İçeriğe geç

Baş Kelimesiyle Kurulan Atasözleri ve Deyimler

  • Elimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi. (elini sallasa ellisi, başını sallasa tellisi.)
  • Iş başa düşmek. (kendi işini kendi görme zorunda kalmak.)
  • Kargadan başka kuş tanımamak. (bildiğinden veya öğrendiğinden kesinlikle şaşmamak.)
  • Kömür başa vurmak. (kömürün iyi yanmamasından çıkan karbon oksidiyle zehirlenmekten baş ağrımak.)
  • Afyonu başına vurmak. (aşırı davranışlarda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptığını bilememek.)
  • Ağrısız başına kaşbastı bağlamak. (‘kendine gereksiz yere iş çıkarmak’ anlamında kullanılan bir söz.)
  • Ahfeş’in keçisi gibi başını sallamak. (söylenen sözü anlama dan kafa sallayarak onaylamak.)
  • Aklı başına gelmek. (1) davranışlarının yanlışlığını sezerek doğru yolu bulmak: 2) ayılmak, kendine gelmek.)
  • Aklı başında olmamak. (iyi düşünebilir durumda olmamak.)
  • Aklı başından gitmek. (çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağını şaşırmak.)
  • Aklını başına almak (toplamak, devşirmek). (akılsızca davranışlarda bulunmaktan kendini kurtarmak.)
  • Alıp başını gitmek. (başını alıp gitmek.)
  • Ali kıran baş kesen. (zorba.)
  • Ateşi başına vurmak. (çok öfkelenmek, sinirlenmek, coşmak.)
  • Ayağının pabucunu başına giymek. (1) dengi olmayan bir kimseyle evlenmek; 2) değersiz bir kimseyi üstün bir yere geçirmek.)
  • Ayaklar baş, başlar ayak olmak. (değersiz kimseler başa geçip değerli kimseler ise en geride bırakılmak.)
  • Ayrı baş çekmek. (topluluktan ayrılıp kendi başına iş yapmak.)
  • Baharı başına vurmak.
  • Baş ağrıtmak. (tedirgin etmek, bıkkınlık vermek, can sıkmak.)
  • Baş aşağı düşmek. (kişiliğinden kaybederek toplum içindeki durumu sarsılmak.)
  • Baş aşağı etmek. (tersine çevirmek.)
  • Baş aşağı gelmek. (tepesi üstü düşmek.)
  • Baş aşağı gitmek. (işleri ters gitmek, sürekli zarar etmek.)
  • Baş bağlamak. (1) başına bir örtü örtmek; 2) başak vermek; 3) birine veya bir şeye bağlanmak, intisap etmek; 4))
  • Baş başa bırakmak. (birinin, bir şeyle veya bir kimseyle yalnız kalmasını sağlamak.)
  • Baş başa olmak. (birlikte bulunmak, beraber yaşamak.)
  • Baş başa vermek. (1) iki veya daha çok kimse bir kenara çekilip konuşmak: 2) dayanışmak.)
  • Baş (başı) çekmek. (herhangi bir konuda önde gitmek, önayak olmak.)
  • Baş bulmak. (kazanç bırakmak.)
  • Baş çevirtmek. (1) başı arkaya doğru döndürtmek; 2))
  • Baş döndürmek. (başarıdan, gururdan, sevinçten çok mutlu duruma getirmek, aşırı heyecanlandırmak.)
  • Baş edememek. (1) gücü yetmemek; 2) engel olamamak.)
  • Baş eğmek. (1) saygı göstermek için baş eğerek selamlamak: 2) direnmekten vazgeçip buyruk altına girmek.)
  • Baş eldeyken. (ölmeden, yaşarken, sağken.)
  • Baş etmek. (1) gücü yetmek: 2) başarı kazanmak.)
  • Baş gelmek. (yenmek, gücü yetmek.)
  • Baş göstermek. (belirmek, ortaya çıkmak, zuhur etmek, vuku bulmak.)
  • Baş göz etmek.
  • Baş göz olmak.
  • Baş kesmek. (selam vermek için baş eğmek.)
  • Baş kıç vurmak.
  • Baş koşmak. (bir işi başarmak için çalışmak.)
  • Baş olmak. (1) küçük bir işte de olsa başta olmak, sözü dinlenir bir kimse olmak; 2) önde gelmek, lider olmak.)
  • Baş tacı etmek. (çok sevmek ve saymak, el üstünde tutmak.)
  • Baş üstünde tutmak. (çok iyi ağırlamak.)
  • Baş üstünde yeri var. (‘büyük bir saygı ve ilgi ile karşılanır veya ağırlanır’ anlamında kullanılan bir söz.)
  • Baş vermek. (1) çıban olgunlaşmak; 2) buğday vb. bitkiler başak bağlamaya başlamak, başak oluşmak; 3) gemi, kayık vb.ni döndürmek, çevirmek: 4) ortaya çıkmak, belirmek.)
  • Baş yakmak. (kötü duruma düşürmek.)
  • Baş yemek. (1) birinin ölümüne veya yok olmasına sebep olmak; 2) birinin güç duruma düşmesine yol açmak.)
  • Başa baş gelmek (kalmak). (1) eşit olmak, denk olmak; 2) berabere kalmak.)
  • Başı ağrımak. (sorunu olmak, sıkıntı içinde bulunmak.)
  • Başı bağlanmak. (1) evlendirilmek; 2) birini yandaş olarak kazanmak, kendi yanında tutmak)
  • Başı belada olmak. (çözülmesi güç, sıkıntılı bir durumda olmak.)
  • Başı belaya girmek (uğramak). (sıkıcı, üzücü bir durumla karşılaşmak)
  • Başı belaya uğramak. (sıkıcı, üzücü bir durumla karşılaşmak)
  • Başı çatlamak. (başı çok ağrımak.)
  • Başı dara düşmek. (sıkıntıya girmek.)
  • Başı daralmak. (para yönünden sıkıntıya, darlığa düşmek.)
  • Başı darda kalmak. (parasızlıktan dolayı sıkıntıda olmak.)
  • Başı derde girmek. (sıkıntılı bir duruma düşmek.)
  • Başı dik olmak. (1) onurlu, gururlu olmak; 2) cesur, yürekli olmak.)
  • Başı dönmek. (1) insana, eşyanın dönmesi, ayağının altından yerin çekilmesi vb. bir duygu gelmek: 2) sıkıntı yaratan bir durum karşısında bunalmak; 3) görkemli bir şey karşısında şaşırmak; 4) para veya makam sebebiyle şaşırıp şımarmak.)
  • Başı göğe değmek. (beklenmeyen bir mutluluğa ermek.)
  • Başı göğe ermek. (beklenmeyen bir mutluluğa ermek.)
  • Başı kazan gibi olmak. (başında çok ağrı ve uğultulu bir sersemlik olmak.)
  • Başı nâra yanmak. (başkası uğruna büyük bir zarara uğramak.)
  • Başı sıkılmak . (herhangi bir güçlük karşısında kalmak, bunalmak.)
  • Başı sıkışmak. (herhangi bir güçlük karşısında kalmak, bunalmak.)
  • Başı sıkıya gelmek. (herhangi bir güçlük karşısında bunalmak, zor durumda kalmak.)
  • Başı taşa değmek. (ağır bir durum kendisine ders olmak.)
  • Başı tutmak. (gürültüden veya üzüntüden başı ağrımak.)
  • Başı üstünde yeri olmak. (1) her zaman iyi karşılanmak, ağırlanmak: 2) bir düşünce veya davranışı uygun bulmak.)
  • Başı yastığa düşmek. (yorgunluktan veya güçsüzlükten uykuya dalmak.)
  • Başı yastık yüzü görmemek. (yatağa yatıp uyumuş olmamak.)
  • Başı yerine gelmek. (zihin yorgunluğu geçmiş olmak.)
  • Başına balta kesilmek. (sürekli istemek, ısrar etmek, inat etmek.)
  • Başına balta olmak. (sürekli istemek, ısrar etmek, inat etmek.)
  • Başına bela açmak. (kötü bir olay dolayısıyla dert sahibi olmak.)
  • Başına bela almak. (bir sorunla karşılaşmak, kötü bir duruma düşmek.)
  • Başına bela kesilmek. (sıkıntı vermek, tedirgin etmek, musallat olmak.)
  • Başına bela olmak. (sıkıntı vermek, tedirgin etmek, musallat olmak.)
  • Başına bir hâl gelmek. (1) kötü bir duruma uğramak; 2) ölüm ihtimali olmak.)
  • Başına çalsın! (birine verilmek istenilen bir şeyin öfke ve nefretle geri çevrildiğini anlatmak için kullanılan bir söz.)
  • Başına çıkarmak. (şımartmak, çok yüz vermek.)
  • Başına dert açmak. (kendini kötü ve zor bir duruma düşürmek.)
  • Başına devlet kuşu konmak. (beklemediği büyük bir nimeti ele geçirmek.)
  • Başına talih kuşu konmak. (beklemediği büyük bir nimeti ele geçirmek.)
  • Başına dikmek. (1) birini veya bir şeyi korumak için bir kimseyi görevlendirmek; 2) bir içeceği kabı yukarı kaldırarak sonuna dek içmek.)
  • Başına dolamak. (musallat etmek.)
  • Başına dünyanın belasını sarmak. (büyük felaket getirmek.)
  • Başına geçirmek. (1) başına giymek; 2) bir şeyi öfke ile birisinin başına vurmak.)
  • Başına (…) gelmek. (kötü bir durumla karşı karşıya kalmak.)
  • Başına güneş geçmek. (güneş çarpmak.)
  • Başına iş açmak. (uğraştırıcı ve üzücü bir işin çıkmasına yol açmak.)
  • Başına iş çıkarmak. (istenilmeyen veya uğraştırıcı bir işe yol açmak.)
  • Başına iş çıkmak. (hoşa gitmeyen ve beklenmedik bir iş veya olayla karşılaşmak.)
  • Başına kakmak (kakınç etmek). (yapılan bir iyiliği yüzüne vurarak birini üzmek.)
  • Başına kan çıkmak. (öfkelenmek, hiddete kapılmak, kontrolünü yitirmek.)
  • Başına karalar bağlamak. (çok kederlenmek.)
  • Başına taç etmek. (çok değer vermek, ilgi göstermek.)
  • Başına taş düşmek. (felakete uğramak.)
  • Başına taş yağmak. (felakete uğramak.)
  • Başına vur, ağzından lokmasını al. (uysal ve sessiz kimseler için kullanılan bir söz.)
  • Başına vurmak. (1) içki, gaz veya sıcak baş ağrısı yapmak; 2) dayanamaz olmak: 3) ne yapacağını bilemez hâle gelmek.)
  • Başına yıkmak. (harap etmek, zor durumda bırakmak.)
  • Başında kavak yeli esmek. (1) genç sorumluluk duygusundan uzak, zevk, eğlence peşinde koşmak: 2) gerçekleşmeyecek şeyler düşünerek vakit geçirmek.)
  • Başında paralansın. (yapılan bir iyilik çok söylendiğinde o iyiliğin artık istenmediğini belirten bir söz.)
  • Başında torbası eksik. (kaba saba, yontulmamış (kimse).)
  • Başından almak. (kurtarmak, sorumluluğunu almak.)
  • Başından aşağı kaynar sular dökülmek. (üzüntülü veya kötü bir olay karşısında birdenbire büyük bir sıkıntı duymak.)
  • Başından atmak. (1) yapılması güç bir işi yapmaktan kendini kurtarmak: 2) sürdürülmesi gereksiz görülen bir bağlılığa, bir ilişkiye son vermek.)
  • Başından büyük işlere girişmek. (gücünün üstünde olan işlere kalkışmak.)
  • Başından büyük işlere kalkışmak. (gücünün üstünde olan işlere kalkışmak.)
  • Başından geçmek. (daha önce aynı duruma uğramış olmak.)
  • Başından korkmak. (hayatından kaygı duymak, cezalandırılmaktan korkmak.)
  • Başından savmak. (bir istekte bulunanı sözde bir sebeple uzaklaştırmak.)
  • Başını ağrıtmak. (1) gereksiz sözlerle birini bunaltmak; 2) bir iş için birini tedirgin etmek, uğraştırmak.)
  • Başını alıp gitmek. (izin almadan ve gideceği yeri bildirmeden gitmek, savuşmak.)
  • Başını ateşlere yakmak. (başına büyük bir dert almak.)
  • Başını bağlamak. (1) başına örtü vb. bağlamak; 2) birini nişanlamak veya evlendirmek.)
  • Başını belaya sokmak. (birini, kötü sonuçlar verecek bir duruma itmek.)
  • Başını bir yere bağlamak. (birini bir işe yerleştirmek, işsizlikten, başıboşluktan kurtarmak.)
  • Başını boş bırakmak. (yalnız veya serbest bırakmak.)
  • Başını çıkarmak. (bitki filizlenmeye başlamak.)
  • Başını derde sokmak. (sıkıntılı bir duruma girmek veya getirilmek.)
  • Başını dik tutmak. (onurunu korumak.)
  • Başını dinlemek. (kafasını dinlemek.)
  • Başını döndürmek. (1) mutluluktan yarı sarhoş duruma getirmek; 2) kendine hayran bırakmak.)
  • Başını duman almak. (efkârlanmak.)
  • Başını ezmek. (bir daha kötülük edemeyecek duruma getirmek.)
  • Başını gözünü yarmak. (bir işi kötü yapmak, bir işi istenildiği gibi yapmamak.)
  • Başını kaldırmamak. (1) bir işi aralıksız sürdürmek; 2) iyileşememek, yataktan çıkamamak.)
  • Başını kaldıramamak. (1) bir işi aralıksız sürdürmek; 2) iyileşememek, yataktan çıkamamak.)
  • Başını kaşıyacak vakti olmamak. (arada en ufak başka bir iş yapamayacak kadar sıkışık durumda bulunmak.)
  • Başını kaşımaya vakti olmamak. (arada en ufak başka bir iş yapamayacak kadar sıkışık durumda bulunmak.)
  • Başını koltuğunun altına almak. (ölümü göze alarak bir işe girişmek.)
  • Başını kurtarmak. (1) canını korumak; 2) geçimini sağlayacak bir duruma gelmek.)
  • Başını ortaya koymak. (bir işe girişirken ölümü göze almak.)
  • Başını taştan taşa vurmak. (çaresiz kalarak çok pişman olmak.)
  • Başını uçurmak. (kellesini uçurmak.)
  • Başını vermek. (kendini feda etmek.)
  • Başını yakmak. (güç bir duruma sokmak.)
  • Başta (başında) bulunmak. (bir işin yöneticisi olmak.)
  • Başta gelmek. (önde olmak, üstün durumda olmak.)
  • Başta gitmek. (en ileri durumda bulunmak.)
  • Başta taşımak. (çok saygı göstermek.)
  • Baştan aşmak. (pek çok olmak, pek çoğalmak.)
  • Baştan çıkarmak. (1) kötü yola sürüklemek, doğru yoldan saptırmak; 2) karşı cinsi bir ilişkiye ikna etmek.)
  • Baştan çıkmak. (ahlakı bozulmak, doğru yoldan ayrılıp uygunsuz işlere yönelmek.)
  • Baştan kara etmek. (batma tehlikesi karşısında, gemi başını karaya vurup oturmak.)
  • Baştan kara gitmek. (sonunu düşünmeyerek hesapsız, batarcasına yaşamak.)
  • Bir baştan (uçtan) bir başa (uca). (bir yerin bir sınırından öbür sınırına kadar.)
  • Bir işi başından kesmek. (yapılması istenmeyen bir işi baştan engellemek.)
  • (bir işin) başında olmak. (1) yöneticisi olmak: 2) işe sahip çıkmak.)
  • (bir işin, şeyin) başına oturmak. (bir işi yapmaya başlamak, işe koyulmak.)
  • (bir kızı) leğen başından almak. (hamarat diye seçerek almak.)
  • (bir şey birinin) aklını başından almak. (bir şey birini düşünemeyecek bir duruma getirmek, çok şaşırtmak.)
  • (bir şey) iki baştan olmak. (bir şey, her iki tarafın aynı şeyi istemesiyle, iyi niyetiyle gerçekleştirilebilmek.)
  • (bir şeyden) baş alamamak. (çok uğraştıran bir konu yüzünden vakit ve fırsat bulamamak.)
  • (bir şeyden) baş almak. (fırsat bulmak.)
  • (bir şeyden) başını alamamak. (bir şeyden kurtulamamak.)
  • (bir şeyi birinin) başına sarmak. (birine musallat etmek.)
  • (bir şeyin) başına geçmek. (1) görevi altında bulundurmak; 2) bir işin yönetimini ele almak; 3) bir işi yapmaya başlamak; 4) bir şeyin etrafında toplanmak, yer almak.)
  • (bir şeyin) başında beklemek (durmak). (yanında durup gözetlemek.)
  • (bir şeyin) başını beklemek. (1) gözetlemek; 2) hastanın yanında bulunmak.)
  • (bir şeyle) başı hoş olmamak. (bir şeyden hoşlanmamak.)
  • Bir yakadan baş çıkarmak. (bir çatı altında dirlik düzenlik içinde yaşamak.)
  • Bir yastığa baş koymak. (evli bulunmak.)
  • (bir yere) baş tutmak. (elebaşı olmak.)
  • (bir yere) başını sokmak. (barınacak bir yer bulmak.)
  • (bir yerin, bir işin) başına gelmek. (bir görevi üstlenmek, yüklenmek.)
  • (bir yerin) üst başı. (yukarı yanı, yukarıda olan bölümü.)
  • (bir yola) baş koymak. (bir şey uğruna ölümü göze almak.)
  • (birine) dünyayı zehir etmek. (bir kimseyi çok sıkıntılı bir duruma sokmak.)
  • (birine) dünyayı zindan etmek. (bir kimseyi çok sıkıntılı bir duruma sokmak.)
  • (birine) dünyayı başına dar etmek. (bir kimseyi çok sıkıntılı bir duruma sokmak.)
  • (birinin) baş belası olmak. (sıkıntı, üzüntü, eziyet vermek.)
  • (birinin) başının belası olmak. (sıkıntı, üzüntü, eziyet vermek.)
  • (birinin) başı için. (‘çocuğumuzun başı için, annenizin başı için’ vb. sözlerde değerli bir kişi ortaya konarak kullanılan ant veya yalvarma sözü.)
  • (birinin) başına çalmak. (bir şeyi öfkeyle, nefretle geri vermek.)
  • (birinin) başına çıkmak. (birinden yüz bulup ona karşı pek şımarıkça davranmak.)
  • (birinin) başına çorap örmek. (birine, haberi olmadan kötü duruma düşürücü davranışta bulunmak.)
  • (birinin) başına dikilmek. (1) birinin yanından uzaklaşmamak, onu denetim altında bulundurmak; 2) bir işi yaptırmak için yanında ayakta durmak; 3) bir şeyin yanında ve ayakta beklemek.)
  • (birinin) başına ekşimek. (1) ağır yük olmak; 2) üstüne kalmak.)
  • (birinin) başına gaile açmak. (sıkıntı yaratmak, üzüntü vermek.)
  • (birinin) başına geçmek. (en üstün yeri almak, önderlik yapmak.)
  • (birinin) başına gelmek. (beklenmedik, şaşırtıcı bir olay veya durumla karşılaşmak.)
  • (birinin) başına kâhya kesilmek. (olur olmaz her işine karışmak.)
  • (birinin) başına kalmak. (istemediği hâlde bir işi yapmak veya bir kimseye bakmak zorunluluğu ile karşılaşmak.)
  • (birinin) başında değirmen çevirmek. (gürültü ile tedirgin etmek.)
  • (birinin) başını istemek. (öldürülmesini istemek.)
  • (birinin) başını nâra yakmak. (birini ağır bir zarara uğratmak.)
  • (birinin) başını yemek. (güç duruma düşmesine yol açmak.)
  • (birinin) derdi başından aşkın (olmak). (1) birçok sorunu bulunmak: 2) aşırı derecede meşgul olmak.)
  • (birinin) işi başından aşkın olmak. (pek çok işi olmak.)
  • (birinin) işi başından aşmak. (pek çok işi olmak.)
  • (birinin) üstü başı dökülmek. (giyecekleri çok eski olmak.)
  • (birinin) üstüne başına etmek.
  • (biriyle, bir şeyle) baş başa kalmak. (biriyle veya bir şeyle yalnız kalmak.)
  • (biriyle, bir şeyle) baş edebilmek. (bir kimseyi yola getirmeye veya bir şeyi yapmaya gücü yetmek.)
  • Bok yedi başı.
  • Can baş üstüne. (istenilen şeyin büyük bir memnunlukla yapılacağını anlatan bir söz.)
  • Can başına sıçramak. (çok korkmak.)
  • Can cana, baş başa. (1) bir tehlike anında herkesin kendi canının, kendi başının kaygısına düştüğünü anlatan bir söz: 2) birbirini seven iki kişi bir arada yalnız olarak.)
  • Cinleri başına toplanmak. (öfkelenmek.)
  • Cinleri başına üşüşmek. (öfkelenmek.)
  • Çıbanın başını koparmak. (ağır bir sorunun patlak vermesine yol açmak.)
  • Darısı başına. (bir başarı, bir mutluluk başkası için istendiğinde söylenen bir söz.)
  • Darısı … başına. (bir başarı, bir mutluluk başkası için istendiğinde söylenen bir söz.)
  • Ders başı etmek. (tatil sonrası öğrenciler yeni öğretime başlamak.)
  • Ders başı yapmak. (tatil sonrası öğrenciler yeni öğretime başlamak.)
  • Dertsiz başını derde sokmak. (bir derdi yokken gereksiz yere üzüntü veren bir işe girişmek.)
  • Deve kuşu gibi başını kuma gömmek. (1) bir tehlike, bir olay karşısında yararlı olmayacağı apaçık ortada olan kaçamak bir yola sapmak; 2) başkalarını aldattığını sanarak kendisini aldatmak.)
  • Deve kuşu gibi başını kuma sokmak. (1) bir tehlike, bir olay karşısında yararlı olmayacağı apaçık ortada olan kaçamak bir yola sapmak; 2) başkalarını aldattığını sanarak kendisini aldatmak.)
  • Dostlar başına. (bir şeyi dostları için de dilemek amacıyla kullanılan bir iyi dilek sözü.)
  • Dostlar başından ırak. (sözü edilen kötü bir durumla yakınların karşılaşmaması için söylenen iyi dilek sözü.)
  • Dünya başına dar olmak. (çok sıkılmak, büyük bir çaresizlik içinde kalmak.)
  • Dünya başına dar gelmek. (çok sıkılmak, büyük bir çaresizlik içinde kalmak.)
  • Dünya başına yıkılmak. (çok sıkılmak, umutlarını yitirmek.)
  • Düşman başına. (durumun kötü olduğunu göstermek için kullanılan bir söz.)
  • El elde baş başta. (elde bulunan her şeyin tükendiğini anlatan bir söz.)
  • Elini sallasa ellisi. (birinin karşı cinsten birçok insanı kolaylıkla elde edebileceğini anlatan bir söz.)
  • Elini sallasa ellisi, başını sallasa tellisi. (birinin karşı cinsten birçok insanı kolaylıkla elde edebileceğini anlatan bir söz.)
  • Eteğini başına atmak (sarmak). (birini azarlamak, onur kırıcı sözlerle suçlamak.)
  • Fare düşse başı yarılır. (bir yerin boş ve yoksulluk içinde bulunduğunu anlatan bir söz.)
  • (gemi) baş tutamamak. (rüzgâr, fırtına yüzünden, yapılışındaki veya yükselişindeki bir bozukluk sebebiyle gemi dümene uymamak, rotadan çıkmak.)
  • Gemi baş vurmak.
  • Harı başına vurmak. (1) çok kızmak; 2) azmak, kendini tutamayacak duruma gelmek.)
  • (her şeye) baş sallamak. (karşısındakinin her sözünü uygun bulur görünmek.)
  • Hırkayı başına çekmek. (bir köşeye çekilip çevresiyle ilgisini kesmek.)
  • Işin başı. (bir işin en önemli noktası.)
  • Kabak (birinin) başına (başında) patlamak. (birçok kimsenin ilgili olduğu bir olaydan, yalnızca bir kimse zarar veya ceza görmek.)
  • Kan başına toplanmak. (öfkelenmek.)
  • Kan başına sıçramak. (öfkelenmek.)
  • Korktuğu başına gelmek. (düşünülen kötü durum gerçekleşmek.)
  • Kuru başına kalmak. (hayatında veya yanında kimsesi kalmamak, kimsesiz, yalnız kalmak.)
  • Öfkesi başına çıkmak. (çok öfkelenmek.)
  • Öfkesi başına sıçramak. (çok öfkelenmek.)
  • Öfkesi başına vurmak. (çok öfkelenmek.)
  • Öpüp başına koymak. (1) bir nimeti veya kutsal sayılan bir varlığı saygıyla el üstünde tutmak, yüksekte tutmak; 2) bir şeyi memnunlukla karşılamak, saygı duymak, saygıyla karşılamak.)
  • Pişmiş tavuğun başına gelmemek. (her türlü zarara, kötülüğe, felakete uğramak, çok sıkıntı çekmek.)
  • Saat başı galiba! (bir toplantıda, herkesin dalıp sustuğunda bu durumu fark eden bir kimsenin söylediği söz.)
  • Saç saça baş başa. (kadınlar, birbirlerini kıyasıya hırpalayacak biçimde.)
  • Saç saça baş başa dövüşmek. (kadınlar, birbirlerini kıyasıya hırpalayacak biçimde kapışmak.)
  • Saç saça baş başa gelmek. (kadınlar, birbirlerini kıyasıya hırpalayacak biçimde kapışmak.)
  • Saçı başı ağarmak. (yaşlanmak.)
  • Saçı başı birbirine karışmak. (bakımsız olmak.)
  • Saçına başına bakmadan. (ilerlemiş yaşına yakışmayacak biçimde.)
  • Saçını başını yolmak. (çok üzülmek, üzüntüsünden dövünmek.)
  • Sandık başına gitmek. (sandığa gitmek.)
  • Sıçan düşse başı yarılır. (‘hiçbir şey yok’ anlamında kullanılan bir söz.)
  • Silah başı etmek.
  • Suyu baştan (başından) kesmek. (işin aslı üzerinde kesin bir şey söyleyip ayrıntılarını konuşmaya gerek duymamak.)
  • Suyun başı. (1) suyun çıktığı yer, kaynak: 2) bir işin asıl yetkililerinin bulunduğu yer; 3))
  • Tavan başına çökmek (yıkılmak). (beklenmeyen bir durum karşısında şaşırıp kalmak.)
  • Uykusu başına sıçramak. (1) uyuyamadığı için sersemleşmek; 2) uykusunu iyi alamadığından hırçınlaşmak.)
  • Üstündeki üstünde, başındaki başında. (‘üstündekinden başka hiçbir şey kalmadan’ anlamında kullanılan bir söz.)
  • Üstünden başından akmak. (durumu belirgin bir biçimde anlaşılmak.)
  • Yalın ayak, başı kabak. (çok perişan bir kılıkta.)
  • Yaşı ne, başı ne? (konuşulan iş için genç bir kimsenin yaşının ve deneyiminin elverişli olmadığını anlatan bir söz.)
  • Yaşını başını almak. (1) yaşı ilerlemiş olmak: 2) deneyim kazanmış olmak.)
  • Yok devenin başı. (çok abartılı bir söz karşısında kullanılan bir söz.)
  • Yok devenin pabucu. (çok abartılı bir söz karşısında kullanılan bir söz.)
  • Yok devenin nalı. (çok abartılı bir söz karşısında kullanılan bir söz.)
  • Yoluna baş koymak. (bir amaca, bir gayeye yönelmek, bütün varlığıyla kendini vermek.)
  • Yüreğinin başı sızlamak. (yüreği sızlamak.)

 

Kaynak :

  • Türk Dil Kurumu Sözlüğü
  • erkan Şen, Eski Türkçe Deyimlerde Davranışlara Dayalı Aktarımlar, IX. Uluslararası Türk Dili Kurultayı: Bilge Tonyukuk Anısına, Cilt 2, Ankara, 2021, s. 1739–1767

📺 Bu konuyla ilgili videomu aşağıda bulabilirsiniz. Kanalıma abone olursanız size hiçbir zararı olmaz, aksine yeni videolardan haberdar olursunuz.

Sayfalar:
12
📅 Güncellenme: 04.09.2026 (İlk yayın: 04.09.2026)
Beğendiyseniz Paylaşın
Kerim Usta

Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise "Sevda"…

📚 Tüm Yazılarını Göster
Sayfalar: 1 2

Yorum yapmaya ne dersiniz?

Sitemiz, deneyimini geliştirmek için çerezleri kullanır. Gizlilik Politikamız ve Aydınlatma Metni hakkında daha fazla bilgi edinebilirsin.
KVKK ve GDPR kapsamında tercihlerinizi yönetebilirsiniz.
Çerez Tercihlerinizi Yönetin (KVKK & GDPR)
Zorunlu Çerezler Sitenin çalışması için gereklidir. KVKK madde 5/2-f kapsamında işlenmektedir.
Analitik Çerezler Site performansını anlamamızı sağlar. GDPR 6/1-a, KVKK 5/1-a kapsamında işlenir.
İşlevsel Çerezler Kullanıcı deneyimini iyileştirir. GDPR 6/1-a, KVKK 5/1-a kapsamında işlenir.