Yavuz Sultan Selim Sözleri


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 13 Ekim 2019 Kerim Usta

Yavuz Sultan Selim Sözleri

* “Cesaret insanı zafere, kararsızlık tehlikeye, korkaklık ise ölüme götürür.”
* “Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzan; Beni bir gözler-i âhûya zebun etti felek.”
* Yavuz Sultan Selim Han Mısır’ı fethedip, hilafeti esaretten kurtarınca, alışkanlıkla kendisine de Sultanül-haremeyn diyen hatibi susturup;
* “Benim için, o mübarek makamların hizmetçisi olmaktan daha büyük şeref olamaz. Bana Hadimül-haremeyn (Kutsal yerlerin-Mekke Medine- Hizmetçisi) deyin” buyurmuştur.
* “Kılıcımız parladıkça düşmanın gözü ondan ayrılıp bizi göremez. Ama Allah esirgesin, bir gün paslanır da yaltırıklanmazsa düşman bizi görmek değil, bir de tepeden bakar.”
* “Devletleri yıkan tüm hataların altında nice gururun gafleti yatar.”
* “Biz bunca meşakkate alkış uğruna katlanmadık, halis niyetimiz rızayı ilahidir.”
* “…Ben Allah’ın (c.c.) emirlerini yerine getirmek, zulüm görenlere yardım etmek için zırh giydim, kılıç kışandım!”

* Vükela ve ümeranın süslü elbiseler giymesi padişahlarına tâzimden ileri gelir.Biz Allah’tan başka kime tâzime mecburuz ki bu külfeti ihtiyâr edelim?Bizim padişahımız Allah, vücudu saran elbiseye değil, içindeki imâna bakar.
* (Sade giyinmesinin nedeni sorulduğunda)
* “Be hey asker kıyafetli korkaklar! Maiyetimde yiğitlik ve kahramanlık göstereceğinize böyle mi hareket edersiniz! Askerde itaat emre karşı gelmek midir?..”(Çaldıran Savaşı için seferdeyken askerlerin isyan etmesi üzerine yaptığı konuşmadan.)
* “Yaralı gönlümü, sevgilinin gece renkli zülfünün hayaliyle sardım. Geceleyin merhem bulamayan o yaranın vay haline!”
* “Şah İsmail üzerine seferim vardır!”
* Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş,
* Bir velîye bende olmak cümleden a’lâ imiş…
* “Hava kararsın, herkes evlerine dönsün, sokaklar boşalsın, ben ondan sonra İstanbul’a gireyim. Fânîlerin alkışları, zafer takları ve iltifâtları bizi nefsimize mağrûr edip yere sermesin!”
* “Şâyet askerlerimin torbalarında, geçmiş olduğumuz yerlerden alınmış bir şey bulunsaydı, Mısır seferinden vazgeçecektim!..”
* (Mısır seferinde rûhunu saran bir endişe üzerine askerlerinin torbalarını, geçilen yerlerden koparılmış meyve var mı, yok mu diye hassâsiyetle aratmasına mukabil.)
* “Gönül ister ki, Afrika’nın kuzeyinden Endülüs’e çıkayım ve sonra Balkanlar üzerinden tekrar İstanbul’a döneyim!”
* (Mısır fethinden sonra 10 Eylül 1517’de Kâhire’den İstanbul’a dönerken)
* “Ben pâdişâh olursam, İslâm birliği yolunda ciddiyetle yürüyeceğim; hattâ Mevlâ ruhsat verirse, Hind ve Tûran’a gideceğim ve doğuda da batıda da i’lâ-yı kelimetullâha çalışacağım. Zâlimlere, evlâdım olsa dahî merhamet etmeyeceğim. Zamanımda rahatlık olmayacak, ahâlîye tasallut edilmeyecektir. İşte benim hâlim!.. Biraderim ise, rahatı sever ve yumuşak bir tabîatı vardır. Eğer seferden korkmaz ve çileye tâlib olursanız, bana bey’at ediniz! Aksi halde sultanlık için kardeşim Şehzâde Ahmed’i tercîh ediniz ki, onun zamanında rahat ve safânızla meşgul olursunuz!..”
* (Tahta dâvet edilip İstanbul’a geldiğinde yeniçeri ocağının ileri gelenleri ve devlet ricâline pâdişâh olmadan az evvel yaptığı konuşmada hitaben)
* “Ey kardeşim! Ne sen böyle yapsa idin, ne de ben böyle yapmak mecbûriyetinde kalsaydım!..”
* (Devletin bekâsı için bertaraf etmeye mecbûr kaldığı kardeşi Korkut’un tabutunun altına girmiş ağlarken)
* “İsteyenler, karılarının yanına dönüp entarilerini giyebilirler! Ben düşmana karşı tek başıma da gidebilirim!”
* Çaldıran Seferinde, çadırına ok atacak kadar ileri giden askerlerin isyan etmesi üzerine, irâd ettiği nutuktan bir bölüm)
* “Hasan görmüyor musun; önümüzde Allâh’ın Rasûlü Fahr-i Kâinât -sallâllâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz yürüyor?!. O Âlemler Sultanı yaya yürürken biz nasıl at üzerinde olabiliriz?”
* (Mısır seferinde Sînâ Çölü’nü geçerler iken Selim Han’ın atından inip yürümeye başlaması üzerine, Askerî erkân, hayret ve dehşet içinde kalırlar. “Atların bile kanının kaynadığı, zor yürüdüğü bu çölde Sultan, niye atından indi, yürümeye başladı?” diye fısıltılar başlar. ve akabinde askerî erkân da, mecburen atlarından inip yürümeye başlar. Paşalar, Selim Han’ın nedimi Hasan Can’a “Ne olur Hünkâr’a sor. Bu acep ne işdir?” derler . Hasan Can’da, Yavuz’a merakla, bu hâlin neyin nesi olduğunu sorunca Selim Han cevaben)
* “Mısır’ı aldık, lâkin Sinan Paşa’yı kaybettik!..”
* (Memlük fedâîleri’nin Yavuz Sultan Selim Han’ı öldürüp savaşı kazanabilecekleri planlarından haberdar olması üzerine Sinan Paşa durumu Padşaha arz edip onun elbiselerini giyer ve Fedâîleri kendi üzerine çeker. Yavuz, arkadan yetişip fedâîleri bertaraf edinceye kadar, Paşanın şehîd olması üzerine söyledikleri)
* “Âkıbet görürsün hele Ferhat!. Sen şimdi İskender’i koruyup duruyorsun, ama bu korumaktan ne fayda çıkacağını inşâallâh birbirinize karşı asıldığınız zaman görürsünüz!..”
* (Birgün dîvândan içeri hiddetli bir şekilde girip bir zaman odada dolandı ve kendisini kızdıran şeyi mırıldanıp durdu. Ferhat Paşa’nın İskender Çelebi’yi olur olmaz koruyup kayırmasına gazaplanmıştı. Çünkü aralarındaki dostluktan başka şeyler sezinlemişti. Sonunda yüksek sesle şu sözleri sarfetti.. Aradan seneler geçtikten sonra Kânûnî devrinde bu iki şahıs dediği gibi karşı karşıya asıldılar.)
* “Paşa! Mekke ve Medîne pâdişâhlığı Server-i Kâinât’ın evlâd-ı kirâmı elindedir. Ben o memleketi asker ile varıp almadım. Onlar, kendi kemâlât, hüsn-i edeb ve ihsânlarından dolayı İslâm birliği yolunda bana itâat eylediler. Bu izzetin mükâfâtı üzerime vâcibdir. Hakk Teâlâ’ya gece gündüz şükrederim ki, o mübârek beldelerde okunan hutbelerde ismim yâd olunur. Bu seâdeti cihan pâdişâhlığına değişmem! Bu itibarla Harameyni’ş-Şerîfeyn’in halkına ne lâzımsa esirgemeyesin! Ve sakın ola o iki mübârek beldenin umûruna müdâhale etmeyesin!”
* (Mekke ve Medine(Hicaz) kazaskerliğini verdiği Pîrî Paşa’ya hitâben:)
* “Hasan, Hasan!.. Sen bizi bunca zamandan beri kiminle bilirdin?.. Cenâb-ı Hakk’a teveccühümde bir kusûr mu müşâhede eyledin?”
* (Ölüm döşeğinde kendi halini kastederek nedimi Hasan Can’a
* “Hasan Can, ne hâldür” diye sorması üzerine,artık ömrünün son anlarını sezen Hasan Can’ın
* “Pâdişâhım, artık Allâh Teâlâ ile beraber olmak zamanınız herhalde geldi!” demesi üzerine cevâben”)
* “Bana getirdiğin şu usûlsüzlük teklîfi dolayısıyla yemîn ederim ki seni de teklîf sahibini de katlettirirdim. Fakat «Sultan Selîm, parasına tama’ ettiği için bezirgânı ve defterdarı öldürttü.» demelerinden çekinirim. Tez bezirgânın parasını iâde edin ve bir daha huzûruma böyle kanuna uygun olmayan şeyler getirmeyin!”
* (Sefer üzre olunduğundan birtakım masraflara hazîneden henüz para ulaştırılamamış ve zengin bir kimseden borç alınmıştı. Daha sonra hazîneden para geldi ve defterdar da alınan bu borcu sahibine takdim etti. Ancak adam’ın defterdara şöyle bir teklîfte bulunması üzerine “Servetim hayli çoktur. Bir oğlumdan başka kimsem de yoktur. Kabûl ederseniz, verdiğim paramı hazîneye bağışlayayım. Buna mukâbil siz de benim oğluma devlet kapısında bir iş verin.” bu talep Sultan’a arzedilir. Teklifi getiren Defterdara öfkelenerek ve hiddetle cevaben…)
* “Ulemânın atının ayağından sıçrayıp bizi boyayan çamur, bizim için şereftir. Mübârektir. Bu çamurlu kaftanı, ben ölünce sandukamın üzerine kapatın!”
* (Selîm Han ve ordusu, Adana civarında şiddetli bir yağmura tutulması ile her yer çamur deryâsı olmuştu. O sırada Selîm Han, devrin meşhûr âlimlerinden Kemâl Paşazâde ile yanyana at üstünde sohbet ederek gidiyorlardı. Birden Kemâl Paşazâde’nin atı ürktü ve ürken atın ayağından sıçrayan çamur, Yavuz’un üstünü baştan başa boyadı. Kemâl Paşazâde’nin çok üzülmesine binaen rengi attı. Yavuz, O’na dönerek mütebessim bir çehre ile hitaben)
* “Oğlum, o kadar süslenmişsin ki, anana giyecek bir şey bırakmamışsın!..”
* “Bre Süleyman, sen böyle giyinirsen, anan ne giysin?”
* Birgün oğlu Süleymân’ı çok süslü görünce, nükteli bir şekilde.
* “Büyük evliyâullâhın meclisinde onlar konuşurlarken başkalarının konuşması -velev cihan pâdişâhı da olsa- uygun düşmez. Biz sultan isek de, böyle mâneviyat sultanlarının himmetlerine her zaman muhtâcız. Şâyet huzûrunda konuşmam gerekseydi, bunu belli ederler ve söz etmemi te’mîn ederlerdi.”
* (Şam’da yetişen büyük velîlerden Muhammed Bedahşî Hazretleri’ni ziyâretinde hiç konuşmamış, sadece dinlemiş ve sonra da huzûrundan öylece ayrılmıştı. Beraberinde bulunan devlet ricâli, celâdetli bir pâdişâh olan Yavuz’un bu hâline teaccüple: “Sultanım! Sadece dinlediniz. Ne hikmettir ki, bir kelâm bile sarfetmediniz?” diye sorarlar. Yavuz’da cevâben.)
* (Kendisine hakaret içeren şiirler gönderen Safevi hükümdarı Şah İsmail’e yazdığı şiir.Bu şiir soldan sağa ve yukarıdan aşağıya okunduğunda aynı dizeleri verir.Dünyada benzeri yoktur.)
* Sanma şâhım / herkesi sen / sadıkâne / yâr olur
* Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyâr olur
* Sadıkâne / belki ol / bu âlemde / dildâr olur
* Yâr olur / ağyâr olur / dildâr olur / serdâr olur.
* Derdi olan neylesin?
* Derdi neyse söylesin.
* Korkuyorsa neylesin?
* Hiç korkmasın söylesin.
* (Dörtlükteki sorular bir cariye, cevaplar ise Yavuz Sultan Selim tarafından aynı kağıt üzerine mektuplaşır gibi yazılmıştır.)
* I. Selim, çeşitli iddialara göre, Trabzon valisi iken Şah İsmail ile satranç oyunu oynamıştır. İlkinde şah, ikincisinde ise Şehzade Selim’in kazandığı varsayılmaktadır. Yine bir rivayete göre satrançtan sonra aldığı bin altını da Şah saratına koymuştur. Çaldıran Muharebesi’nden sonra Tebriz’in fethinden sonra bu bin altını bulup, dönemin Sekbanbaşısı olan Osman Paşa’ya bu 1000 altını verdiği veya dağıttığı sanılmaktadır.
* Ey gönül! Başkasından yardım ve dostluk umarak yaşama,düşmandan da korkma! Devlet ve saltanat ancak Allah’ın verdiğidir.
* Ey canım, eğer sana Selimî gibi yüz tane devlet ve saltanat dâhi verilse cihana bağlanıp dosttan uzak olma.
* Güneş Mustafa(s.a.v.)’nın yüzünün aynasının bir aksidir. Her iki âlem,Mustafa(s.a.v.)’nın bir kılına bağlanmıştır.
* Gönlünü ve canını O’nun aşkına veren kimse ne kahramandır! Düşüncesi daima Mustafa(s.a.v.) olan kimse ne huzur ve rahat içindedir.
* Her dertli, mihnete tahammül için biraz gönlünde kuvvet buluyorsa bu kuvvet Mustafa(s.a.v.)’dan gelir. Onun için her dertli O’na minnettardır.
* O Peygamberlerin Padişahıdır. Diğer peygamberler O’nun ordusudur. Yaradılıştan maksat O’dur. Bu kevn-ü mekân O’nun yüzü suyu hürmetine yaratılmış bir tufeyldir.
* Ümit sabahı Mustafa(s.a.v.)’nın güzel yüzüdür. Gayıp sırları O’nun ârif olan gönlünden doğar.
* Ümit eliyle Mustafa(s.a.v.)’nın eteğine yapışan herkes güneş gibi ayağını feleğin üstüne basar.
* O’nun aşkı ile gönlü mahzun olan her sîne ne bahtiyardır! Mustafa(s.a.v.)’nın yoluna kurban edilen can,ne aziz bir candır!
* Ümmetlerin cevahir madenlerinden çıkardıkları bütün lâ’l ve inciler Mustafa(s.a.v.)’nın (gazada kırılan) tek inci dişinin diyetidir

Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir