
Dil ile İlgili Atasözleri ve Deyimler
Dil, yalnızca düşüncelerimizi ve duygularımızı anlatmamızı sağlayan bir araç değildir; toplumların yaşayışını, bakış açısını ve yüzyıllar boyunca biriktirdiği tecrübeleri de taşır. Bu nedenle dil, atasözleri ve deyimlerde kendine önemli bir yer bulmuştur.
Türkçedeki atasözleri ve deyimlere baktığımızda, dilin yalnızca konuşmakla ilgili olmadığını görürüz. “Dil yarası” derken sözün de bir yara açabileceğini, “tatlı dil” derken güzel sözün insan üzerindeki etkisini, “dilini tutmak” derken bazen susmanın konuşmaktan daha doğru olabileceğini, “dilin kemiği yok” derken ise insanın doğru veya yanlış her şeyi söyleyebileceğini anlatırız. Kısacası, dil ile ilgili bu ifadelerin her biri, birkaç kelimenin arkasında günlük hayattan bir düşünce ve tecrübe taşır.
Kerim Yarınıneli / KerimUsta.com
Dil ile İlgili Atasözleri
- Baş dille tartılır. (Kişinin aklı, söylediği sözlerle ölçülür.)
- Bıçak yarası geçer (onulur), dil yarası geçmez (onulmaz). (Hakaret, ağır söz vb. gönül kırıcı davranışların hiçbir zaman unutulmayacağını anlatan bir söz.)
- Bir ağızdan çıkıp (çıkan) bin dile (ağza) yayılır. (Ortaya atılan bir söz çok çabuk yayılır.)
- Borçlunun dili kısa gerek. (Borcu olan kimse, alacaklısına karşı ileri geri konuşmamalı, aşağıdan almalıdır.)
- Buğday ekmeğin yoksa buğday dilin de mi yok? (Görüştüğün kimseyi ağırlayacak, onun istediklerini yapacak durumda olmayabilirsin ama tatlı dille onun gönlünü hoş edebilirsin.)
- Bülbülün çektiği dili belası. (İlerisi düşünülmeden söylenen söz insanın başına dert açabilir.)
- Dil ebsem (olsa) baş esen (esendir). (Kişi dilini tutar, her şeyi söylemezse başını belaya sokmamış olur, rahat eder.)
- Dilden gelen elden gelse, her fukara padişah olur. (Kişi her söylediğini yapamaz, her dilediğini elde edemez.)
- Dile gelen ele gelir. (İnsanlar yapacakları işler hakkında önce konuşurlar, sonra da o işi gerçekleştirirler.)
- Dili olsa da söylese (anlatsa). (Cansız nesneler konuşabilseler bazı olaylara tanıklık da edebilirler.)
- Dilim seni dilim dilim dileyim, başıma geleni senden bileyim. (Kişinin başına ne gelirse dilini tutmamasından gelir.)
- Dilin cirmi küçük, cürmü büyük. (Dil küçük bir nesnedir ama söylediği kötü sözlerle kişinin başını belaya sokarak büyük suç işler.)
- Dilin kemiği yok. (İnsan doğru veya yanlış her şeyi söyleyebilir.)
- Dille düğümlenen, dişle çözülmez. (Verdiği sözü yerine getirmeyen kişi, sebebi sorulduğu zaman kendini savunmakta zorlanır.)
- Dilsizin dilinden anası anlar. (Başkalarının kolay kolay anlayamadıkları şeyi, her gün onunla uğraşan kimse çok kolay anlar.)
- El elden kalmaz, dil dilden kalmaz. (Bir kişi başkasına vurursa o da ona vurur, başkasına kötü söz söylerse diğeri de kendisine kötü söz söyler.)
- El yarası onulur, dil yarası onulmaz. (Silahla açılan el yarası çabukça iyi olur ama kötü sözle açılan gönül yarası kolay kolay kapanmaz.)
- İki kulak bir dil için. (Çok dinleyip az söylemeli.)
- İnsanın eti yenmez, derisi giyilmez; tatlı dilinden başka nesi var. (İnsan kendisini ancak tatlı diliyle sevdirebilir.)
- Kenarın dilberi nazik de olsa nazenin olmaz. (Kibar çevrede yetişmemiş olanlar ne kadar özenseler de kibarlığın bütün inceliklerini gösteremezler.)
- Kör (kesmez) bıçak ele (yavuz), iş bilmeyen avrat dile (yavuz). (Kör bıçak işe yaramaz ama insanın elini keser; iş bilmeyen kadın da çok konuşmaktan başka bir şey yapmaz.)
- Misafir misafiri (dilenci dilenciyi) istemez (sevmez), ev sahibi ikisini de. (Misafir, bütün ağırlamaların yalnız kendisi için olmasını istediğinden gittiği yere başka bir misafirin gelmesini istemez; ev sahibi de hiç misafir gelmese de rahatım bozulmasa diye düşünür.)
- Od ile su, dilsiz yağıdır. (Yangın ve sel felaketi tıpkı düşman gibidir, sessizce, haber vermeden gelir.)
- Oduncunun gözü omçada, dilencinin gözü çömçede. (Herkes işine yarayan şeyi elde etmeye çalışır.)
- Sofrada elini, mecliste dilini sakla. (Topluluk içinde kendini denetle, aşırı davranışlarda bulunmaktan kaçın, açgözlülük ve gevezelik etme.)
- Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. (Gönül alıcı, okşayıcı sözlerle karşımızdakinin inadı yenilebilir.)
Dil ile İlgili Deyimler
- Ağız dil vermemek. (Konuşmamak, susmak.)
- Ağzı dili (ağzı) kurumak. (1) Susuz kalmak; 2) konuşamaz duruma gelmek.)
- Ağzı dili bağlanmak. (Herhangi bir sebeple konuşamaz olmak.)
- Ağzı dili tutulmak. (1) Konuşamamak; 2) beklenmedik bir durum karşısında heyecanlanmak, hayranlık duymak.)
- Ağzı var dili yok. (1) Pek sessiz, kendi hâlinde; 2) konuşamayan, derdini anlatamayan.)
- (Birinde) dil bir karış. (Saygısızca karşılık verenler için kullanılan bir söz.)
- (Birine) dil çıkarmak. (Alay etmek, eğlenmek.)
- (Birinin) ağzını dilini bağlamak. (Birini konuşamaz duruma getirmek.)
- (Birinin) diline düşmek. (Yermek veya alay etmek amacıyla birinin kötü veya yanlış davranışını sürekli söylemek.)
- (Birinin) dilini bağlamak. (Bir kimseyi herhangi bir sebeple söz söyleyemez duruma getirmek, susmak zorunda bırakmak.)
- Dil ağız vermemek. (Ağız dil vermemek.)
- Dil (diller) dökmek. (Kandırmak, inandırmak veya yararlanmak için tatlı sözler söylemek.)
- Dil otu yemek. (Çok konuşmak.)
- Dil tutmak. (Sorguya çekmek için düşman askeri yakalamak.)
- Dil uzatmak. (Bir kimse veya bir şey için kötü söylemek.)
- Dilden düşmez olmak. (Herkes tarafından sürekli tekrar edilir olmak.)
- Dilden düşürmemek. (Sürekli tekrar etmek.)
- Dile (dillere) düşmek. (Hakkında dedikodu yapılmak.)
- Dile dolamak. (Bir şeyi veya konuyu sık sık tekrar etmek.)
- Dile gelmek. (1) Dile düşmek; 2) konuşma kudreti, yeteneği olmayan varlık konuşmak, dillenmek, lisana gelmek.)
- Dile getirmek. (1) Konuşturmak; 2) belirtmek, anlatmak, açıklamak, ifade etmek.)
- Dile vermek. (Gizli tutulması gereken bir şeyi açığa vurmak, duyurmak, yaymak.)
- Dili açılmak. (Herhangi bir sebeple konuşmayan kimse konuşmaya başlamak.)
- Dili ağırlaşmak. (Hastalık sebebiyle güçlükle söz söyleyebilmek, güçlükle konuşmak.)
- Dili alışmak. (Çok kullandığı bir söze alışmak.)
- Dili (başka bir dile) çalmak. (Bir kimsenin konuşması başka bir dile benzemek.)
- Dili bir karış dışarı çıkmak (sarkmak). (Koşmaktan, yürümekten ve yorulmaktan çok susamak.)
- Dili bir karış (olmak). (Fazla konuşan, her söze karşılık veren.)
- Dili boğazına akmak. (Konuşamaz olmak, sesi soluğu çıkmamak.)
- Dili çözülmek. (Konuşamayan veya susan kişi konuşmaya başlamak.)
- Dili damağına yapışmak (dili damağı kurumak). (Susuzluktan ağzı kurumak, çok susamak.)
- Dili (dilinin) döndüğü kadar. (Söyleyebildiği kadar, anlatma gücünün elverdiği ölçüde.)
- Dili dolaşmak. (Korku, heyecan, hastalık, utangaçlık, sarhoşluk gibi sebeplerle şaşırarak söyleyeceğini karıştırmak.)
- Dili dönmemek. (1) Bir sözü doğru, düzgün söylemeyi becerememek; 2) amacını iyi anlatamamak.)
- Dili durmak. (Susmak, dedikodu etmemek.)
- Dili durmamak. (1) Sürekli konuşmak; 2) söylenemeyecek şeyleri de söylemek.)
- Dili ensesinden çekilsin! (Bıktıracak kadar çok konuşan veya kötü sözler söyleyenler için kullanılan bir ilenme sözü.)
- Dili kılıçtan keskin. (Kırıcı ve ağır konuşan.)
- Dili kurusun! (“Söz söyleyemez olsun!” anlamında kullanılan bir ilenme sözü.)
- Dili pabuç kadar. (Saygısızca ve gönül kırıcı bir biçimde konuşan.)
- Dili sürçmek. (1) Konuşma sırasında kelimeleri yanlış söylemek; 2) istenmeyen bir konudan söz etmek.)
- Dili tutulmak. (Sevinç, korku, şaşkınlık vb. sebeplerle birdenbire söz söyleyemez olmak.)
- Dili uzamak. (Haddini bilmeden konuşmak.)
- Dili varmak. (Bir sözü söylemeye gönlü razı olmak.)
- Dili yanmak. (1) Üzüntü ve eziyet çekmek, zarara uğramak; 2) bıkmak, nefret etmek.)
- Dilim dilim etmek. (Dilimlemek.)
- Dilinde tüy bitmek. (Tekrar tekrar söylemekten usanmak, bıkmak.)
- Dilinden anlamak. (1) Bir canlının çıkardığı seslerden veya onun davranışlarından ne anlatmak istediğini anlamak; 2) söz konusu olan şeyin özelliğini bilmek.)
- Dilinden düşürmemek. (Sürekli olarak aynı kişiden veya şeyden söz etmek, sık sık anmak.)
- Dilinden kurtulamamak. (Sürekli olarak bir kimsenin sitem, eleştiri ve sataşmalarına uğramak.)
- Diline dolamak (takmak). (1) Aynı şeyi durmadan ve her yerde tekrarlamak; 2) bir kimseyi her yerde kötülemek.)
- Diline kira istemek. (Ağzına kira istemek.)
- Diline pelesenk etmek. (Diline dolamak.)
- Diline sağlam olmak. (1) Saklanacak konuları açığa vurmamak; 2) kötü söz söylemekten kaçınmak.)
- Diline sağlık. (Ağzına sağlık.)
- Diline virt etmek. (Diline dolamak.)
- Dilini değdirmemek. (Hiç yememek veya içmemek.)
- Dilini eşek arısı soksun. (Hoşa gitmeyen bir şey konuşan kimseye söylenen bir ilenme sözü.)
- Dilini kedi (fare) mi yedi? (“Neden konuşmuyorsun?” anlamında kullanılan bir söz.)
- Dilini kesmek (kesip oturmak). (Susmak.)
- Dilini tutamamak. (Sonunu düşünmeden gelişigüzel konuşmak.)
- Dilini tutmak. (Sonunu düşünmeden gelişigüzel konuşmaktan sakınmak.)
- Dilini yutmak. (Sevinç, korku, heyecan vb. sebeplerle konuşamaz olmak.)
- Dilinin altında bir şey olmak. (Bir kimsenin sözlerinden, açıkça söylemediği bir şeyler anlaşılmak.)
- Dilinin altındaki baklayı çıkarmak. (Gizli tutulması gereken bir şeyi söylemek.)
- Dilinin cezasını (belasını) çekmek (bulmak). (Ölçüsüz, düşüncesiz konuşma yüzünden zarar görmek.)
- Dilinin ucuna gelmek. (Söyleyecek duruma gelmek.)
- Dilinin ucunda. (Bir söz hatırlanacak gibi olup da hatırlanamadığında söylenen bir söz.)
- Dilinin ucuyla. (İçten, yürekten olmayarak, laf olsun diye.)
- Diliyle sokmak. (Bir kimseye ağır ve kırıcı sözler söylemek.)
- Diliyle tutulmak (yakalanmak). (Suçunu, kendi konuşması ile açığa vurmak.)
- Dillerde dolaşmak (gezmek). (Her yerde kendisinden söz edilmek.)
- Dillere destan olmak. (Herkes tarafından konuşulur olmak.)
- Elle tutulur gözle görülür (dille anlatılır). (Çok belirgin, çok açık.)
- Ona buna dil uzatmak. (Herkes için ileri geri konuşmak.)
- Pabuç kadar dili olmak. (Kabaca ve terbiyesizce karşılık vermek.)
- Kürek kadar dili olmak. (Pabuç kadar dili olmak.)
Kaynak :
Türk Dil Kurumu Sözlük