İçeriğe geç

Ankara: Bozkırdan Başkente Uzanan Yolculuk

Ankara: Bozkırdan Başkente Uzanan Yolculuk

Ankara: Anadolu’nun Kalbinde Zamana Yolculuk

Bugünün modern başkenti Ankara, yalnızca devlet daireleri ve büyükelçiliklerin bulunduğu bir şehir olmanın ötesinde, binlerce yıllık tarihiyle adeta Anadolu’nun hafızasıdır. Stratejik konumu sayesinde her dönemde önemini koruyan bu topraklar, Hititlerden Friglere, Romalılardan Selçuklulara ve nihayetinde Cumhuriyet’e uzanan benzersiz bir yolculuğun tanığıdır.

Kuruluş Efsaneleri ve İlk Uygarlıklar

Ankara’nın hikâyesi, savunmaya elverişli sarp kayalıklarıyla dikkat çeken Ankara Kalesi’nin eteklerinde başlar. Arkeolojik bulgular, bölgedeki yerleşim izlerinin Paleolitik ve Neolitik dönemlere kadar uzandığını göstermektedir. Ancak şehrin kimliği esas olarak MÖ 8. yüzyılda Frigler döneminde şekillendi. Frig Kralı Midas’ın bir gemi çapası bularak şehri kurduğu ve ona “Ankyra” (çapa) adını verdiği efsanesi, bugün Ankara’nın sembolü olan çapayı açıklar. Gerçekten de kentin armasında bu simge yer almaktadır. Friglerin ardından Lidyalılar ve Perslerin hâkimiyetine giren bölge, ünlü Kral Yolu üzerindeki konumu sayesinde ticari canlılık kazandı ve bölgesel bir merkez hâline geldi.

Roma İmparatorluğu’nun Görkemli Mirası

Ankara’nın antik dünyada bir metropole dönüşmesi Roma İmparatorluğu ile başladı. MÖ 25 yılında İmparator Augustus, Galatya eyaletinin başkenti ilan ettiği Ancyra’ya büyük yatırımlar yaptı. Bugün Hacıbayram Camii’nin yanında yükselen Augustus Tapınağı, bu dönemin en çarpıcı eserlerindendir. Tapınağın duvarlarına kazınmış “Res Gestae Divi Augusti” yazıtı, imparatorun başarılarını ölümsüzleştiren ve antik dünyanın günümüze ulaşan en değerli belgelerinden biridir. Çankırıkapı’daki devasa Roma Hamamı kalıntıları da kentin görkemini yansıtır. MS 3. yüzyıldan 8. yüzyıla kadar kullanılan bu yapı, Roma mühendisliğinin ihtişamını gözler önüne serer. Roma’nın ikiye ayrılmasıyla birlikte Ankara, Bizans İmparatorluğu’nun önemli bir kalesine dönüştü. Sık sık Sasani ve Arap akınlarına maruz kalan şehir, bu dönemde surları güçlendirilerek bugünkü görünümünü kazandı.

Selçuklu ve Osmanlı Döneminde Ticaretin Merkezi

1071 Malazgirt Zaferi’nin ardından Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı ve Ankara, 1073 yılında Selçuklu komutanı Emir Artuk tarafından fethedildi. Türk-İslam döneminde asıl parlayışını Ahilik teşkilatıyla yaşadı. Deri işleme ve Ankara keçisinin yününden dokunan sof kumaşı, şehrin ününü tüm dünyaya taşıdı. 1356’da Osmanlı topraklarına katılan Ankara, 1402’deki Ankara Muharebesi’nde tarihin en çalkantılı dönemlerinden birini gördü. Yıldırım Bayezid ile Timur ordularının karşılaştığı bu savaş, Osmanlı’yı sarsmış olsa da Ankara halkı ve Ahilik teşkilatı şehrin yeniden toparlanmasında kritik rol oynadı. 17. yüzyılda ünlü seyyah Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Ankara’nın zengin çarşısından ve canlı ticaret hayatından övgüyle söz eder. Ancak 19. yüzyılda sanayi devrimiyle birlikte el tezgâhlarının gerilemesi, Ankara’yı bir durgunluk dönemine sürükledi.

Milli Mücadele ve Bir Başkentin Doğuşu

20. yüzyılın başları, Ankara için tarihi bir dönüm noktası oldu. I. Dünya Savaşı’nın ardından işgal altındaki Anadolu’da Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlatılan Milli Mücadele’nin merkezi olarak seçildi. 27 Aralık 1919’da Atatürk’ün Ankara’ya gelişi, kentin kaderini değiştirdi. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla şehir, Kurtuluş Savaşı’nın karargâhı hâline geldi. Savaşın zaferle sonuçlanmasının ardından 13 Ekim 1923’te Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti ilan edildi. Bu karar, İstanbul’un eski rejimle özdeşleşen imajına karşılık, yeni ve modern bir devletin simgesi olması açısından son derece anlamlıydı.

Cumhuriyet’in Modern Çehresi

1923’te nüfusu 30.000’i bulmayan, sakin ve mütevazı bir Anadolu kasabası görünümündeki Ankara, başkent ilan edilmesiyle birlikte planlı ve hızlı bir dönüşüm sürecine girdi. Bu dönüşüm yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda yeni Türkiye’nin modernleşme idealinin de bir yansımasıydı. Başkent oluşuyla birlikte başlayan imar hamlesi, Mimar Kemaleddin ve Vedat Tek gibi isimlerin öncülük ettiği Birinci Ulusal Mimarlık Akımı eserleriyle şehre yön verdi. Osmanlı ve Selçuklu mimari unsurlarını modern ihtiyaçlarla harmanlayan bu akım, TBMM binası, Ankara Palas, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi yapılarla hayat buldu. Geniş bulvarları, yeşil alanları ve kamu binalarıyla örnek bir başkent yaratma hedefi gözetildi.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında hızlanan köyden kente göç, Ankara’nın çehresini hızla değiştirdi. 1950’lerden itibaren yükselen apartmanlar, yeni yerleşim bölgeleri ve altyapı çalışmalarıyla şehir bir metropol kimliğine kavuştu. Bu büyüme, kimi planlama sorunlarını beraberinde getirse de Ankara, modern bir başkentin tüm işlevlerini üstlenmeyi başardı.

Günümüz Ankara’sı

Bugün Ankara, beş milyonu aşan nüfusuyla Türkiye’nin en kalabalık ikinci şehridir. Çayyolu, Ümitköy ve Batıkent gibi semtler kentin batıya doğru büyümesini gösterirken, Çankaya ve Kızılay hâlâ şehrin idari ve sosyal merkezleridir. Metro hatları, Esenboğa Havalimanı ve yüksek hızlı tren gibi modern ulaşım imkânları, başkenti Türkiye’nin dört bir yanına bağlamaktadır.

Ankara aynı zamanda siyaset sahnesinin kalbidir. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, bakanlıklar, yabancı büyükelçilikler ve uluslararası kuruluşların temsilcilikleri, şehrin diplomatik merkez olma özelliğini pekiştirir. Bunun yanı sıra savunma sanayii, teknoloji yatırımları ve teknoparklarıyla Ankara, sadece siyasi değil, ekonomik açıdan da giderek güçlenen bir merkez hâline gelmiştir.

Kültürel hayat da oldukça zengindir. Devlet Tiyatroları, Opera ve Bale, CSO Ada Ankara gibi mekânlar şehrin sanatla iç içe olduğunu gösterir. Her yıl düzenlenen Ankara Film Festivali ve Uluslararası Müzik Festivali, başkentin kültürel çeşitliliğine katkı sağlar. ODTÜ, Hacettepe ve Ankara Üniversitesi gibi köklü eğitim kurumları da şehri bir bilim ve araştırma merkezi konumuna taşır.

Yeşil alan açısından Gençlik Parkı, Göksu Parkı, Mogan Gölü ve Atatürk Orman Çiftliği, Ankaralıların dinlenme ve nefes alma mekânlarıdır. Son yıllarda artan çevre bilinciyle birlikte sürdürülebilir şehircilik ve bisiklet yolları projeleri de gündeme gelmiştir.

Sonuç

Ankara, her dönemde Anadolu’nun kalbinde olmayı başarmış, katman katman birikmiş tarihiyle eşsiz bir mirastır. Friglerin efsanevi çapası, Roma’nın görkemli tapınakları, Ahiliğin dayanışma ruhu, Milli Mücadele’nin kararlılığı ve Cumhuriyet’in modernleşme ideali bu şehrin yolculuğunu şekillendirir. Bugünün Ankara’sı ise yalnızca bir idari merkez değil, aynı zamanda kültür, sanat, bilim ve diplomasinin de merkezidir.

Geçmişin izlerini geleceğe taşıyan Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideallerini, çağdaşlaşma çabasını ve bağımsızlık iradesini simgeleyen canlı bir abide gibidir. Bu yönüyle Ankara, sıradan bir başkent olmaktan çıkar; geçmişle gelecek arasında köprü kuran bir açık hava müzesi kimliğine kavuşur.

Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com

Kaynaklar

📅 Güncellenme: 23.11.2025 (İlk yayın: 25.09.2025)
Beğendiyseniz Paylaşın
📖 Bu yazı Henüz okunmadı
Kerim Usta

Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise "Sevda"…

Tüm Yazılar

Yorum yapmaya ne dersiniz?

Sitemiz, deneyimini geliştirmek için çerezleri kullanır. Gizlilik Politikamız ve Aydınlatma Metni hakkında daha fazla bilgi edinebilirsin.
KVKK ve GDPR kapsamında tercihlerinizi yönetebilirsiniz.
Çerez Tercihlerinizi Yönetin (KVKK & GDPR)
Zorunlu Çerezler Sitenin çalışması için gereklidir. KVKK madde 5/2-f kapsamında işlenmektedir.
Analitik Çerezler Site performansını anlamamızı sağlar. GDPR 6/1-a, KVKK 5/1-a kapsamında işlenir.
İşlevsel Çerezler Kullanıcı deneyimini iyileştirir. GDPR 6/1-a, KVKK 5/1-a kapsamında işlenir.