
Manas Destanı: Manas’ın Doğuşu ve Adının Gizlenmesi
Kırgızlar, Kalmuk Hanı Alevke’nin hâkimiyeti altında zor günler yaşıyordu. Cakıp ile Akbalta’nın öncülük ettiği direniş başarısız olunca Kırgızların bir bölümü Altay’a sürüldü. Burada tarım ve hayvancılıkla uğraşarak zenginleştiler; ama yurtlarından uzakta, özgürlükten yoksun yaşıyorlardı.
Cakıp Han altmış yaşına gelmişti ve kendisinden sonra adını yaşatacak bir evladı yoktu. Bir gün bu derdini içinde tutamayınca büyük eşi Çıyırdı’ya açıldı; on dört yıldır evliydiler ama çocukları olmamıştı. Çıyırdı cevap vermedi, odasına çekildi ve ağladı.
O sırada Cakıp bir düş gördü; ikinci eşi Bakdevlet de bir düş görmüştü. Düşlerin anlamını öğrenmek için büyük bir toy düzenlendi. Yaşlı Bayyegit, Çıyırdı’nın bir erkek çocuk, Bakdevlet’in ise ikiz erkek çocuk doğuracağını söyledi. Bir süre sonra Çıyırdı’nın canı pars yüreği çekti; ailesi bir parsın yüreğini bulup getirdi. Çıyırdı bu yüreği yedikten dokuz ay sonra bir erkek çocuk doğurdu. Bakdevlet de ikiz erkek çocukların annesi oldu. Cakıp, altmış yaşında üç oğul sahibi olmanın mutluluğunu yaşadı.
Bu çocuk Manas’tı. Ancak düşmanlar arasında, Manas adını taşıyan çocuğun büyüdüğünde Kırgızlar için büyük bir güç olacağına dair haberler dolaşıyordu. Bu yüzden gerçek adı gizli tutuldu; ona Devcindi denildi. Kırgızlar, Manas’ın gerçek adını düşmanlarının yanında söylememek için söz verdi.
Çocukluk Kahramanlığı ve Koçko’nun Yenilgisi
Manas büyüdükçe farklı olduğunu göstermeye başladı. İçinde haksızlığa boyun eğmeyen güçlü bir karakter vardı. Sekiz yaşına geldiğinde kırk evden kırk çocuk toplayıp askerlik oyunu oynuyordu. Bir gün Kalmukların seksen çocuğu, Kırgız çocuklarına saldırıp onları dövmeye başladı. Manas önce onları durdurmaya çalıştı, ama dinlenmedi; kendisi de saldırıya uğradı. Arkadaşlarının çaresizliğini gören Manas’ın öfkesi büyüdü; Kırgız çocuklarını çevresine toplayıp karşı saldırıya geçti. Onun cesaretiyle güç bulan arkadaşları da mücadeleye katıldı; Kalmuk çocukları geri çekilmek zorunda kaldı. Böylece Manas, daha sekiz yaşındayken haksızlığa sessiz kalmayacağını gösterdi.
Bu olay Cakıp’ı sevindirmek yerine korkuttu; oğlunun cesaretini biliyordu ama Kırgızların düşmanları karşısında güçsüz olduğunu da unutmuyordu. Manas’ı azarladı. Akbalta ise farklı düşünüyordu; Manas’ın cesaretini çocukça bir taşkınlık olarak görmüyor, onda Kırgızların kurtuluş umudunu görüyordu. Çıyırdı da oğluna büyük umut bağlamıştı; Manas’ın bir gün Kırgızları sürgünden kurtarıp atalarının yurduna götüreceğine inanıyordu.
Manas’ın davranışları onu düşmanlardan gizlemeyi giderek zorlaştırıyordu. Çoban Oşpurbay’ın yanında kaldığı dönemde de hareketliliği ve cesaretiyle öne çıktı; yine kırk çocukla bir araya geldi, babasının sürülerinden koyunlar kesip arkadaşlarına ziyafet verdi ve kendisine bir prens gibi hitap edilmesini istedi. At sürülerinin çobanı Kancarkul ile kavga etti. Oşpurbay, bu davranışlardan rahatsız olup Cakıp’a şikâyette bulundu; çocuğa “Pars, Arslan Manas” gibi adlar yakıştırıldığını anlattı. Çıyırdı bütün şikâyetlere rağmen oğluna güveniyordu.
Ama Esen Han’ın adamları da Manas hakkındaki haberleri almaya başlamıştı. Çok geçmeden Esen Han’ın gönderdiği askerler Cakıp’ın bulunduğu yere ulaştı. Ordunun başında Koçko adlı bir kumandan vardı. Koçko, Cakıp’ı oğlunun gerçek adını gizlemekle suçladı ve Manas’ın kendilerine teslim edilmesini istedi.
Koçko’nun askerleri Kırgızların üzerine yürüyerek yağmaya başladılar. Henüz on iki yaşındaki Manas geri çekilmedi; Aymanboz adlı atına bindi ve doğrudan Koçko’nun üzerine atıldı. Saldırısı öylesine güçlüydü ki Koçko atından düşürüldü. Cakıp ile Akbalta araya girerek olayların büyümesini önlemeye çalıştılar. Ama yaşananlar, Altay’da sürgün yaşayan Kırgızlar için büyük bir tehlikenin yaklaştığını gösteriyordu. Esen Han, Manas’ın sıradan bir çocuk olmadığını anladı; onu yakalamak için Yolay, Kutan, Mengkuç, Kiten, Kazan ve Kaban gibi bahadırlarını görevlendirdi.
Cakıp, halkını koruyabilmek için malını ve servetini düşmana bırakmayı düşündü. Fakat Manas buna karşı çıktı; ona göre düşmana boyun eğmek, yalnızca bir savaşı kaybetmek değil, atalardan kalan yurdu ve özgür yaşama umudunu da terk etmek demekti. Manas, düşmanın karşısında sessizce beklemek ya da yalvarmak yerine mücadele etmeyi seçti. Kırgızların kendi yurtlarını savunmaları gerektiğine inanıyordu. Bu karar, onun yalnızca güçlü bir savaşçı değil, halkının geleceğini düşünen bir önder olduğunu gösterdi. Adı düşmanları arasında da yayılıyor, Kırgızlar dağınık ve güçsüz durumlarından kurtulmak için genç kahramanın çevresinde toplanmaya başlıyordu.
İlk Zaferler ve Kırgızların Birleşmesi
Manas’ın ünü yayıldıkça Altay’daki Kırgızlar onun çevresinde toplanmaya başladı. Bu sırada Manas’ın amcası Bay Ağa, Kalmuk askerlerinin arasından kurtulup Altay’a ulaşmayı başardı. Bay Ağa, Niskara adlı Kalmuk kumandanının Manas’ı yakalamak amacıyla bölgeye geldiğini hatırlattı. Cakıp bu haberi alınca Altay’daki Kırgızlara haber gönderdi; Akbalta da uzak obalara ulaklar yolladı. Kırgızların yardım çağrısına Kazaklardan Aydar Han’ın oğlu Gökçe ve başka topluluklar da karşılık verdi.
Niskara, Manas’ı ararken Kırgızların hayvan sürülerini yağmalıyordu. Fakat Manas düşmanın ilerleyişini beklemek yerine harekete geçti. Yanında dört yüz genç savaşçı bulunan Manas, Niskara’nın yolunu kesti. Kazak başbuğu Gökçe de kırk yiğidiyle Kırgızlara katıldı. Manas ve yanındaki savaşçılar Kalmukların üzerine saldırdı; Kırgızların direnişi karşısında düşman ordusunun düzeni bozuldu ve Kalmuklar geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu zafer, sürgün yaşayan Kırgızlar için yalnızca bir savaş başarısı değildi; halk, artık kendisini savunabilecek bir öndere sahip olduğunu görüyordu.
Zaferin ardından Cakıp büyük bir toy düzenledi. Çok sayıda hayvan kestirildi, kazanlar kuruldu ve çevrede yaşayan Kırgızlar, Kazaklar, Moğollar ve Kalmukların ileri gelenleri davet edildi. Bu toplantının amacı yalnızca zaferi kutlamak değildi; dağınık yaşayan Kırgızları bir araya getirmek ve ortak bir yönetim altında toplamak gerekiyordu. Toy sırasında aksakallılar ve beyler, halkın geleceğini korumak için bir başbuğa ihtiyaç duyulduğunu dile getirdiler. Manas’ın kırk yiğidinden Aynagul, daha önce Manas’ı han seçtiklerini söyledi. Bunun üzerine toplantıya katılanlar Manas’ın han olması konusunda birleştiler. Böylece Manas, Altay’da yaşayan sürgün Kırgızların hanı ilan edildi.
Han seçildikten sonra Manas, Kırgızların atalarından kalan topraklara dönmeleri ve oralarda yeniden özgürce yaşamaları gerektiğini düşünüyordu. Akbalta ve Bay Ağa da ata yurduna dönmek için birlik kurulması gerektiğini dile getirdiler. Manas, dağılmış halkı toplamak ve yurtlarını düşmanların elinden kurtarmak için harekete geçmeye hazırlandı.
Şooruk Han’ın Yenilgisi ve Kula’nın Alınması
Manas’ın zaferleri çevredeki hanların dikkatini çekmeye başlamıştı. Şooruk Han, Alay ve Isıkgöl çevresindeki Kırgız topraklarını ele geçirmek istiyordu. Kızı Akılay, babasının sefere çıkmasını istemedi; gördüğü rüyayı anlatarak bu girişimin felaketle sonuçlanabileceğini söyledi. Fakat Şooruk Han kızının uyarılarını dinlemedi ve büyük bir orduyla harekete geçti.
Manas, Şooruk Han’ın askerlerinin Kırgızların at sürülerini yağmaladığını öğrenince savaş hazırlıklarına başladı. Savaş başladığında Manas, Döges adlı bahadırı ve Külti adlı savaşçıyı mağlup etti. Şooruk Han’ın Kuyanis adlı büyücüsü Manas’ı yenmek için bir hile hazırladı; kendisini tüccar olarak tanıtarak karargâha geldi. Ancak Manas onun davranışlarından şüphelendi; Agıbay ve Acibay’ın yardımıyla adamın kimliği ortaya çıkarıldı. Ertesi sabah yapılan savaşta Manas kesin bir zafer kazandı. Şooruk Han yenilerek geri çekildi. Kızının uyarılarını hatırlayan han, artık Manas’la savaşamayacağını anlamıştı.
Şooruk Han, kızı Akılay ile birlikte otuz genç kadını ve hazinesini alarak Manas’ın huzuruna çıktı; yenilgiyi kabul ediyor ve canının bağışlanmasını istiyordu. Manas, Şooruk Han’ı aşağılamadı; kadınların zorla cariye yapılmayacağını, kendi istekleriyle eş seçebileceklerini bildirdi. Akılay, Manas’ı seçti. Bu zaferin ardından büyük bir toy düzenlendi; kırk gün süren kutlamalarda Manas, farklı inançlara sahip insanların birbirinden ayrılmaması gerektiğini ilan etti.
Şooruk Han karşısındaki zaferden sonra Manas, babası Cakıp’a darılarak bir süre köyden uzaklaştı. Burada yaşlı bir çiftçiyle tanıştı ve onunla birlikte buğday ekmeye başladı. Yaşlı çiftçi, Manas’a sıradan bir tay olmayan Kula adlı atı almasını öğütledi. Noygut beylerinden Karaca Han’ın elinde bulunan tay, yaşanan kıtlık nedeniyle buğday karşılığında Manas’a verildi. Yaşlı çiftçi, Kula’nın gelecekte büyük bir savaş atı olacağını biliyordu. Manas, bu ihtiyarın kim olduğunu anlamaya çalıştı; ancak yaşlı adam bir süre sonra ortadan kayboldu. Destanda onun çiftçilere yardım eden kutsal bir ruh olduğu anlatılır. Manas’ın arkadaşları onu arayıp buldu ve yeniden evine dönmesini sağladı.
Almambet’in Yurdundan Ayrılması
Manas’ın hikâyesi ilerlerken başka bir kahramanın hayatı da şekilleniyordu. Kalmuk Hanı Aziz Han’ın eşi Altınay, doğum zamanı geldiğinde büyük acılar çekiyordu. Günlerce süren sancılar sırasında çoban Macik’ten yardım istedi. Altınay kısa süre sonra bir erkek çocuk dünyaya getirdi; çocuğa Almambet adı verildi. Destanda Almambet’in doğumu olağanüstü olaylarla anlatılır; onun dünyaya geldiği gün Çin hakanının merkezi olan Becin’de yetmiş gün boyunca yağmur yağdığı ve depremler yaşandığı söylenir.
Almambet büyüdükçe güçlü, zeki ve adaletli bir genç hâline geldi. On yaşına kadar olağanüstü bir eğitimden geçti; daha sonra silah kuşandı ve babasının yönetim işlerinde görev almaya başladı. Almambet, önüne getirilen davalarda adaleti gözetiyordu.
Bir gün Kireşti şehrinde görevliler, zincire vurulmuş yedi kişiyi Almambet’in huzuruna getirdiler. Bunların, ileri gelenlerin şerefine düzenlenen törenlerde kurban edilmesi gerektiğini söylediler. Almambet böyle bir uygulamayı daha önce görmemişti. İnsanların bir başkasının şerefi için öldürülmesini kabul etmedi ve yedi kişiyi serbest bıraktı. Başka yerlerde de benzer olaylarla karşılaşınca halkının bazı geleneklerini sorgulamaya başladı. Kendi toplumunda gördüğü haksızlıklar, Almambet’in iç dünyasında büyük bir çatışma yarattı.
Bir gün Aziz Han, oğluna ailesine ait Han Yaylası’nın Konurbay tarafından zorla ele geçirildiğini anlattı; Almambet’ten yaylayı geri almasını istedi. Almambet, Kılciren adlı atına binerek Konurbay’ın karargâhına gitti. Konurbay, genç prensi küçümsedi ve hakaret ederek üzerine saldırdı; ancak Almambet kendisini savundu ve güçlü rakibini geri çekilmek zorunda bıraktı. Yenilgisini kabullenemeyen Konurbay, durumu Esen Han’a şikâyet etti. Almambet de hakkını aramak için Esen Han’ın yanına gitti; fakat Esen Han onu dinlemek yerine sarayına çekildi. Almambet yedi gün boyunca bir cevap bekledi.
Bu bekleyiş sırasında Burulça adlı genç bir kadın yanına gelerek onu uyardı; Esen Han’a da babasına da güvenmemesini, kendisini büyük bir tehlikenin beklediğini söyledi. Almambet’in gitmesini istedi ve onu sevdiğini belirterek yedi yıl bekleyebileceğini anlattı. Burulça’nın uyarısını dinleyen Almambet, oradan ayrılıp babasının yanına döndü. Babasına Esen Han’ın yönetimine karşı çıkacağını ve Konurbay’la mücadele etmek için bir ordu kurmak istediğini söyledi. Ancak Aziz Han oğlunun düşüncelerine şiddetle karşı çıktı; Esen Han’a bağlılığını dile getirdi ve oğlunun ona karşı gelmesini kabul etmeyeceğini söyledi. Almambet, babasının da kendisini anlamadığını görünce derin bir hayal kırıklığı yaşadı; sonunda Kırgızlara sığınmaya karar verdi.
Almambet’in Esen Han’a karşı çıkması, onu düşmanlarının hedefi hâline getirdi. Esen Han, Çinli ve Kalmuk kumandanlarına emir vererek Almambet’in yakalanmasını istedi. Niskara, Yolay, Börüköz ve diğer kumandanlar harekete geçti; Konurbay da Almambet’e duyduğu öfkeyle bu takibe katıldı. Almambet kaçmaya çalışırken düşman askerleri tarafından kuşatıldı. Tam bu sırada annesi Altınay ortaya çıktı; atına binmiş, silahlarını kuşanmıştı. Oğlunun çevresini saran düşmanlara hiç tereddüt etmeden saldırdı; bir anne olarak bütün gücüyle savaşarak askerlerin arasından bir yol açtı ve Almambet’in kuşatmadan kurtulmasını sağladı. Ancak Altınay bu mücadeleden sağ çıkamadı; düşman askerleri tarafından öldürüldü. Annesinin ölümünü öğrenen Almambet, gece vakti düşmanların arasına girerek onun naaşını geri aldı ve bir ormana götürüp defnetti. Annesini kaybeden Almambet için artık geriye dönüş yolu kalmamıştı; yanında Macik olduğu hâlde yola çıktı.