Devamı var:

XVI. yüzyılın başından itibaren Şah İsmail’in Asya’da gizlice yaydığı yeni mezhep; Ehl-i İslam’ı, birbirine düşman iki fırkaya ayırmıştı. Yalnız Şah İsmail iki büyük kuvvetle karşı karşıya idi. Birincisi bir sefer yendiği diğerinde yenildiği Özbekler; diğeri ise Özbekler’le mukayese edilemeyecek kadar mükemmel bir teşkilata sahip Osmanlılar idi. Safevîler müridleri vasıtası ile nüfuz sahibi olmaya çalışıyorlardı. Bu yüzden de gelecek için büyük bir tehlike oluşturuyorlardı. Yavuz Sultan Selim, daha şehzâde iken bu tehlikenin büyüklüğünü anlayarak İran topraklarına girip Erzincan ve Bayburt’a kadar olan yerleri hasara uğratmıştı.

Yavuz Sultan Selim tahta geçince, Şah İsmail, kendisine sağınan Şehzade Ahmed’in ikinci oğlu Murad’ı emrinde güçlü bir ordu ile Osmanlı ülkesine saldırtmıştı. Bu da Şah İsmail’in Türkiye toprakları üzerindeki emellerini açıkça göstermekteydi.

Şah İsmail’in bu düşmanca tavrı nihayetinde Çaldıran savaşına sebep olmuştur. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran savaşını yapması sadece kendi topraklarını korumak için değildi. O, Şah İsmail’in Türkistan’da yaptığı hareketleri de yakından takip ediyordu ve dolayısı ile Sultan Selim’in İran seferinin sebepleri arasında, Şah İsmail’in Türkistan da yaptığı eziyetlerin ve bu eziyetlerden bıkan halkın, yardım çağrılarının da etkisi vardı. Bu hususta Solakzâde Tarihi’nde; “Mülûku Özbekiyândan Şeybe Han dimekle ma’ruf bir pâdişah-ı a’zam-ı şânın kellesini zer û züyûr ile ârâste ve envâ-i cevâhir ile pirâste idüb meclis-i şarab da o kab ile umerâsına şarab ve tolular içirdi ve min ba’d cemaatle namazı nehy idüb câmilerde minberleri yakdırûb hâşâ seb ve la’în ashâb-ı hidayet asârını ol makarrı ehl-i İslâmdan bi nâm ve nişâne idüb ulemay-ı dinden ol bî din ve mezheb-i nâpak bulduğun helâk itmişdür.” Daha sonra devamla; “Allah’ın fazlı ile kuvvet ve kudretimiz kemâlde ve şimşir-i cihangirimiz nûr-u İslâm ile iştigalde iken ol mürtekib-i ef’âl-i şenî’â olan zimmet-i âli himmetimize aklen ve şer’ân lâzım gelmişdir”, denilmektedir.

Şah İsmail’in Türk İlleri’nde yaptığı zulmü anlatan ve Sultan Selim’den yardım talep eden pek çok mektup gelmiştir. “Memalik-i Horasan’da iklim-i irfana malik ve tarik-i nizam abdara salik Emin isimlü bir kamil-i a’rif a’sitane-i saadet a’şiyana bu name-i behcet hame-i göndermişdi”. Bu kişi Hoca Molla-i İsfahanî olup, Yavuz ultan Selim’i Türkistan için Şah İsmail’e karşı yardıma çağıran biri farsça, diğeri Çağatay Türkçesi ile yazılmış, iki mektup göndermiştir. Ancak bu mektup Yavuz Sultan Selim’in eline Çaldıran Zaferi’nden sonra Amasya’da kışlar iken geçmiştir. Bu mektupta Selim adeta bir kurtarıcı olarak çağrılıyor. Hatta Horasan’da bir Sultanlık kurması dahi isteniyordu. Mektubun burada kısa bir bölümünü vermek yararlı olacaktır:

“Kim ki sünni idi cefa kördi

Bid’at ehl-i din ibtila kördi

Sindin ümîd vardur âlem

Âlem içindeki benî âdem

Rişte-i küfrni çıkıb üzgil

Gelib islâm ilini tiz güzgil

İntizârıñ çeker Horasan lık

Kıl Horasân’da dahi Sultânlık

Vâr-ı müştâk saña ehl-i ırak

Eyle kim câña ten irür müştak

Maverau ‘n-nehr içre şâh u gedâ

Kıla -turlar saña mudâm du ‘â

Ki siniñ devletiñ füzûn bolgay

Düşmeniñ zâr-u ser-nîgûn bolgay

Devlet ü nusret ile azm eyle

Küfr def ‘in kılurnı cezm eyle

Kurtar islâm ehlini gamdan

Mihnet u bid ‘at ile mâtemden

Lutfile hastalarga dermân kıl

Hayr uçun zârlarga ihsân kıl

Ger cihânıñ nüvîdi sindindür

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

“” için bir yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir