Ey Hira Yüreklim – Ergün Küçüktopçu

Ey Hira Yüreklim - Ergün Küçüktopçu

Ey Hira Yüreklim…!

Ellerimle Elini Tuttuğum,

Aşk’ı Tanıyan Yüreğin Cennete Götüren Rehberim Olsun.

Dualarımın Öznesi Olan Yâr Dün Gece Yine Resmine Baktım Yatmadan,

Gözlerinde Beni Gördüm, Yüreğindeki Acıyı Gördüm,

Hüzünü Gördüm.

Dedim Kendi Kendime,

Aşk Hakkımmıdır Bilmem, Ama Hak Aşkımdır.

Yüreğimi Özenle Koruyorum, Çünkü İçinde Sen Varsın…..

Marifet İki Yüreğin Bir Olması Değilmiydi Zaten,

Biz Tek Yürek Olduk Seninle Kurbanım.

Eğer Sana Kavuşmadan Ölürsem…

Vallahi Ölüm’e de Aşk Olsun!…

Senin İsminle Uyanıyorum Her Sabah…!

Bir Sevinç Kaplıyor Yüreğimi Çünkü Sen Varsın Sol Yanımın Bekçisi.

Ey Hira Yüreklim….!

Kudüs Bakışlım, Ravza Yüreklim, Dualarımın

Ey Benim Hicretim-Ergün Küçüktopçu

ey benim hicretim !

Ey benim hicretim….!
Yüreğime vahyin düştüğünde,
Sana gidişimi hicret bildim.
Ey hicretime mekke gibi yandığım yâr.
Yüreğim şimdi seni hira’da beklemektedir.
Bu akşamda sana hicret etti yüreğim.
Ey benim sebeb-i hüznüm,
Sana hicret eden yüreğimi İnfaz ediyor sükût’un.

Hira Yüreklime- Ergün Küçüktopçu

Hira Yüreklime- Ergün Küçüktopçu

  • Hira Gibi Kocaman Yüreğin Yanında
  • İçimi Çekemiyorum Artık Ağlamaktan
  • Rastlantımıydı Sol Yanıma Akman
  • Aşkla Ağır Ağır Kaynasın Yüreğime
  • Yıllarca Hayalini Kurduğum Yâr
  • Ümidimi Yitirmedim, Hayallerimin
  • Razıydım Özünle, Özlemiş Sevgine
  • Ey Benim Aşk Kokulu, Ebedi Yarim
  • Kalbime Yazdığım, Ezeli Duâm’sın
  • Lal Oldu Dilim Gönlümün Sahibi
  • İkimiz Bir Gönül Olduk, Ötesi Yok
  • Merak Etme Yâr, Sidre-i Müntahada Görüşürüz……!

Ey Hira Yüreklim-Ergün Küçüktopçu

Ey Hira Yüreklim!

Ey hira yüreklim…!
Ellerimle elini tuttuğum,
Aşk’ı tanıyan yüreğin
Cennete götüren rehberim olsun.
Dualarımın öznesi olan yâr
Dün gece yine resmine baktım yatmadan,
Gözlerinde beni gördüm,
Yüreğindeki acıyı gördüm,
Hüzünü gördüm.
Dedim kendi kendime,
Aşk hakkımıdır bilmem,
Ama hak aşkımdır.
Yüreğimi özenle koruyorum,
Çünkü İçinde sen varsın…..
Marifet İki yüreğin bir olması değilmiydi zaten,
Biz tek yürek olduk seninle kurbanım.
Eğer sana kavuşmadan ölürsem…
Vallahi ölüm’e de aşk olsun!…
Senin İsminle uyanıyorum her sabah…!
Bir sevinç kaplıyor yüreğimi
Çünkü sen varsın sol yanımın bekçisi.
Ey hira yüreklim….!
Kudüs bakışlım,
Ravza yüreklim,
Dualarımın İçindeki duâm,
Seni sevdirene şükürler olsun.
Gönlün o kadar güzel ki
Hiç gürültü etmeden sevdim yüreğini.
Gönlümün hirası,
Uyursam gönlünde hiç uyandırma,
Ört üstümü sevginle.
Allah aşkı kokan yüreğini sevdim,
Sana olan sevgim bir dert ise,
O derdi bile İsraf etmem.
Ey hira yüreklim….!
Kalemimle seni yazdım yüreğime
Dört elif miktarı.
Okumam yazmam olmasın İstersen
Ama hep aklımda tutayım seni,
Sen oku İstersen beni.
Bende sana borçlanayım,
Sever sever öderim sana ey yâr.
Seni nun gibi seviyorum,
Sevdiğini kollarının arasına alıp
Hiç dokunmadan İncitmeden severdim.
Mümkün olsa sesini
Ekerdim toprağa çiçek niyetine,
Sesini öper koklardım.
Ey hira yüreklim….!
Ne kaşını nede gözünü sevdim,
Ben senin rüküye giden başını,
Mevlaya açtığın avuçlarını,
Secdeye giden alnını sevdim.
Belki bir gün karşılaşırız,
Belki sefada belki merve’de.
Yokluğun oruç gibi olsa da
Varlığın İftar olacak,
Seni hep bekleyeceğim hira yüreklim
Ahirete kadar…….

Peygamberimize Gelen İlk Vahiy

Peygamberimize Gelen İlk Vahiy
“Ne Yücedir O Allah ki,Bütün Âlemlere Bir Uyarıcı Olsun Diye Kulu (Muhammed’e) FurkÂn’ı İndirdi.Göklerin ve Yerin Hükümranlığı Ancak O’nundur.”

Üzerinde yaşadığımız bu ihtiyar küre, ilk hilkat gününden beri, güneşin etrafında dönmesine devam ediyor. O, İlâhî nizam gereğince kurulmuş düzen üzere dönmesine devam ededursun. Biz de biraz geriye dönelim,bunaltılar içinde yüzen günümüzden uzaklaşalım, tarihte dolaşalım. İşte milâdın 610. yılındayız. Kutsal hâtıralarla dolu olan Mekke’de bulunuyoruz. Bak, o da, bütün dünya gibi derin uykusuna dalmış, gaflet içinde uyuyor. Bütün gününü boş şeylerle geçirmiş, vaktini boş şeylerle öldürmüş… Kafası boş, gönlü boş, gecesi, gündüzü boş. İşi gücü, yerlerinden kımıldamaya takatı olmayan irili ufaklı 360 kadar putun etrafında vakit vakit dönüp dolaşıp onlara tapmaktan ibaret. Ne gaflet ki, insan eliyle yapılmış olan ağaç ve taş parçalarına tapmayı marifet sanıyorlar ve sonunda böyle derin bir gaflet içinde uykuya dalıyorlar. Dünya uyuyor, tarih uyuyor, onlar uyuyorlar. Bize “Dinî Felsefî Sohbetler” gibi muazzam bir eser bırakan rahmetli Ferid Kam’ın hakkı var. O, böyleleri için şöyle der:

Peygamberimize Vahiyin Gelişi

Peygamberimize Vahiyin Gelişi

PEYGAMBERİMİZE VAHİYİN GELİŞİ

Kâbe’nin tamirinin üzerinden üç yıl geçer. Hz. Muhammed (S.A.S.) otuz sekiz yaşındadır. Bu arada kendisinden sonraya kalıp altı ay daha yaşayacak tek evladı, kızı Hz. Fatıma doğar. Bu son yıllarda yaşamında yeni ve garip olaylar baş gösterir. Yolda yürürken çevresinde nurlar parıldamakta, taşlar, ağaçlar dile gelip seslenmektedir: “Ey Muhammed! ALLAH’ın selamı üzerine olsun!”

Hz. Muhammed (S.A.S.) bütün bu olup bitenlere bir anlam verememekte ve ürkmektedir. Cinler tarafından ele geçirilmekten korkar. Fakat onunla ilgili esrarengiz sesler sadece taşlardan ve ağaçlardan gelmez. Onu dillendiren