Aşkın Nakkaşı-Ergün Küçüktopçu

Aşkın Nakkaşı-Ergün Küçüktopçu

Sükûta bürünmüş yüreklerin duvarına yazar aşkın nakkaşı,

Viran olan gönüllere çizer en güzel vav’ları aşkın nakkaşı.

Tut gecenin koynundan ey nakkaş,

Geçmiyor yürekten bir miktar yarasız aşk

Sayfalarca içimi döksem yazabilirmisin ey aşkın nakkaşı,

Aşkın Nakkaşı

Aşkın Nakkaşı

AŞKIN NAKKAŞI
Sükûta Bürünmüş Yüreklerin Duvarına Yazar Aşkın Nakkaşı, Viran Olan Gönüllere Çizer En Güzel Vav’ları Aşkın Nakkaşı. Tut Gecenin Koynundan Ey Nakkaş, Geçmiyor Yürekten Bir Miktar Yarasız Aşk
Sayfalarca İçimi Döksem Yazabilirmisin Ey Aşkın Nakkaşı, İçimden İçine Sardığım Mâna-i Aşkı Hesap Eder misin? Ebcetle,
Anlaşılırmı Gönül Duvarına Çizdiğin Motiflerde Aşkın İniltili Hali, Yoksa Çizemezmisin Üşümüş Yüreklere Sükût’a Bürünmüş Halimi.
Elini Göğüsüne Bastığındaki Nar-ı Çizermisin Mesela, Islanmış Aşk Ağlayan Yüreklere
Ey Aşkın Nakkaşı!

Osmanlıda Nakış

Osmanlıda Nakış
Topkapı Sarayı’nda kurulmuş olan Nakkaşhane’de nakkaşbaşının emrinde çalışan sanatkarlar, kitapların minyatürize edilmesinden, cami ve sarayların boyanıp süslenmesine kadar her türlü süsleme ve bezeme faaliyetlerinde çalışma yapmaktaydılar. Fatih döneminde saray nakkaşhanesinde beş yüz kadar ustanın çalıştığı kaydedilmektedir.

Nakkaşlık sanatı İran’da ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde İran’dan getirilen Nakkaş Şahkulu’na bir atölye tesis edilmiş ve günlük yüz akçe yevmiye ile Arslanhane binasındaki nakkaşhanede

Tezyinat Sanatı

Tezyinat Sanatı

Sözlükte “süslemek” anlamındaki zeyn kökünden türeyen tezyîn “süslemek, bezemek, donatmak” demektir. Osmanlılar bezek ve bezeme yerine tezyînât kelimesini tercih etmişlerdir. Türk sanatında tezyinat kavramı, Fransızca’dan Türkçe’ye geçen dekorasyondan (décoration) ziyade “ornementation” anlamında kullanılmakta, tezyinatla sırf tezyinî şekillerden ibaret olan süslemeler kastedilmektedir. Bu tarz bezemeye Arapça’da zahrafe denmektedir. Osmanlılar’da motiflere “nakış”, motiflerle meydana getirilen desenler bütününe “resim” (tarh), bunları yapanlara “ressam” (tarrâh) adı verildiği bilinmektedir. “Nakkaş” kelimesi daha geniş kapsamlı olup ressam, musavvir, müzehhip ve kalemkâr gibi sanatkârlar sınıfını içine almaktadır. Osmanlı sarayında bu tür işleri üstlenen Cemâat-i Nakkāşân-ı Hâssa, Hassa Mimarları Ocağı’na bağlı olarak çalışmaktaydı.