Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferi ve Sonrası


Son Güncelleme Zamanı:

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Giriş:
Yavuz Sultan Selim’in (1512-1520) iktidarına kadar, Osmanlı Devleti bir Balkan veya Avrupa Devleti olarak görülmekteydi. Osmanlı Devleti, Sultan Selim devrinde çok ciddi olarak Doğu’ya yönelmiş, Asya ve Afrika kıtalarında geniş topraklar elde etmiştir. Bu değişikliğin sebebi İran’daki Safevîlerin Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğu bölgesi için tehlikeli bir politika izleyerek, Anadolu’yu istilâ etmeyi amaçlaması ve Osmanlı Devleti’ni parçalamak istemesidir. Ayrıca, Sultan Selim’in Sünnî akideyi güçlendirerek, İslam dünyasının birliği siyasetini gütmesidir, diyebiliriz. Yine Sultan Selim, Anadolu’nun birliğini ve bütünlüğünü korumayı düşünerek Safevî hanedanı tarafından tehdit edilen Doğu hudutlarını sağlamlaştırmak ve Safevî tehlikesini tamamen ortadan kaldırmak istemiştir.

Yavuz Sultan Selim, bir taraftan Şah İsmail’in tahriki sonucu Şah Kulu isyanının doğurduğu problemler ve öte yandan Anadolu’nun henüz bir bölümünde tesis edemediği devlet otoritesi boşluğuyla uğraşmaktaydı. İktidara geçtikten bir müddet sonra Rumeli ve Anadolu’daki muhalifleri tespit ettirerek, Safevî propagandistleri yakalatarak idam ettirdikten başka, İran ile her türlü irtibatı; ticaret, ziyaret, seyahat gibi durumları men ederek harp hazırlıklarına başlamıştı. Esasen Safevî Şah İsmail’in Osmanlı topraklarında nasıl Şiî-Safevî  propagandaları yaydığını yakından bildiği için dedesi Fatih Sultan Mehmed çağındaki kudreti devlete kazandırmak üzere “Erdebiloğlu” tehlikesini kaldırmaya karar vermiştir.

Sultan Selim, Divan’da devletin ileri gelenlerini, yeniçeri başlarını, Rumeli beylerini toplayıp, kendisinin kemâl-i şiddet ve satvetini beyan ettikten sonra, gâzâ ve cihat etmeye ülkeleri fethetmeye azmettiğini, Arap diyarını Memlukların, Acem diyarını da Safevîlerin elinden almak istediğini, hatta Hind’e ve Sind’e dahi sefer yapacağını bunun içinde Kış Yaz demeyip çalışacağını, gece gündüz bütün meşakkatlere göğüs gereceğini bildirmişti. Yavuz Sultan Selim’deki bu idealist ruhu açıkça ortaya koyan beyanları O’nun Doğu siyasetinin de bir hülasasıydı.

Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’in üzerine gitmeden evvel, özellikle Orta Anadolu’daki Kızılbaş-Türkmenler hakkında inceden inceye tahkikat yapılması için emirler vermiştir. Bu tehlikeyi önlemedikçe, Şah İsmail’e karşı harekete geçilemeyeceğini, çünkü savaşa gidildiği zaman bunların ordunun gerisinde ayaklanabileceğini beyan etmiştir. Tarihi olaylara ve vesikalara bakılmadan, inceleme yapılmadan, Sultan Selim hakkında, Anadolu’da kırk bin Kızılbaş-Türkmen’in idam veya hapis olmaları iddiası ile ilgili haksız ithamlarda bulunanlar çıkmıştır. Oysa olaylar zinciri içerisinde hadiseyi değerlendirenler, Şah İsmail’e karşı savaşa giden, Yavuz Sultan Selim’in bu tedbirini uygun bulmaktadırlar. Daha sonraki arşiv vesikalarının da gösterdiği gibi, bunlardan ancak faal olanları öldürülüyor, hapsediliyor veya sürgüne gönderiliyordu.

Kanaatimizce doğru olan görüşte budur, zaten hiçbir araştırmacı bu hadiseyi belgelerle, vesikalarla şu kadar veya bu kadar Kızılbaş-Türkmen katledilmiştir, diye ortaya koyamamıştır. Söylenenler ispat edilemeyen iddialardan ibarettir.

Çaldıran seferinin sebepleri, her iki devlette yükselme ve yayılma arzusu içerisindedir. Aynı topraklara göz dikmişlerdir. Aynı yerleri ele geçirmek için mücadeleleri kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Her iki hükümdar da cihan hâkimiyetini düşünmektedir. Orta ve Doğu Anadolu’da her iki hükümdar da nüfuzunu ve etkisini artırmak istiyordu. Şah İsmail, Tebriz’de resmî mezhep olarak ilan ettiği Şiîliği, Doğu Anadolu’ya yaydığı gibi, Şiî casus ve halifeler dâiler ile bütün Anadolu’ya büyük fütuhâtı için yaymaya gayret ediyordu. Bunun karşısında, Yavuz Sultan Selim’de Şah İsmail ve Safevî Devleti’ni ortadan kaldırmak ve Sünnî mezhebin bütün İslam âlemi için yegâne mezhep olmasını gaye edinmişti. Neticede Şah İsmail, tahrik ile Anadolu’yu kesin bir Şiî propagandasına tabi tutmuş ve istilâ etmeyi düşünürken, Yavuz Sultan Selim’de memleketini koruma, istilâyı önleme ve tehlikeyi bertaraf etmek düşüncesiyle İran seferine ulemânın da fetvalarıyla karar vermiştir. Asıl amaç siyasî hâkimiyet sağlamak arzusudur.

Çaldıran Seferine Çıkış (19 Mart 1514):

Edirne’de olağanüstü toplanan Divân-ı Humâyûn’da Safevî Devleti’ne karşı alınan savaş kararıyla, Sultan Selim 19 Mart 1514 Salı günü bu şehirden hareket edip, 29 Mart’ta İstanbul’a gelmiş, eski bir anâneye uyarak otağını Eyüp’teki Fil Çayırı’na kurdurmuştur[1]. Edirne’den hareketle Sazlıdere, Söğütlüdere, Babaeski, Burgos, Karışdıran, Çorlu, Arablu, Bigados, Küçük Çekmece konaklarını takip ederek İstanbul’a gelen Yavuz Sultan Selim, Hz. Eyüp Sultan’ın Fatih’in ve babası II. Bâyezid’in mezarlarını ziyaret edip, kurbanlar keserek fakirlere pek çok sadakalar dağıtmıştır. Bu sırada Rumeli askeri de Anadolu’ya geçmeye başlamıştır[2].

Burada yirmi üç gün kalan Sultan Selim, 20 Nisan 1514′de İstanbul Hisarı’ndan Beşiktaş’a kadar dizilen donanmanın top atışları arasında Üsküdar’a geçmiştir. 20 Nisan 1514′de Perşembe günü Maltepe’de orduya yetişen Sultan Selim, Bosna Valisi Hadım Sinan Paşa’yı Anadolu Beylerbeyisi olarak tayin etmiştir[3]. 23 Nisan 1514′te Maltepe’den İzmit’e gelindiği sırada, Şiî halifelerinden olup esir olarak orduda bulunan Kılıç adlı Şah İsmail’in casusu vâsıtasıyla Şah İsmail’e Farsça bir mektup yazılarak üzerine yüründüğü ilan edilmiştir. 23 Nisan 1514 tarihli bu mektup, Kadıasker ve Nişancı (Tuğrâi-Tevkii) Tâci-zâde Câfer Çelebi inşasıyla yazılıp, Sultan Selim’in Şah İsmail’e ilk mektubudur[4].

Yavuz Sultan Selim ilk mektubunda; “İlahi hükümlerden yüz çevirenlerin, dini ve şeriatı yıkmaya çalışanların bu hareketlerine bütün Müslümanların ve bu arada adalet sever hükümdarların kudretleri nisbetinde, mani olmaları farzdır. …Tekke köşesinden hâkimiyete yükselen sen, bu yolda yürüdün, Müslümanların memleketlerine saldırdın, şefkat ve utanmayı bir tarafa atarak zulüm kapılarını açtın, günahsız Müslümanları incittin, fitne ve fesadı kendin için esas kabul ettin … ve mescidleri yıkma, türbeleri, mezarları yakma, ulemâ ile peygamber neslinden gelmiş olan seyyidlere ihanet, ve “ilka-i Musâhif-i Kerim’e der kazürat ve sebb-i şeyhayn-i kerimeyn” gibi işler senin kötü hallerinden bir kaçıdır. Dillerde dolaşmakta olan bunlar ve bunlara benzer hareketlerden dolayı din adamları kesin delillere dayanarak senin küfür ve irtidâdına, senin ve sana tâbi olanların öldürülmelerinin vâcip olduğuna, mallarınızın yağma, kadın ve çocuklarınızın esir edilmesinin mubah olduğuna ittifakla karar vermişlerdir. Bu durum karşısında ben, Allah’ın emirlerini yerine getirmek, zulüm görenlere yardım etmek için, ipekli elbiselerimi çıkardım, zırh giydim, kılıç kuşandım, ata bindim ve Safer ayının başında Anadolu yakasına geçtim. Maksadım Allah’ın inâyetiyle senin padişahlığını yok etmek ve bu sûretle de âcizler üzerinden zulmünü ve fesadını kaldırmaktır. Ancak, kılıçtan önce sana, “Sünnet-i seniyye icâbı” İslamiyeti teklif ederim. Eğer yaptıklarından pişman olup can ve gönülden “istiğfar” eder ve aldığın kaleleri geri verirsen, tarafımızdan dostluktan başka bir şey göremezsin… “[5], diyordu.

Sultan Selim, 23 Nisan 1514′de Akkoyunlu Türkmen ulusuna mensup, Ferruhşâd Bey’e de, Şah İsmail’e karşı birlikte hareket etmek için bir mektup göndermiştir. Mektubunda kısaca; “Ferruhşâd Beyoğlu Seraceddin Mehmed Bey’e; Sizlerin ve size uyanların dindarlığı, Ehl-i Sünnet yolunda olduğunuz herkesçe bilinmektedir. Sizin babadan kalma mülkünüz olan Diyarbekir’i Kızılbaş’a terketmeniz bir mecburiyet sonucudur,… ancak şimdi biz Şah’ın üstüne yürümekteyiz. Artık siz de üzerinize düşen görevi yaparsınız… Nisan 1514″[6] diye yazmıştır.

Yine Sultan Selim, Özbek Hanı Abid Han’a “Kızılbaş’ın defi” için mektup göndermiştir. (Kısaca): “Kardeşimiz makamındaki Abid Han’a; Şark illerinde O Sofuoğlu birçok zulümler de bulundu. Can kulağına, hiçbir himmet sahibinin bu konuda, şifa veren bir cevabı erişmedi. Yakın zamanda büyük bir ordu ile hareket edilecektir… Size babamın (II. Bâyezid) zamanından beri güvencimiz vardır. Sizin de bu iş de bize yardımcı olmanız gerekir…Mart 1514″[7]. Bu mektup Edirne’den gönderilmiştir.

Yavuz Sultan Selim, 24 Nisan 1514′de ordunun toplanma yeri olan Yenişehir ovasına gelmiş; Gelibolu yoluyla aynı yere gelen Rumeli Beylerbeyisi Hasan Paşa’nın iltihakı üzerine, Akbıyık-zâviyesi, Karye-i Işık, Zircirli Kuyu, Bozöyük-zâviyesi, Çiftlik Çayırı, Eskişehir, Akça-viran konaklarını geçerek Anadolu’nun saltanat merkezi olan Kütahya şehri civarında Sultan Seyyidgazi konağına ulaşmıştır[8]. 2-3 Mayıs 1514′de Otağ-ı Hümâyun Seyyidgazi’ye ulaşınca Padişah Selim, her askere bin’er akçe sefer bahşişi dağıttırmış, vezirlerinden Dukagin-oğlu Ahmed Paşa’yı yirmi bin kadar tımar sipahisiyle Kızılbaş’ın durumundan haberdar olmak için Sivas’a doğru yola çıkarmıştır. Sinop Valisi Karaca Ahmed Paşa, beş yüz süvari ile keşfe ve Mihaloğlu Mehmed Bey’de akına gönderilmiştir[9].

Seyyidgazi’den hareketle Sultan Selim; Arslanlu, Bayat, Deşki, Kuruçay, İshaklu, Otsuz Çayırı, Akşehir, Arkın-özü, Bulhasan Çayırı, Zengi Karyesi, Kelik-beli konaklarından orduyla Konya’ya gelerek Filabâd Çayırı’na konmuştur. Konya’da Hz. Mevlânâ’nın türbesini vs. yerleri ziyaret eden Sultan Selim, fakirlere yüz bin akçe dağıtıp, dualarını almıştır[10]. Konya’da altı gün kaldıktan sonra, harekete geçen Osmanlı ordusu, Kırk-pınar, Karacadağ-Pınarıbaşı, Akçaşehri, Karye-i sulu, Kilime, Nekkare-zen, Alakuş Çayırı, Sulu Çayır, Develü-Karahisarı, Boğaz Köprüsü (Kara Köprü) konaklarını geçerek, Karaman askerinin mülhakât mahalli olan Kayseri’ye gelmiştir. Kayseri’de dört gün kalınmış, Karaman askeri orduya burada katılmıştır[11]. Kayseri’den Dulkadıroğlu, Alauddevle Bozkurt Bey’e -O’nu sınamak için- Sultan Selim, bir elçi gönderdi ve bu seferde kendisiyle birlikte bulunmasını davet etti ise de; Alauddevle fermana ve davete icabet etmedi. Memlûklara taraftar bir siyaset takip ediyordu[12].

26 Haziran 1514′de ileri yürüyüşle, Osmanlı ordusu; Engür köyü, Sultan Hanı, Çubuk Hanı, Gedik Hanı, Üsküfçe Hanı, Lâtif Hanı, Danişmendlü, Hekim Çayırı konaklarında dinlenerek Sivas’a gelmiştir. Askere bin’de elli akçe hesabıyla bahşişlerini artıran Sultan Selim, Sivas’ta 2 Temmuz 1514′de yapılan sayımda ordusunun; yüz kırk bin asker, beş bin zahireci ve altmış bin deveye ulaştığını görmüştür. Bunlar arasından kırk bin askeri İskender Paşa komutasında, muhtemel bir isyanı bastırmak için Kayseri-Sivas arasında ihtiyat kuvveti olarak bırakmıştır[13].

Osmanlı ordusunun azaltılmasının sebepleri arasında; Sultan Selim’in, Şah İsmail’in korkarak savaşa gelmeyeceğini, ordunun iaşe sıkıntısı çekeceğini, geride kalan memleket topraklarının asayiş ve güveninin temini gibi hesaplar yaptığı[14] düşünülmektedir. Şah İsmail’in Diyarbakır valisi Ustacaoğlu Mehmed Han, Erzincan’dan öteyi yakıp yıkmış, cümle ahaliyi içeri doğru sürmüş kendisi dahi Azerbaycan’a kaçmıştı[15]. Canlı olarak insan, hayvan, bitki -ekin- bırakmamış Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu çöle çevirmiştir. Sultan Selim’in ordusu yiyecek sıkıntısı ile perişan olsun diye âdeta bölge halkını mahvetmiştir.

Sultan Selim, Sivas’tan sonra Şah İsmail’e birinci mektuba anlam bakımından yakın olan ikinci mektubu yazmış, ayrıca; Şah İsmail’e hırka, âsa, misvak ve kuşak gibi şeyhlere uygun düşen giyim eşyası da göndermiştir[16]. Şah İsmail’e Sultan Selim tarafından gönderilen ikinci mektup Mevlana Mürşit Acem inşasıyla olup, kısaca mealen; “Alimler ve imamlar fetva verip, ona binaen sırf Muhammed’in dini prensiplerini diriltmek, Ahmed’in (s.a.v) Şeriatı’nın kanunlarını yerine getirmek için sayısız asker ve düşman avcısıyla savaş niyetiyle doğu ülkelerine yöneldim… gafil oldum, elim altındaki askerleri toplamaya günler elvermedi diye özür bahane etmeyesin…Selamet kaygusuyla perde gerisinde oturmayı seçenlere erlik adı hatadır, ölümden korkan kimselere at’a binmek ve kılıç kuşanmak yaraşmaz…Askerimden kırk bin er ayırt edilip, Kayseri ile Sivas arasında beklemeleri emredilmiştir. Düşmana at oynatması ve boş meydan bırakmak bu denlû olur…” [17], denilmiştir.

Yavuz Sultan Selim, Karadeniz’den gemi ile gelen zahireyi Trabzon’dan katır sırtında taşınmasını emredip, yine de çaresiz kalarak, zahire buhranını çözmek için Gürcü hükümdarı Mirzâ Çabuk’a başvurmak zorunda kalmıştır. Yine Sivas’tan öte gidilirken Erzincan havalisinde “cephane-i âmire”den asker ve orduya savaş aletleri verilmesi emredilmiştir[18].

Erzincan’dan Şah İsmail’e üçüncü defa Türkçe bir mektup gönderen, Yavuz Sultan Selim, eski mektuplarında yazdıklarının bir hülasasını yaptıktan sonra; “Seni yok etmek üzere doğuya hareketimi daha önce bildirmiştim… Fakat uzun zamandan beri benim hazırlıklarıma ve gürültülü hareketlerime, hatta Erzincan dağ ve tepelerine gelmiş olmama rağmen senden hâlâ hiçbir hareket eseri yok. O şekilde gizleniyorsun ki, yokluğunla varlığın arasında bir fark görülmüyor. Halbuki kılıç davası edenlerin siper gibi belâlara göğüs germesi gerekir… Askerimin çokluğundan korkmayasın diye kırk bin kadar askeri Kayseri-Sivas arasında bıraktım. Eğer sende gayret ve hamiyetten bir eser varsa karşıma çıkarsın…” [19] demiştir.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

“Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferi ve Sonrası” için 2 yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir