Devamı var:

Molla Emin İsfahani mektubunu Farsça ve Çağatay türkçesi ile yazmıştır. Nazım halde olan mektupta Selim’i methettikten sonra Şah İsmail’in Horasan’da yaptıklarını, oraları nasıl yakıp yıktığını, nice zulümler ettiğini anlatmakta ve Sultan Selim Han’ı bir hami olarak, sanki zamanın mehdisi gibi oralara çağırmaktadır.

Yavuz Sultan Selim, Çaldıran savaşında Sünnî olmasından dolayı ortaklaşa düşmanları olan Şah İsmail’e karşı ittifak kurmak ve birlikte hareket etmek için Hassa gulamlarından Mehmed Bey’le Semerkant Han’ı Göçgüncü Han’a Farsça bir mektup göndermiştir. Safer 920 /Mart 1514 tarihli bu mektup’ta Şah İsmail’in Doğu İlleri’nde insanlara yaptığı işkencelerden de bahsetmektedir. Zavallı insanların Beni İsrail’in Firavun’dan gördüğünden daha büyük bir zulüm gördüklerini yazıp, yakın zamanda büyük bir ordu ile hareket edileceğini, “Allah koruyuculuğunun ve ad ediciliğinin engin denizine daldırsın. Size babamın zamanından beri güvenimiz vardır. Sizin de bu işte bize yardımcı olmanız gerekir” diyerek sevindirici haberlerini beklediğini bildirmektedir.

Yavuz Sultan Selim’in bu mektubuna Cemaziyelevvel 920/Temmuz 1514 sonlarında, Göçgüncü Han’ın gönderdiği mektup ise şöyledir: “Hilafet’in en büyük hizmetlisi, saltanat menkîbeli Allah’ın göklerinin yıldızları arasında gezen, dünya sultanlarının sultanı, hakanlarının hakanı düşmanı ayağının altına bend eden büyük orduların pâdişahı Yunan ve Rum (Batı) ülkelerinin şehinşâhı, muzaffer İslâm ordularının hudâvendigârı…”, “Allah katında fakirler ve acizler koruyucusu zaferler ve fetihler babası… Sultan Selim Şah’a; meydana atıldıkları gündenberi onlarla savaşı bir din borcu bilmekteyiz. Elbette Özbeklerin vuruşlarını duymuşsunuzdur. Ama ne çareki ilk saldırı onlardan geldi. Seksen bine yakın Kızılbaş İran’dan Turanîlerle Amuderya nehrini geçip hücum etmiş onların korkusundan Kâbil ve Kandehâr hakimleri de onlara itaat etmiştir. Böylece İslâm’ın kubbesi olan Semerkand kapılarına kadar gelmişlerdir. Biz de geldikleri günün ikindi vaktinde onlarla savaşa girişmiştik ki, güneşin gurûb zamanına yakın üstelerinden geldik. Başbuğları olan Necmi Emir Ahmed İsfahanî, tutulup diri diri huzurumuza getirildi. Orduları tamamı ile mağlup oldu. Savaş yerinden nehir kıyısına kadar ki, bir aylık yoldur ölüleri birbiri üzerine yığıldı. Siz harekete geçince biz de harekete geçmek kararında olduğumuzdan elçiniz Nizameddin Mehmed Bey geldiği andan itibaren “Semerkand” sınırında, “Taşkend”e, bahadırlara, Ulus’un ve Tuman’ın beylerine bütün asker kumandanlarına, Özbek, Çağatay boylarına tabi olanlara, Cengiz Han soyuna kurultay kurulup Rafizîler üzerine yürümeleri hususunda karar vermeleri emr olundu…. Elçi Hurşid Bahadır’ın arzı ta’zimattan (hürmet ve ta’zimlerini ilettikten) sonra çabucak gelmesi iki tarafında “İsfahan ve Zenderud” civarında toplandığı dostlara haber vermesi uygun görüldü…. Mehmed Bey’e karşı bir kusurumuz oldu ise özür dileriz. Sizin hizmetinizde onlara lâyık oldukları derecede hizmet etmek güç bir iştir. Bundan dolayı da özür dilemek daha münâsiptir.”

Özbek Göçgüncü Han’ın mektubunda, tam bir uyum içinde oldukları ve ittifak halinde olacakları bildiriliyor. Bu mektuplaşmalar ve iyi niyet ifadelerine rağmen, pratikte, Yavuz’un Çaldıran savaşında Özbeklerle askerî bir ittifak kurduğu hakkında tarihi bir bilgi elimizde yoktur. Yalnız, Zeki Velîdi Togan; “Yavuz’un Çaldıran muharebesi esnasında Kırım ve Astarhan tarafından da Cengiz evlâdı bu harekete bir surette Kırım Hanı Mengli Giray’ın (1478 -1515) -üçüncü ve son saltanatı- mektubunda, Mehmed Emin’in (1502-1518) kendisini Horasan seferine, yani Özbeklerin Şah İsmail’e karşı seferine iştirak ettiğini bildirdiğini zikrettiği gibi, Şah İsmail için de gayet gâbi ve din düşmanı olarak tasvir eden sözler yazılmıştır. O’na karşı kazanılan zaferdan dolayı Mehmed Emin tebrik edilmiştir.

Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’i Çaldıran’da büyük bir hezimete uğrattıktan sonra hemen Göçgüncü Han’a mektup yazıp durumu O’na bildirmiştir. Yavuz Sultan Selim’in amacı; Ehl-i Sünnet inancını yaymak ve Şiî-Safevî Devleti’ni ortadan kaldırıp Doğu Türkleri ile Batı Türklerini tekrar birleştirmek idi, diyebiliriz. Çaldıran’da aldığı ağır mağlubiyetten sonra Şah İsmail, Sultan Selim’e barış için elçiler göndermişti. Bu sebeple Şah İsmail’in barış teklifini kabul etmemiş elçilerini tevkif ettirmiştir. Sultan Selim’in Göçgüncü Han’a Edirne’den gönderdiği Receb 921/Ağustos 1515 tarihli mektup, şüphesiz, Sultan Selim’in bu düşüncelerini bize en açık şekilde bildirmektedir:

“Kızılbaş-ı evbaş ile mabeynde vaki olan ahval ve macera mufassalen rûşen ve zâhir oldu. Vakıa Selâtin-i İslamiyye-i Zevi’l-Kudre lâzım ve vacib belki Farz-ı ayn dırki her bâr nevâmıs-i ilahiyye ve serâyici nübüvviye zalâm-ı zulm muhâlifat-ı din ve devlet ve me’anidân (inatçı) mülk ve millete muhtefi olsa (gizlense) darb-ı suyûf bevâtın (keskin) ve ta’n-ı remâh feratin ile heng-i perde-i fitne ve fesâd eyliye taki sevakıb-ı kevâkib şerayi’i nübüvveye alemi pûr-nûr idub isti’al-ı nâr-ı cevr ve i’tisaf-ı cereyan-ı tı’g-ı abdar ile müntefi ola. Şanlarına muvafık olmuştur tâki Diyarbekir ve Kürdistan ve mabeyinde vak’i olan kal’a ve tilâl ve cibalî ile levâhık ve merafiki ile ve siyasi ve feyafi ve nevahibesi ile müstahlis ve cümle-i muzafat-ı memâlik-i mahmiyemden olup ol diyarın ehl-i amme-i müste’min olub…. Ahırkâr bu hâlete tâkat getürmeyub ruy-ı meskenetten mütevâli elçiler gönderib ne tarikle dilerseniz sulh idelim dedikde melikat reddiyye-i tabi ati kabil zevâl olmayüb ki zenkî bî şesten nekerded sefid ve ferat tehûr ve hod râyî ve vufür tehtek ve sebkisârî üzere mecbul olmasını ilmî şerifim muhit olduğu cihetden kat’ian ahvâl ve akvâllerine mültefid olmayub hâl-ı sabık üzere mukarrer oldum, halıya Himmet-i aliyye-i padişahâneme lâzım ve vacib oldu ki inan-ı azimet humayûnemi. Ka’l u kam’-ı fitne ve fesada munsarif kılub inşallahu’l-aziz rûy-ı zemini ervâh-ı vücudlarından tığ-ı abdarla tenzif ileyub cerîde-i ‘alemden sevad-ı biruzlarını bi’l kulliye mahu ileyem “Ulemanın görüşlerinin de aynı fikirde olduğunu söyleyerek” Cenab-ı ‘aliye dahi lazımdır ki ol nevâhide olan umera-i kiram ile murâsele ve müşâvere idub ittifakla madde-i fitne ve fesadı bil-külliye kat idub mümkün oldukça nâm ve nişanları nâbedid olmanın esbabına mübaşeret oluna”, demektedir.

Sultan Selim, Şah İsmail’in “ şartlarını sizin belirleyeceğiniz bir sulh yapalım” teklifine, “katiyyen iltifatlarına itbar etmeyip savaş öncesi hal üzere oldum” diyerek Safevilere karşı tutumunu, Türkistan Hanı’na bildiriyordu. Hatta alimlerin de bu hususta Safevilerin zulmünden dolayı siyasi otoriteye destek verdiklerini belirtiyordu. Sultan Selim, kısmen kendi ordusundaki isyan belirtisi kısmen de Memluklular’ın askerî saldırısından korkması nedeni ile İran’ın içinde uzak noktalara kadar zafer yürüyüşüne devam edemedi. Zira Şah İsmail, Kansu Gavri’ye mektup yazıp, “Sultan Selim, İran-ı Kişver-i Acem’i zaptederse sıranın Arap topraklarına geleceğini söyleyerek” O’nu Selim’e karşı tahrik etmişti.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

“” için bir yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir