâkî, 16. yüzyıl İstanbul’unda Fâtih Camii’nin müezzinlerinden Mehmed Efendi’nin oğlu olarak dünyaya gelir. Asıl adı Mahmud Abdülbâkî’dir. Babası böyle önemli bir camide görev yapmasına rağmen, fakir bir aileden geldiği rivayet edilir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ünlü cümlesi ise onun hayatına ayrı bir renk katar: “Bu en büyük şairimizin işe saraç çıraklığından başlamasına bayılıyorum.”
Genç yaşta bir saraç yanında çalıştığı söylenir; bazılarına göre ise camilerdeki kandilleri temizleyen bir “serrâc”tır. Ancak okumaya duyduğu büyük ilgi onu medreseye yöneltir. “Ahaveyn” lakaplı Karamanîzâde Ahmed ve Mehmed Efendiler’den ders alır ve burada dönemin parlak isimleriyle tanışır; Hoca Sâdeddin de bu arkadaş çevresindedir.
Şiire Adım Atışı ve Zâtî’nin Desteği
Bâkî, dersleri kadar şiire de tutkuyla bağlıdır. O yılların en ünlü şairi Zâtî’nin, Beyazıt Camii avlusundaki küçük dükkânı genç şairlerin buluşma yeriydi. Bâkî burada şiirlerini Usta’ya okur, eleştiriler alır. Öyle ki Zâtî bir gün onun bir beytini kendi gazeline ekleyerek, “Bâkî gibi bir şairin şiirini almak ayıp değildir” der. Bu, genç şair için büyük bir onurdur.
Kanuni’nin Dikkatini Çekmesi
Bâkî, hocasına yazdığı “sünbül” redifli kasideyle adını iyice duyurur. Süleymaniye Medresesi’nde eğitim görürken aynı zamanda inşaat halindeki Süleymaniye Külliyesi’nde görev alır. Halep’te kadı naibi olarak bulunur; İstanbul’a döndüğünde kasideleriyle dönemin güçlü isimlerinin dikkatini çeker. Nihayet Kanuni Sultan Süleyman onu fark eder.
Rivayete göre Kanuni, onun bir gazelini okuyup çok etkilenir ve “Böyle bir şairin medrese odasında çürümesi doğru değildir” diyerek yükselmesini emreder. Padişah ona değerli kitaplar hediye eder; Bâkî de divanını düzenleyip Kanuni’ye sunar. Bu dönem, şairin en parlak yıllarıdır.
Kanuni’nin Ölümü ve Ünlü Mersiye
Bu mutlu dönem ne yazık ki önce babasının, ardından da Kanuni Sultan Süleyman’ın vefatıyla gölgelenir. Bâkî, sevdiği sultan için edebiyat tarihimizin en ünlü mersiyelerinden birini kaleme alır. Ancak II. Selim devrinde beklediği ilgiyi göremez ve görevinden bile alınır.
Kadılık Yılları ve Bitmeyen Bir Makam Arayışı
Zamanla yeniden itibar kazanır; çeşitli medreselerde müderrislik, Mekke ve İstanbul kadılığı, ardından Anadolu ve Rumeli Kazaskerliği görevlerine yükselir. En büyük arzusu şeyhülislâm olmaktır. Ancak bu makama üç kez çok yaklaşmasına rağmen her defasında geri düşer.
Neden Şeyhülislâm Olamadı?
- Gençlik yıllarındaki “rint” hayatı: Meyhane ve eğlence mekânlarına düşkünlüğü yıllarca dedikodu konusu oldu.
- Siyasi çekişmeler: Özellikle güçlü rakibi Bostanzâde Mehmed Efendi ile mücadele etti.
- Bir gazelinin yanlış yorumlanması: II. Selim’i, oğlu III. Murad’a tercih ettiği iması iddiası başına iş açtı.
Kişiliği, Aile Hayatı ve Ölümü
Bâkî neşeli, nüktedan, hoşsohbet bir insandı; bu yönü şiirlerine de yansımıştır. Ömrünün büyük kısmını bekâr geçirdikten sonra evlenmiş ve dört çocuğu olmuştur. İki oğlu Mehmed ve Abdurrahman da müderrislik ve kadılık yapmıştır.
Ömrünün son yıllarında şeyhülislâmlık ümidinin tamamen kaybolması onu derinden yaralamış, içine kapanmasına neden olmuştur. 7 Nisan 1600 Cuma günü vefat eder. Cenaze namazını, şeyhülislâmlık için son rakibi olan Sunullah Efendi kıldırır; Edirnekapı dışında defnedilir.
Bâkî’nin Şiir Dünyası
Bâkî dört padişah döneminde “Sultânü’ş-şuarâ” yani “Şairler Sultanı” unvanını korumuş bir dehadır. Şiirleri yalnız Osmanlı içinde değil, Azerbaycan’dan İran’a, Hicaz’dan Hindistan’a kadar geniş bir coğrafyada okutulmuştur. 17. yüzyılda sadece Bâkî’nin divanını yazarak geçinen kâtipler bile vardı.
Şiirinden Örnekler
Bâkî’nin şiirini hissetmek için en iyi yöntem, birkaç gazel beytine bakmaktır. Aşağıdaki beyitler onun zarafetini, aşk anlayışını ve musikî tadındaki dilini yansıtır.
Gül-i handân görünür bürgür ise aslî rengine,
Dudağın açtığın gördükçe gül-i zîbâya.(Sen gülümsediğinde gül kendi gerçek rengine kavuşmuş gibi olur; güzelliğini senin tebessümünden alır.)
Ey büt-i nev-peydâ, senün ol serv-kadün var ise,
Gülşen-i hüsnünde olmaz bâğbânun hâceti.(Ey yeni ortaya çıkan güzel sevgili; senin o servi gibi endamın varsa, güzellik bahçesinde artık bahçıvana bile gerek yoktur.)
Âvâre gönül yine meyân-ı meclis-i yâr,
Bir gonca-yı handâna mülâsîm durur imiş.(Gönlüm sevgilinin bulunduğu meclise girince açılmak üzere olan bir goncaya döner, heyecanlanır.)
Keyf-i cihân budur bana kim kâmetündür üstine,
Bir bâde-i gül-gûn içem serv-i sehî yârim gibi.(Benim için dünyanın en büyük keyfi, senin servi boyuna bakarken gül renkli bir kadeh içmektir.)
Şiirinin Temel Özellikleri
- Gazelin büyük ustasıdır. Ondan sonra gelen yüzlerce şair onun gazellerine nazire yazmıştır.
- Dünyevi ve neşeli bir şiir dünyası vardır. Fuzûlî’deki acı ve hüzün onda görülmez.
- İstanbul’un şairidir. Şehrin güzelliğini, meclislerini, eğlence kültürünü şiirine taşır.
- Dil ve ahenk ustasıdır. İstanbul Türkçesini divan şiirine yerleştiren şairlerdendir.
- Nedim’in doğrudan öncüsüdür. Neşeli, dünyevî ve İstanbul merkezli üslup, Nedim’in yolunu açmıştır.
Kaynaklar
- Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, “Bâkî” maddesi.Cilt:4-Sayfa: 537-540
- İslam Düşünce Atlası, “Bâkî” sayfası.
- Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, “Bâkî” maddesi.