Devamı var:

Yavuz Sultan Selim, Çaldıran’dan sonra Tebriz’e geldi ve amacı burda kışlayıp baharda tekrar İran üzerine yürümekti. Çünkü onları ortadan kaldırmaya karar vermişti,lakin yeniçerilerin şikayetleri üzerine dönmek zorunda kalmıştı. Tebriz’in pek çok Sünnî yerleri Kızılbaş’la dolmuş ve onların emri altında mahkum bulunuyorlardı. Yavuz Sultan Selim, Tebriz’e geldiğinde Hüseyin Baykara oğlu Mirza Bediü’z-zaman ve şehrin ileri gelen aileleri ziyarete geldiler. Bediü’z-zaman Herat ve Horasan tahtının Sultanı idi. Ülkesini kaybedip Şah İsmail’in eline esir düşmüştü ve inzivaya çekilmişti. Şah O’nun ata binmesini bile yasak getirmişti. Bediu’z-zaman’ın durumu anlatılıp kendisini ziyarete gelmek istediği söylenince, Yavuz Sultan Selim; “O tahta çıkmış bir Sultan oğludur. Benim yanıma onları tam bir merasim ile getirin” dedi. Durumu Bediu’z-zaman’a bildirdiler ve bir gün tam bir merasimle O’nu getirip Yavuz Sultan Selim’in tahtının yanına kurulmuş bir tahta oturttular. Yavuz, onları ayakta karşıladı ve O’na dedi ki; “Eğer Allah yardım ederse Şah İsmail’i bertaraf edip İran’ı Anadolu’ya birleştirmek isterim. Şimdi arzum Horasan, Hind ve Sind’dir”.

“Lîk ahd idem eğer taht ola yer

Yar olursa bendeye perverdigâr (Allah)

Surhser mel’uni def idem tamam

Rumi’ye (Anadolu’ya) bu milk yekser ola râm

Arzu şimdi Horasandır mana (bana)

Ol diyarın fethi asandır (kolay) mana

Bilki Hind-u-Sind olubdur arzım

Anı tahkik eyleyubdur ehl-i Rûm

Tahta Sultan idem ahır seni

Hod Herat’a Han idem ahır seni ”.

Sonuç olarak; bu ifadelerden Yavuz Sultan Selim’in düşüncelerini daha açık bir şekilde görebiliyoruz. Belki, bütün bir İranı ve Türkistanı çağının büyük Sultanı olarak, Anadolu dahil, hatta sonraları fethettiği Mısırı, Suriyeyi, Irakı ve Arabistanı bile tek bir “Büyük Sultanlık” çatısı altına toplamak istiyordu, denebilir. Çaldıran Seferi, Şiî-İranı ortadan kaldıramadı. Ama büyük oranda zayıflattı, bu arada Özbekler de Horasan’ı tekrar Safeviler’den aldılar. Osmanlı-Özbek dostluğunun ve dayanışmasının samimi bir diyaloğu her iki devletinde yararına sonuçlar vermiştir.

Yavuz Sultan Selim, Osmanlı ülkesini Hazar denizi kıyılarına kadar genişletmek için gerekli firsatı bulamadı. Yavuz Sultan Selim’den sonra Osmanlılar’ın daha cazip ve belki daha kolay görülen amaçların arkasına düşdükleri görülüyor. Bununla birlikte Kanuni Sultan Süleyman devrinde (1520-1566), doğuya karşı ilginin canlandığı dönemler olmuşsa da, Osmanlı sultanları doğuda hedefi belli devamlı uzağı gören bir siyaset takip edememişlerdir.

Mustafa Nuri Paşa, Netayicü’l Vukuat, İstanbul, 1327 h., C. I,s. 75-76.

Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah, Sahaifü’l Ahbâr,Terc. Nedim Ahmed, İstanbul,1295 h., C. III, s. 470; Mustafa Nuri Paşa, a.g.e., C. I, s. 74; Solakzâde, a.g.e., s. 371.

Süheylî, a.g.e., 155 b ; Uğur, Yavuz Sultan Selim, s. 80.

Uğur, Yavuz Sultan Selim, s. 80-81.

Yazıcı, a.g.md., C. XI, s. 277.

Halbuki Belgrad’ın zaptı (1521) ve Rodos adasının alınmasından (1522) sonra, Osmanlı Devleti için Kafkaslar, İran ve hatta “İdil Boyu” ile meşgul olmak devletin bekası için daha yerinde olabilirdi. Çünkü o sıralarda bu bölgelerde Osmanlı-Türk ilerleyişini durduracak ve buraları “Pax-Ottomanna” çerçevesine alarak büyük bir Türk menşe’i kavimlerden müteşekkil yeni bir nizamın kurulmasına karşı gelecek hiç bir kuvvet yoktu , diyebiliriz.

Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve İdil Boyu, Ankara,1966, Giriş, V; Togan, Bugünkü Türk İli Türkistan’ın Yakın Tarihi, s. 132.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

“” için bir yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir