Devamı var:

12 Haziran 1515′de Göksun yakınlarında Turna Dağı eteklerinde yapılan savaşta doksan yaşındaki Alauddevle Bozkurt Bey, dört oğlu ile beraber giriştiği mücadelede öldürülmüştür[90]. Alauddevle Bey’in kesik başı bir fetihnâme ile Mısır Sultanı Kansu Gavri’ye gönderilmiştir. Dulkadırlu memleketi Maraş ve Elbistan başta olmak üzere bir ”sancak” itibar edilerek Şehsuvaroğlu Ali Bey’e verilmiştir. Böylece Keşfî’nin “Türkistan Diyârı” dediği Türkmenlerin yurdu ve askerleri Sultan Selim’in emrine girmişti. Sultan Selim adına burada kendi adına hutbe okutup, para bastırılmıştır. Hadım Sinan Paşa burada vezir-i a’zam tayin edilmiştir[91].

Dulkadırlu Eyaleti’nden, Acem diyarında alınan ganimet kadar kıymetli mücevherler ve bol miktarda para ele geçmiştir. Sultan Selim, her askere elde ettiği ganimet hariç bin’er akçe ihsan buyurdular. Kayseri’ye gelindiğinde Selim Han, askere memleketine dönüş için izin verip, kendisi adamlarıyla birlikte Göksun, Sarız ve Kayseri üzerinden İstanbul’a azimet etmiştir[92].

Yavuz Sultan Selim, İstanbul’a varır varmaz, evvela Çaldıran Seferi sırasında meydana gelen başkaldırmalarda devlet erkanından kimlerin parmağı olduğunu meydana çıkarmak için tahkikat açtırdı. Netice de; Vezir İskender Paşa, Sekban-başı Balyemez Osman Ağa, Kadıasker Cafer Çelebi suçlu bulunarak katledilmişlerdir[93]. Bu arada Sultan Selim’in İstanbul’a dönmüş olduğunu duyan, Şah İsmail, Hüseyin Bey ve Behram Ağa’dan oluşan bir sefaret (elçilik) heyeti daha göndermiş, bunlarda evvelki gelen Safevî heyetinin âkıbetine düçâr olmuşlardır[94].

Güneydoğu Anadolu ve Diyarbakır Havâlisi’nin Osmanlı Devleti’ne Katılması (1515-1517):

Sıradağlar üzerinde başlarına buyruk dolaşmakta olan Kürt Beyleri, tek başlarına yaşamakta ve Kelime-i Tevhid’den başka hiçbir konuda anlaşamayarak sürekli biçimde biri birileriyle çatışmayı huy edinmişlerdi. Daha önceleri Akkoyunlu sonra Safevî-Türkmenler yönetiminde olan Diyarbakır ve Bağdat arasında yaşamaktaydılar. Anlaşmazlık yüzünden aralarında dayanışma bulunmadığından, Safevî-Türkmenlere direnmeye güçleri yetmemiş ve ister istemez Şah İsmail’e baş eğmişlerdir[95].

Güney Doğu Anadolu, Akkoyunlu Türkmenlerinden Safevîlerin eline geçmişti. Nüfusun ekseriyeti Türk idi. Bir miktar da Kürt var idiyse de İranlı yoktu. Osmanlı kaynaklarında yanlış bir adlandırma ile “Kürdistan” denilen saha; Urmiye Gölü’nden Fırat boylarına kadar uzanan yerler olarak gösterilir. Oysa Kürdistan; bugünkü İran topraklarında kalan Bağdat’ın kuzeydoğusudur. Ardelan, Luristan toprakları ve Urmiye Gölü’ne kadar olan yerlerdir.

Asırlardan beri nesilden nesile Türklerle meskun olmuş olan Güneydoğu Anadolu bölgesinde dağınık halde Sünnî olan Kürtler de vardı[96]. Çaldıran zaferi ve Osmanlı ordusunun Tebriz’e kadar ilerlemesi gerçi İran’da Safevî Devleti’nin kudret ve nüfuzunu sarsmıştı. Fakat Osmanlılar çekilir çekilmez Azerbaycan’da Şah İsmail, hemen Tebriz’e dönerek hâkimiyet ve otoriteyi yeniden kurmuştu. Ancak yanlış bir tavırla Güneydoğu Anadolu’daki Kürt beylerinden bir kısmını tutuklatıp beyliklerine son vererek buralarda hutbe ve sikke kendi adına okutmakla Kürtlerin tepkisine yol açmıştır[97].

Stratejik önemi olan Diyarbakır şehrine hâkim olmak isteyen Şah İsmail, Sultan Selim’in İstanbul’a döndüğünü işitince, Çaldıran seferinde maktul düşen Ustacaluoğlu Mehmed’in kardeşi Kara Han’ı Diyarbakır’ı muhasaraya göndermiş ve tekrar zapt ettirmiştir[98].

Sultan Selim, Acem diyarına fethe giderken, bazı Kürtler huzuruna gelerek Safevîlerin kendilerine musallat olduklarından şikayet etmişlerdi. Sultan Selim’de Azerbaycan’dan dönerken, bölgede bulunan Kürtlerin gönüllerini kazanarak onlara mektuplar yazmış ve kendisi Kürtler arasında büyük bir nüfuzu bulunan değerli âlim ve tarihçi İdris-î Bitlisî’yi (v.1521) Diyarbakır ve havalisinin barış yoluyla fethi için Kürtlere göndermişti[99]. Şeyh Hüsameddin Ali-oğlu İdris-î Bitlisî, Kürtlerin örf, adet ve geleneklerini çok iyi bilen ve onlar arasında itibarlı bir kimse olduğu için yaptığı çalışmalar neticesini vermiş, çok kısa zamanda bölgede bulunan beyleri Güneydoğu Anadolu’da iknâ ederek Sünnî-Müslüman olan Osmanlı Devleti’ne bağlamayı başarmıştır[100].

Sultan Selim, Kara Han’a karşı kuşatılan Diyarbakır şehrinin direnmekte olduğunu İdris-î Bitlisî’den öğrenmişti. 25 Eylül 1515 günü Edirne’de bulunan Padişah’a Kızılbaş’ın on ay’dan beri kuşattığı Diyarbakır şehri yardımına 29 Ağustos 1515 günü gönderilen hükme göre Sivas (Rûm) Beylerbeyisi Şadi Paşa’nın Amasya’dan çıkarak yürüdüğü, ayrıca Erzincan Beylerbeyisi Bıyıklı Mehmed Bey’inde ol cânibe gittiği haberi geldi. Elli bin nüfuslu Diyarbakır şehri Kara Han’a ve Safevî ordusuna on ay dayanmıştı. 10 Eylül 1515′de Osmanlı askerleriyle birlikte, o yöreden olan Türkmen asıllı Yiğit Ahmed idaresindeki gönüllüler, Urfa kapısından şehre girmişlerdir. 20 Eylül’de Bıyıklı Mehmed’in kuvvetleri de şehre girerek, şehir muhasaradan kurtarılmıştır[101].

Bu hengame öncesinde İdris-î Bitlisî’nin yapmış olduğu yoğun çaba sonucunda; Bitlis, İmadiye, Hasankeyf, Sason, Aşti, Ermi, Savran, Hizan, Siirt gibi yerlerin hâkimlerinden yirmi beş adet Kürt beyi, Yavuz Sultan Selim’e bağlı hale getirilmişti. Bunlar, Sultan Selim ile birlikte mal ve canlarını fedâ etmeye, ahdi yemin ederek Osmanlı Devleti’ne bağlılıklarını bildirmişlerdi[102].

İdris-î Bitlisî ve Kürt beyleri on bin gönüllü ile Diyarbakır’ı muhasara eden Kara Han’a karşı Bıyıklı Mehmed’in ordusuna katılmışlardı[103]. 4 Kasım 1515 tarihinde yapılan Divân’da, Diyarbakır Beylerbeyiliği; Kiğı, Çemişgezek’ten Urfa ve Sincar’a kadar olan yerleri içine alan vilayet toprakları Bıyıklı Mehmed Bey’e verilip, eski Amid Sancak beyliği mahlûl oldu (iptal edildi) ve Diyarbakır’dan yirmi üç pâre sancak verildi[104]. Kürtlerin Safevîler’e karşı hareketleri sonucu, padişah bunlara, itaatları karşılığında, beyliklerine ait olan toprakları tanıyan beraatlar göndermiştir[105].

Diyarbakır’ın Yiğit Ahmed ve Bıyıklı Mehmed Bey’in ordusuyla ele geçirilmesinden sonra Kara Han Ustacalu, Mardin tarafına kaçmıştır. Diyarbakır’dan Mardin’e firar eden Kara Han, takip edilerek Sincar’a geçtiği öğrenilmişti. Mevlânâ İdris-î Bitlisî Mardin’e gelerek halka nasihat eyleyip kaleyi teslim almış ve boyun eğmeyenler gizlice kaçmışlardır. Osmanlı askerleri Mardin’e girmiş, sonra kışlamak üzere Diyarbakır’a çekilmişlerdi. Bunu haber alan, Kara Han tekrar Mardin’e gelerek durumu Şah İsmail’e bildirmiştir[106].

Bu arada Şadi Paşa: “Bana padişahımızın fermanı ancak Amid’e kadardı” diyerek, askerini toplayıp Sivas’a doğru yönelmiş, İdris-î Bitlisî ile Bıyıklı Mehmed’de Pâdişah’tan tekrar yardım istemiştir. Sultan Selim, Karaman Beylerbeyisi Husrev Paşa’yı yirmi bin kadar askerle Diyarbakır-Mardin taraflarına yardımcı göndermişti. Harput kalesini yolda iken üç gün muhasaradan sonra almışlardı.

Bu sırada Kara Han, Şah İsmail’den gelen taze kuvvetler ile Mardin kalesini tahkim etmişti. Husrev Paşa Fırat’ı geçti ve Bıyıklı Mehmed’in ordusu ile birleşti. Kara Han’da Safevî askerini Pîr mevkiindeki Türkmen aşiretleriyle birleştirmek için ilerlemişti. Mardin civarında Koçhisar yakınında Dede-kargın mevkiinde iki ordu karşılaştı[107]. Yapılan çok şiddetli çarpışma sonucunda Kara Han, kurşunla yaralanarak öldü ve başı kesildi. On bin’den ziyade Kızılbaş-Türkmen öldürüldü, kaçabilenler kaçmışlardı. Bölge tamamen -Mardin Kalesi hariç- Osmanlılara geçmiştir[108].

Sonuç:

Çaldıran zaferinden sonra Osmanlı Devleti, Doğu Anadolu’yu, Güney doğu Anadolu’yu Orta Anadolu’yu, Musul-Kerkük bölgesi ile bazı kale ve şehirleri kalıcı olarak hâkimiyeti altına almıştır. Koçhisar zaferinin tesiri çok büyük olmuştur. Savaşı müteakip, Ergani, Sincar, Çermik, Birecik, Rakka, Hasankeyf, Urfa, Siirt kapılarını Osmanlı-Türk ordularına açmışlardır. Ayrıca Güneydoğu Anadolu’daki, Rûşeni, Hariri, Sencarî, Cezirevî gibi bazı Arap ve Kürt aşiretleri de itaat altına alınmıştır[109].

Mardin kalesi kumandanı olan Ustacaluoğlu Kara Han’ın kardeşi Süleyman Kale’yi teslim etmemişti. Bir yıl kadar sonra Sultan Selim Han, Arap diyarının fethinden dönerken, Bıyıklı Mehmed’i Mardin’in fethi için gönderdi. Mehmed Paşa, varıp şehri zorla alarak Süleyman Bey’i öldürüp, bölgeyi Safevî-Kızılbaşlardan temizlemiştir (Nisan 1517)[110].

Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı Devleti’ne bağlanmasında çok emeği geçen Bıyıklı Mehmed Paşa ile İdris-î Bitlisî’ye Yavuz Sultan Selim, hil’at, bahşiş ve kılıçlar hediye etmiştir. Ayrıca Kürt beyleri için yirmi beş yük akçe, beş yüz hil’at ve on yedi sancak ihsan buyurmuşlardır[111]. Yavuz Sultan Selim, takip ettiği ince bir siyasetle, Mevlânâ İdris-î Bitlisî’nin önderliğinde; Doğu ve Güneydoğu illerinde oturan “Kurt-baba” veya Baba-Kürtlerin aşiret reislerine iyi muamele etmiştir. Onları İranilik ve Şiîliğe karşı kuvvetli bulundurmak için, soyca Türk olan bu aşiretlere ve beylere Kürt adını vererek, onlara geniş hak ve yetkiler vermiştir[112].

Yavuz Sultan Selim’in Güneydoğu Anadolu siyaseti başarıya ulaşmış gözükmektedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki teshir harekâtı sonucu Diyarbakır havalisi itaat altına alınmıştır. Nusaybin ve Urfa dâhil olduğu halde Irak-ı Arab’ın kuzey kısmı, Kerkük ve Musul, Osmanlı Devleti’ne katılmıştır. Güney’de ise Bağdat’a doğru olan saha ve Mısır hükümetinin müstemlekesinden, Tarsus, Adana, Antakya ve Halep, Osmanlı Devleti’nin hedefi altına alınmıştır[113].

Benzer Konular:
Yavuz Selimden İbretlik Hikaye

Biz Türkler bir defa üzerine oturduğumuz şeyi, sırtımıza almayız. Vakti zamanında Acem şahı, Osmanlı devletinin büyüklüğünü ve şaşaasını kıskanmaktadır. Ve Devamını Oku

Sözde Senden Kaçıyorum

Sözde senden kaçıyorum Dolu dizgin atlarla Bazen sessiz sedasız İpekten kanatlarla Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla Karşıma çıkıyorsun Devamını Oku

Osmanlı Elçisinin Şaha Tokat Gibi Cevabı

Osmanlı Elçisinin Şaha Tokat Gibi Cevabı Vakti zamanında Acem şahı, Osmanlı devletinin büyüklüğünü ve şaşaasını kıskanmaktadır. Ve bunu her davranışıyla Devamını Oku

Padişah Yavuz Sultan Selim

YAVUZ SULTAN SELÎM HAN Babası: İkinci Bâyezîd Han Annesi: Âişe Hâtûn Doğumu: 10 Ekim 1470 Vefâtı: 21/22 Eylül 1520 Tahta Devamını Oku

Güncelleme tarihi: 18 Aralık 2021

Avatar for Kerim Usta
Kerim Usta Son Yazıları (Hepsini Gör)

“” üzerine 2 yorum

Yorum yapın