Devamı var:

Kış mevsimi yaklaşırken Sultan Selim’in niyeti kışı Tebriz’de geçirmek, baharda tekrar Şah İsmail ve Safevîler’e karşı mücadeleye girişmekti. Fakat “a’yân bâ-husus sipâh ve yeniçeriyân” bu fıkir de değillerdi. Kızılbaş-Şiîlerin meskûn olduğu bu bölgede, vezirlerin ve yeniçerilerin de kalmak istemediğini anlayan Sultan Selim, Tebriz’den 15 Eylül 1514′de ayrılarak Nahçıvan yoluyla Karabağ’a çekilmek zorunda kalmıştır[68].

Tebriz’den Amasya’ya Dönüş (15 Eylül 1514):

Tebriz’de bir takım icraatlar yapan ve birçok yeri ziyaret eden, bu arada Heşt-i Behişt Sarayı’nı da gezen Sultan Selim, kış mevsimini Tebriz’de geçirip, on beş yıldan beri birçok Türk hanlığını yıkan, pek çok masum insanı katleden Şah İsmail’e ve onun kurduğu Şiî-Safevî hanedanlığına son vermek istiyordu. Fakat zahire ve yiyecek sıkıntısı, kış mevsiminin yaklaşması, devlet erkânının ve askerlerin dönüş arzusu, “seferim Hind’e Sind’e olacaktır, Doğu ile Batı Türk-İslam âlemini birleştirmek istiyorum” diye düşünen büyük hükümdarı zor durumda bırakmış, Karabağ’da kışlamak üzere Tebriz’den hareket etmiştir[69]. Nahçıvan yoluyla Karabağ’a gitmeyi arzulayan padişah: “Karabağ ili Acem şahlarının kışlağıdır. Beylerin ağırlıklarını, çevrelerini beslemeye dayanıklıdır, komşu illerinden dahi azık getirilebilir, burada kışlamayı düşünmekteyiz” diye buyurmuştur[70].

Kış mevsiminin bu eski İlhanlı merkezinde geçirileceğini anlayan devlet ricâli ve ordu Merend’den Aras nehri kıyılarına geldiği bir sırada, yeniçerileri isyana teşvik ettiler. Aras nehri taşkın olduğu halde geçerken bir hayli insan boğulmuş ve hayvan telef olmuştur. Yeniçeriler Anadolu’ya dönmek istediklerini; Karabağ’da kışlamak istemediklerini, padişahın etrafını sararak parça parça olmuş elbiselerini mızraklarına takarak, bağırmışlar, hatta Sultan Selim’in çadırına kurşun atarak  tepkilerini belirtmişlerdir[71].

Sultan Selim, bu isyanın arkasındaki teşvikçilerin, Vezir-i âzâm ile vezirler, Kadıasker Ca’fer Çelebi, Yeniçeri ağası İskender Paşa ve Sekbânbaşı Balyemez Osman Paşa olduklarını anlamış, ama sessizce bu asî ruhlu devşirme ordusunun tavrını beğenmediği halde Kars-Erzurum yoluyla Amasya’ya dönmeye karar vermek zorunda kalmıştır[72].

Askeri isyana teşvik edenleri cezalandırmaktan geri kalmayan Sultan Selim, Revan şehrini yağmaladıktan sonra vezir Mustafa Paşa’yı atının eğerini kestirmek suretiyle azletmiş ve yerine defterdar Pîri Paşa’yı vezir tayin etmiştir. Peşinden Nahçıvan’da iken, askerin bazı evleri yağmalarını vesile yaparak, “Siz askeri muhafaza da ihmal gösterdiniz” diyerek, Vezir-i azâm Hersek-zâde ile ikinci vezir Dukagin-zâde Ahmed beyleri çadırlarını başlarına yıktırarak azletmiştir[73].

Yeniçeri ağız birliği yapmışçasına Diyâr-ı Rûm’a dönmek için;

“Didiler ey pâdişah-ı cem nişân

Kılıcın olsun düşmana ateş saçan

İran ki baştan sona dek viranedir

Anda kışlak eylemek efsanedir”.

Bu sözlerin orduda büyük küçük herkesin fikrini yansıttığını anlayan Sultan Selim dönüşe mecbur olmuştur[74], diyebiliriz.

Bu arada ordunun erzak ve saman buhranı ile karşılaştığı görülmektedir. Gürcistan hâkiminden istenilen erzak gelmeyince Gürcü toprakları yağmalanmaya başlanmıştı ki, Gürcü Mirza Çabuk’un adamları İspir kalesinin anahtarlarını ve ordunun zahire ve hayvanların saman ihtiyacını Çoban Köprüsü’nde getirmişler ve sıkıntı kısmen giderilmiştir. Fakat Sultan Selim, yine de zeametli süvarilerine izin vermek zorunda kalmıştır[75]. 20 Eylül 1514′de Aras nehri geçilip, Kesikkünbed’e konulup 21 Eylül’de Nahçıvan şehri yakınında konaklanıp, halkının Kızılbaşlığından dolayı yağma edilmiştir. 22 Eylül’de Karabağ yakınına konulup, Sederek’ten geçilerek 25 Eylül’de Revan (Çukur-sa’ad) civarına konulmuştur. 28-29 Eylül’de Üçkilise geçilip, 5 Ekim’de Kars, Şuregel-suyu (Arpaçayı) geçilip Gökçedağ yakınına konulmuştur[76].

Yeni vezir olan Pîri Paşa zahire sıkıntısını gidermek için, Bayburt taraflarına gönderilip, Ramazan’ın birinci günü (20 Ekim 1514) Çin-ağılı (oğulu) mevkiine konulmuştur. Orduy-ı Humâyûn Erzurum’da iken Bayburt’un fetih haberi gelmiştir. Otağ-ı Humâyûn Bayburt’a geldiğinde kaleler fetheden güçlü beyler, Padişah’a Bayburt’un anahtarlarını sundular[77]. Bayburt kalesiyle beraber Kiğı kalesinin de anahtarları getirilmiş, 24 Ekim’de Bayburt tevâbiünden Danişmend-kenti civarına konulup Başmirahur Bıyıklu Mehmed Beye, Bayburt’un fethinde gösterdiği yiğitlikten dolayı; Trabzon, Bayburt, Şebinkarahisar, Erzincan ve Canik sancakları, Erzincan valiliğine bağlı olarak verilmiş ve Mehmed Bey buralara Serdar olmuştur. Azledilen Hersek-zâde’nin yerine, Rumeli Beylerbeyisi olan Hadım Sinan Paşa Vezir-iazâm tayin edilmiştir[78].

Böylece 1514’teki Çaldıran Seferi sonunda, Osmanlı ordusunun, Nahçıvan ile Revan çevresini vurduğu, Şuregel-Kars, Pasinler, Erzurum çevresindeki Sevindik Han’ın Türkman Beyliği topraklarına dokunmadığı, Gürcü Atabeklerinden İspir’i aldığı, Safevîlerden, Doğu Bâyezid, Erzincan, Bayburt, Tercan, Kiğı kalelerini ve mülhakatını fethettikleri görülmektedir[79].

Sultan Selim, Niksar’da Ramazan Bayramı’nı idrak edip, 24 Kasım 1514′de Amasya şehrine kışı geçirmek, ertesi bahar harekâta buradan devam etmek maksadıyla, ordunun top ve cephanesini Şark-i Karahisar’da (Şebinkarahisar) bırakmış, askerin de Ankara’da kışlamasını emretmiştir. Kapıkulu askeriyle kışın bastırması üzerine kış hazırlığı yapılıp, Amasya’da kalınırken, Ayas Ağa Tebriz’den gelenler ve yeniçerilerle İstanbul’a gönderilmiştir[80].

Amasya’da Çaldıran seferinde kahramanlığı ve büyük hizmetleri görülen Şehsuvaroğlu Ali Bey’e, Pâdişah Selim, Dulkadırlu vilayetini uygun görüp, geçici olarak durumun darlığı sebebiyle Kayseri sancak beyliği verilmişti. Dulkadırlu ve Bozok yöresinin fethi göreviyle çok kıymetli bahşişlerle sancağına gönderilip, Bozok Sancak Beyi Dulkadıroğlu Süleyman’ı da mağlup edince, Bozok’ta Şehsuvaroğlu Ali Bey’e verilmiştir[81].

Bu arada Şah İsmail, Osmanlı Padişahı’nın Amasya’da kışlamakta olduğunu, İlkbahar da tekrar İran üzerine yürüyeceğini haber almıştır. Amasya’da kışlayan Sultan Selim’e ikinci defa İran üzerine yürümesini önlemek, özür dileyip geçmiş kusurlarının bağışlanmasını dilemek ve mâşukası (gözdesi) Taclı Hatun’u geri almak düşüncesiyle; Tebriz ulemâsından Seyyid Abdu’1-Vehhab’ın başkanlığında, Kadı İshak, Mevlana Şükrullah Mugâni ve Şeyh Haydar’ın halifelerinden Hamza’dan mürekkep bir elçilik heyetini göndermiştir[82].

Gelen heyetle yolladığı mektupta Şah İsmail kısaca; yapılan savaştan pişman olduğunu, sulh istediğini, Çaldıran’da alınan hatununun geri verilmesini istemekteydi[83].Yavuz Sultan Selim bu taleplerin hiçbirini kabul etmeyerek, dört elçiden Kadı İshak’la, Seyyid Abdu’1-vehhab’ı Amasya’dan İstanbul’a gönderip Rumeli-Hisarı’nda ve Hamza-Halife ile Molla Şükrullah’ı da Dimetoka zindanında hapse attırmıştır[84].

Bu arada Kürt Hacı Rüstem’in oğlu Pir Hüseyin Bey, Şah İsmail’den Osmanlı tarafına ilticâ etmiş ve babasının hükmettiği yerler kendisine verilmiştir[85]. Amasya’da iken Sultan Selim, Dukaginoğlu Ahmed Paşa’yı yeniden vezirliğe getirmişti. Yeniçeriler ilkbahar da tekrar sefer olacağını duymuşlar, hâlâ zahire ve yiyecek sıkıntıları bitmemişti ki, Amasya’da isyan ederek Yavuz Selim’in hocası Halimi Çelebi’nin ve vezir Piri Paşa’nın çadırlarını yağmaladılar. Bunun üzerine olayı tahkik ettiren Sultan Selim, Dukağinoğlu Ahmed’i suçlu bularak azledip bizzat hançerleyip başını kestirmiştir (1 Mart 1515)[86].

Kemah Kalesi’nin Fethi (19 Mayıs 1515):

Yavuz Sultan Selim’in en çok üzerinde durduğu husus, Safevîler üzerine yeniden yürümekti. Kemah kalesine sığınmış olan Türkmenler, Osmanlı topraklarına durmadan tecavüz ettikleri için, kışı Amasya’da geçirmekte olan Padişah’a; “Kemah Kalesi Kızılbaşların elinde bulundukça, Bayburt, Erzincan gibi şehir ve çevre kasabaların güvenliğini sağlamak mümkün olamaz” dediler. Bunun üzerine zaten Doğu Anadolu’da hâkimiyet kurmayı lüzumlu sayan Padişah, Kemah kalesinin kuşatılmasını Bıyıklı Mehmed Paşa’ya emretmiştir[87].

Sultan Selim, 19 Nisan 1515′de Amasya’dan Kemah’a doğru hareket etmiş; Karlıgöl, Karaçayır, Sivas, Merzifon, Elmalı üzerinden Kemah kalesine gelmiştir. Gayet müstahkem olan Kale, Varsaklu Mehmed Bey, tarafından savunulmaktaydı. 19 Mayıs 1515′de Padişahın da iştirakıyla umumî bir hücumla ikindi vakti kale teslim alınmıştır. Kızılbaş-Türkmen müdafîler kılıçtan geçirilip, kadınları ve çocukları esir alınıp, muhafızlığına Karaçin-oğlu Ahmed Bey tayin edilmiştir[88]. Kemah kalesinin fethi Erzincan, Bayburt ve Doğu Anadolu’nun hâkimiyet altına alınması açısından hakikaten önemli bir hâdisedir.

Dulkadırlu Beyliği’nin Osmanlı Devleti’ne Katılması (1515):

Yavuz Sultan Selim, Anadolu’nun birlik ve bütünlüğünü sağlamak amacıyla, Kemah kalesinin fethinden sonra Sivas’a dönmüştü. Vezir-ia’zâm Hadım Sinan Paşa’yı on beş bin askerle, Şehsuvaroğlu Ali Bey kılavuzluğunda, Dulkadırlu Alauddevle Bozkurt Bey üzerine göndermiştir.

Alauddevle Bozkurt Bey, Osmanlılara muhalif hareket etmekteydi. Sultan Selim, İran’a giderken, Çaldıran savaşına iştirak etmemiş, zahire vs. yardımında bulunmamış, Kemah’ın fethi sırasında bir Osmanlı kervanını vurmuş, belki daha önemlisi, Memlûk hükümdarı Kansu Gavri’ye müracaat ile yardım ve himayesini talep etmiştir[89]. Alauddevle Bozkurt Bey, tehlikenin gelip çattığını görünce haremini, hazinelerini vs. Turna Dağı (Nurhak) tepesine çıkararak, Dulkadırlu arazisine hâkim boğazları tutmuştur.

Sultan Selim, Elbistan önlerinde İncesu kenarına karargâhını kurmuş, bu arada Sinan Paşa, Göksun ovasını geçerek, yirmi bin kişilik Dulkadırlu Türkmen ordusuyla karşılaşmıştır. Şehsuvaroğlu Ali Bey’in Alauddevle’nin askerlerine; “Merhum babamın ekmeğini yiyenler, sancağımın altına gelsinler” çağrısı etkili olup, Alauddevle Bozkurt Bey’in askerleri arasında dağılma meydana getirmiştir.

Benzer Konular:
Yavuz Selimden İbretlik Hikaye

Biz Türkler bir defa üzerine oturduğumuz şeyi, sırtımıza almayız. Vakti zamanında Acem şahı, Osmanlı devletinin büyüklüğünü ve şaşaasını kıskanmaktadır. Ve Devamını Oku

Sözde Senden Kaçıyorum

Sözde senden kaçıyorum Dolu dizgin atlarla Bazen sessiz sedasız İpekten kanatlarla Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla Karşıma çıkıyorsun Devamını Oku

Osmanlı Elçisinin Şaha Tokat Gibi Cevabı

Osmanlı Elçisinin Şaha Tokat Gibi Cevabı Vakti zamanında Acem şahı, Osmanlı devletinin büyüklüğünü ve şaşaasını kıskanmaktadır. Ve bunu her davranışıyla Devamını Oku

Padişah Yavuz Sultan Selim

YAVUZ SULTAN SELÎM HAN Babası: İkinci Bâyezîd Han Annesi: Âişe Hâtûn Doğumu: 10 Ekim 1470 Vefâtı: 21/22 Eylül 1520 Tahta Devamını Oku

Güncelleme tarihi: 18 Aralık 2021

Avatar for Kerim Usta
Kerim Usta Son Yazıları (Hepsini Gör)

“” üzerine 2 yorum

Yorum yapın