
Kibir ve Tevazu: İnsanın Gerçek Değeri Nerede Saklı?
Hayatta bazen içten içe bir ses yükselir: “Ben daha iyiyim.” Belki daha zenginiz, daha bilgiliyiz, belki de daha güzel konuşuyoruz. Bu duygu, sınırını bilirse bizi motive eder; ama kontrolden çıkarsa bir başka şeye dönüşür: kibir. İslam düşüncesinde kibir, insanın kendini haddinden fazla yüceltmesi, başkalarını küçük görmesi ve sonuçta hem dünya hem ahiret huzurunu kaybetmesi demektir. Bu yazıda kibri daha yakından tanıyacak, neden tehlikeli olduğunu görecek ve yerine koymamız gereken fazilet olan tevazuyu inceleceğiz.
Kibir Nedir?
Kibir, kelime anlamıyla büyüklük taslamak, üstünlük iddia etmek demektir. Dinî açıdan ise, kişinin kendini başkalarından üstün görmesi ve bunu davranışlarına yansıtmasıdır. Kibir, insanın iç dünyasında başlar ama diline, bakışına, duruşuna ve hatta yürüyüşüne kadar yansır. Kur’an’da ve hadislerde kibir çokça uyarılan bir tehlikedir. Zira kibir, yalnızca insanlara değil, Allah’a karşı da işlenebilecek bir hatadır.
Kibrin Üç Yüzü
İslam âlimleri kibri üç ana başlıkta inceler:
1. Allah’a karşı kibir:
Bu, kibrin en yıkıcı hâlidir. Firavun ve Nemrud gibi tarihî figürler, kendilerini tanrı ilan edecek kadar ileri gitmişlerdir. Günümüzde de bazı insanlar, ibadeti küçümseyerek, Allah’ın emirlerini önemsemeyerek benzer bir kibri dolaylı olarak taşırlar. Kur’an’da şöyle buyrulur:
“Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler, aşağılanmış olarak cehenneme gireceklerdir.”
(Mü’min, 60)
2. Peygamberlere karşı kibir:
Peygamberlerin mesajlarını dikkate almayan, onları “bizim gibi bir insan” diyerek küçümseyenler de Kur’an’da eleştirilir:
“Bu da sizin gibi bir insan. Onun gibi birine itaat ederseniz hüsrana uğrarsınız.”
(Mü’minûn, 33–34)
3. İnsanlara karşı kibir:
Bir kişi, malı, makamı, ilmi veya görünüşü sebebiyle başkalarını küçük görüyorsa bu, kibirli bir davranıştır. Oysa Kur’an’da kibirlenenler için yeryüzünde büyüklük taslamamaları gerektiği vurgulanır:
“İnsanlara yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Allah kendini beğenmiş, böbürlenen hiç kimseyi sevmez.” (Lokman, 18)
Tevazu: Kibrin Panzehiri
Kibir, insanı yükseltmez; tam tersine alçaltır. Tevazu ise insanı Allah katında yüceltir. Tevazu, insanın haddini bilmesi, kusurlarını fark etmesi ve diğer insanlara karşı eşitlik duygusuyla yaklaşmasıdır.
Hazret-i Ömer’in hayatından güzel bir örnek verilir: Şam’a gittiğinde halife olmasına rağmen kölesiyle birlikte deveye sırayla biner. Şehre girerken yuları elinde tutar, dereyi çıplak ayakla geçer. Komutan Ebu Ubeyde ona, “İnsanlar seni böyle görmesin,” der. Hazret-i Ömer’in cevabı ise bir tevazu göstergesidir.:
“Biz zelil bir kavimdik. Allah bizi İslam’la yüceltti. Ondan başka bir şeref ararsak, Allah bizi yine alçaltır.”
Neden Kibirlenmemeliyiz?
İnsanoğlu fanidir. Doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Herkes gibi bir zamanlar bebekti; çaresizdi. Ve sonunda herkes gibi toprak olacak. Bu kadar geçici bir hayata rağmen büyüklenmek ne kadar yerindedir? İnsan; aciz, muhtaç ve sınırlıdır. İslam âlimleri, üç sıfatın sadece Allah’a ait olduğunu söyler: kibriya (büyüklük), gani olmak (hiçbir şeye muhtaç olmamak) ve yaratmak. Bu sıfatlarda Allah’a ortak olmaya çalışmak, haddini aşmaktır. Bu yüzden kibir, aslında ilahî düzene karşı bir başkaldırıdır.
Bir hadis-i kudside Allah şöyle buyurur:
“Azamet ve kibriya bana mahsustur. Bu iki sıfatta bana ortak olmak isteyenlere çok acı azap ederim.” (Müslim)
Tevazu Nasıl Kazanılır?
Tevazu, kendimizi küçük düşürmek değil, gerçek boyutumuzu bilmektir. Bunun için:
- Kendi eksikliklerimizi görmek,
- Ölümü ve sonrasını düşünmek,
- Allah’a karşı her an hesap vereceğimizi hatırlamak gerekir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Allah rızası için tevazu edeni Allah yüceltir.” (Bezzar)
“Kim tevazu ederse Allah onu yükseltir, kim kibirlenirse Allah onu alçaltır.” (Beyhakî)
Gerçek Büyüklük
Asıl büyük olan, büyüklenmeyendir. Kibir, insanı yalnızlaştırır, çirkinleştirir. Tevazu ise insanı hem insanlar hem Allah katında yüceltir. Çünkü tevazu, insanın Rabbine ve yaratılış gayesine yakışan en doğal duruştur. Unutmayalım: Dünya bir imtihan yeridir. Kimse burada ebedî değil. O hâlde haddimizi bilmeli, herkese karşı yumuşak, anlayışlı ve alçakgönüllü olmalıyız. İşte bu, hem bu dünyada huzurun hem de ahirette kurtuluşun anahtarıdır.
Kibir ne kadar kötü ise, tevazu da o kadar iyidir. Hadis-i şeriflerde şöyle buyrulmuştur:
“Allah için affedenin şerefi artar, tevazu eden de yücelir.” (Müslim)
“Kişi kibirlenince, iki melek ‘Ya Rabbi, bunu alçalt!’ derler. Tevazu ederse, ‘Ya Rabbi, bunu yükselt!’ derler.” (Beyhakî)
Tevazu yalnızca bireysel bir ahlâk erdemi değildir; toplumların bir arada huzurla yaşamasının da temelidir. Kibirli bireyler toplumda çatışma ve bölünmelere neden olurken, alçakgönüllü kimseler çevresine güven ve saygı aşılar. Gerçek tevazu sahibi, hem kendini bilir hem de başkalarının değerini görmezden gelmez. Bu erdem, aileden iş hayatına kadar her ilişkide iletişimi güçlendirir, insanlar arası bağı derinleştirir. İnsan kendini küçülttükçe, aslında yücelir. Çünkü büyüklük iddiası, küçüklüğün; tevazu ise gerçek büyüklüğün işaretidir.
Kerim Yarınıneli/KerimUsta.com
Kaynaklar
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Kibir” maddesi, Cilt: 25, s. 561–562.
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Tevazu” maddesi, Cilt: 40, s. 583–585.
- Kur’an-ı Kerim: Mü’min Suresi, 60. Ayet; Mü’minûn Suresi, 33–34. Ayet; Lokman Suresi, 18. Ayet.
- Hadis kaynakları: Müslim, Birr, 69; Bezzar, Müsned; Beyhakî, Şuabü’l-İmân.